Eğitimde değişen nedir?
29 Ocak 2012 Pazar
Eğitim sisteminde bir değişimin şart olduğunu biliyoruz.
Mevcut gidişatın varacağı yer iyi değil, bu herkesin malumu…
Fakat mevcut durumun iyileştirilmesi için yapılacak şeylerin de daha esaslı olması gerekiyor.
Bu nedenle son yıllardaki değişime parça parça bir yaklaşırsak asıl meselelere gelmeden yolumuzu kaybedebileceğimizi bir kez daha hatırlayalım.
Örneğin kışla tipi eğitimden kurtuluş yolunda öğrencileri statlara doluşturup marş marş yürütmekten vazgeçmek ve milli güvenlik bilgisi derslerini kaldırmak gerekli adımlardı.
Tamam, ama buradan bir çırpıda eğitimde sivilleştiğimiz, 28 Şubat'ın izlerinin silindiği sonucuna varmak aşırı bir iyimserlik değil mi?
Üstelik tüm bu değişim sürecinin istikametini tartışmadan toplam maliyetini göz önünde bulundurmadan yapılan parçacı değerlendirmeler ne kadar sağlıklı?
* * *
Evet, eğitimde bir değişim sürecine girdiğimiz kesin.
Ve bu değişim tabi ki Türkiye'nin genel gidişatından bağımsız değil.
O zaman resmin tamamını görmezden gelerek eğitimi ele alamayız.
Bu durumda karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?
Açıkçası çelişkilerle dolu bir tablo olduğu kanaatindeyim…
Ve "ustalık" döneminde çelişkilerin her alanda derinleştiğini göreceğiz.
Toplumun beklentilerinin değil yine belirli güç odaklarının taleplerinin önemini koruduğunu anlayacağız.
Başka bir ifadeyle herkes, devletin değiştiğini umarken sadece iktidarın el değiştirdiğini görecek…
Ankara'nın değiştiği iddiasının Ankara'da değişenlerin zannından ibaret kaldığını daha net anlayacak.
Modern küresel dünyanın, kapitalist düzenin, emperyalist sistemin hâlâ somut bir gerçeklik olarak hayatımızı kuşattığını fark edecek.
Dolayısıyla sivilleşme, demokratikleşme, ekonomide iyileşme, dış siyasette sıfır sorun denilenin mahiyeti orta vadede belirginleşmeye başladığında herkes olan bitenin maliyetini yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissedecek.
İşte eğitimdeki değişimin toplamda nereye oturduğunu ancak bu tartışmaları sağlıklı yürütebilirsek doğru kavrayabiliriz.
Burası daha büyük bir siyasi tartışmaya kapı aralıyor, konuya değinip basit bir örnekle meseleyi bağlayayım.
* * *
Milli Eğitimdeki değişim, Türkiye'nin entegre olduğu neoliberal dünya sisteminden bağımsız ele alınmamalı.
Dolayısıyla eğitimde iyileştirme adına yapılan şeyin toplumun ortak iyiliğini gözettiğine şahsen inanmıyorum.
Toplumsal ihtiyaçların gözetildiği ve değişimin buna göre yapıldığı iddiasının gerçeği yansıttığı tartışılır!
Mesela eğitim bakanı geçen gün ne dedi?
"Önceden adını koyduğumuz bir değişiklik başlatmayacağız.
Yapmaya başladığımız analizlerin sonucuna göre değişiklik yapacağız..."
Hemen bu iddiayı alıp, FATİH projesi bağlamında değerlendirelim ve soralım:
Vergilerimizden oluşan bütçeden 8 milyar dolarlık dijital tahtalar, tablet bilgisayar almak kimin fikridir?
Sizce adı bile önceden konulmuş bu proje toplumun hangi talebini karşılamaktadır?
O kadar milyar dolar özel sektöre aktarılmadan önce hangi ihtiyaç analizi yapılmıştır?
Kaloriferleri doğru yanmayan, tahtaları, boyaları dökülen ve öğrenci projelerini duvara asmak için pano bulamayan okullara bu kadar bilgisayar göndermekle eğitim sisteminde sahici bir değişim mi beklenmektedir?
Hayır, sonuçların öngörüldüğünü zannetmiyorum ama bu arada o kadar milyar dolar daha öncelikli ihtiyaçlar yerine dijital bir çöplüğe gidecek diye de açıkçası endişeleniyorum.
Ve tüm bu parça parça tartışmalar içinde eğitim sisteminin o baskıcı, yasakçı, tek tipçi ruhu bir hayalet gibi okulların üzerinde dolaşmaya devam edecek…
İşte değişmeyen gerçek…
Keşke asıl bunu tartışsak
Yorumlar
orhan ucur - 01.02.2012 13:45
gerçekten güzel bir yazı olmuş. İşin mutfağındaki bir kişi olarak tespitlerin çok yerinde. değişim kaçınılmaz ama masa başı kararlar sonucunda teori ve pratik eşleşmiyor ne yazık ki! işin adında MİLLİ var ama yapılanlar toplumun her kesiminin onayını almıyor, dediğin gibi sadece ankaranın iktidarı el değiştiriyor. kral çıplak demek isteyenlere ise izin verilmiyor. eğitim sistemindeki bir takım aksaklıklar bizzat sistemin yöneticilerinin koltuk sevdası yüzünden görmezden geliniyor. makroyu geçtim mikro açıdan baktığımızda her ay düzenli yapılan müdürler toplantısında hangi müdür benim okulumda maddi manevi sorunlar var diyebiliyor? hiç biri. neden? çünkü benim problemim var diyen müdür iş bilmeyen, veliyi kafalayıp işini gören iş bilir oldu.