|
|
SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE
Dilimiz Türkçe çok zengin bir dil. Sadece konuşarak değil, bizim bir de beden dilimiz var ki, sormayın gitsin. Belki de dünya dillerinde böyle bir özellik yoktur. Biz millet olarak her zaman konuşmayız. Bazen bir kaş, bazen bir göz, bazen bir el hareketi karşımızdakine neler anlatır neler…"Kapat ağzını, bırak gözlerin konuşsun" tarzı, şarkılarımıza dahi konu olmuş. Muhabbetlerde bazen bir tebessüm, bazen bir dik duruş, bazen de sükut etmek çok şey ifade eder muhatabımıza. Hani Mevlana da öyle diyor ya: ******* Kör cehalet çirkefleştirir insanları, Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek bir cevabım var Lakin bir lafa bakarım laf mı diye Bir de söyleyene bakarım adam mı diye. ******** Eski kültürümüzde simgeler, semboller, eşyalar, çiçekler, kıyafetler karşımızdaki insana pek güzel mesajlar verirdi. Özellikle genç kızlar ve delikanlılar birbirlerine olan tutkularını bu mesajlarla iletirlerdi. Yahya Kemal Taştan Bey, aşkın sesli ve sessiz dilinde bunlar üzerinde duruyor. Mesela, eskiden aşık sevdiğine beş karanfil göndermesi "Sana eş olayım" demekti. Aileden tepki varsa buluşup görüşmelerinin güç olduğunu ifade etmek istediğinde, üç karanfil gönderirdi. Aşık yedi karanfil göndermişse, bunun manası "Aşkın bitirdi beni" demekti. Genç kız güllü çorap giyerse, delikanlı sabah kalktığında ard arda gerinirse, bu tavır "Beni evlendirin" demekti. Pencere dışlarında açılmış çiçek varsa, "Bu evde evlenme çağına gelmiş kız var" demekti. Kız nişanlanırsa, saksı oradan alınırdı. Gençler arasında bu çeşit yazısız mektuplar, evlenince de devam ederdi. Mesela, adam eve fesini ters giyerek gelmişse, hanımda şalvarını kıvırıp beline sokmuşsa, karşısındakine çok sinirliyim mesajı verirdi. Eve gelen adam, eşinin başında şeker oyalı örtü görürse onun şeker istediğini anlayıverirdi hemencecik. Birbirine sırtını dönmüş dil şeklinde bir oya ile karşılaşırsa, eltisine küs olduğunu anlardı. Yok eğer başında mezar taşı şeklinde bir oya varsa, çektiği sıkıntıyı anlatırdı. Bu oyalı örtü "Kaynana öl de kurtulayım" anlamını taşırdı. İkram edilen veya yol kenarına konulan yiyeceklere de çeşitli anlamlar yüklenmişti. Mesela, Bakla'nın anlamı "Al beni kalbinde sakla" idi. Biber, "Bize yok mu bir haber" demekti. Börülce, "Efendim halin nice" sualiydi. Pirinç, "Sabah kahvesini bizde iç" anlamındaydı. Eğer bu yiyecek yoğurt ise, "Gönlünü benden soğut" mesajının zarif bir ifadesiydi. Pek çok örnekten, sizlere bir kaçını verdim. Tepedeki kavgacılar, ağzını açıp gözünü yumanlar, ağzı olup konuşanlar, ah şu zengin kültürümüzü öğrenseler de sussalar. Psikolojimizi bozuyorlar. Geçenlerde Safranbolu'daydım. Ecdadımızın o zarif ve ince sanatı yanında, kapılarda ki tokmakların her bir vuruşunun içeriye değişik mesaj verdiğini de öğrendim. Onu da inşallah bir başka sohbette konu ediniriz. Kalın sağlıcakla.
Yazı Tarihi : 03 Temmuz 2008 Perşembe
bu dörtlük ömer hayyama ait diye biliyorum ben
hande çelikel @ 18.07.2008 17:25:39
Yazıda geçen şiir Mevlana'nın değil..Hazret-i Pir'in böyle bir şiiri yok..İnyernette dolaşıp duran bu basit parçanın yazarı bir rivayete göre Neyzen Tevfik'tir; ama o da zayıf ihtimaldir; çünkü zayıf bir metindir..İnternette dolaşan her parçayı alıp kullanmak, dil ve kültürle ilgili nasihat çeken bir yazara yakışmış doğrusu.."bizim bir de beden dilimiz var ki.." Diğer insanlarda sanki beden dili yok..yazık, kimse kontrol etmiyor mu bu yazıları?
Yazar Çizer @ 09.07.2008 13:03:38
|
Köşe Yazarları
TCMB DÖVİZ |
| |
ALIŞ |
SATIŞ |
| USD |
1.6649 |
1.6729 |
| EUR |
2.1024 |
2.1125 |
SAKARYA'DA HAVA |
Hafif Sağanak Yağmurlu
|
12° |
Hissedilen : 12°
Nem Oranı : %88
Görüş : 3.2 km
|
| BUGÜN |
|
YARIN |
 |
|
 |
| Yağmurlu |
|
- |
| |
|
|
|
NÖBETÇİ ECZANELER |
|
Huzur Eczanesi
Kömür Pazarı No:38
Tel : 2715529
Gamze Eczanesi
Papuççular Cad.no:3
Tel : 2816211
|
|