KÜRESEL MELEZLEŞTİRME STRATEJİSİ
29 Ocak 2012 Pazar
Küreselleşmenin bilinen iki boyutu vardır. Birincisi kültürel ve ikincisi ekonomik boyut. Kültürel boyut, eskiden misyonerlerin yürüttüğü faaliyetlerin kapsamının genişletilmesiyle yeni bir şekil kazanmıştır. Bu yeni şekilde;küreselleştirmecilerin birinci hedefi çağdaş toplumların kendini savunma mekanizması olan "milliyetçilik akımlarını söndürmektir". Bu amaçla, kendilerinin ürettiği ırkçılık kavramı ile çağdaş milliyetçiliği eşdeğer tutarak suçlamakta ve onun yerine bölücü "mikro milliyetçilik" kavramlarını desteklemektedirler.
Küreselleşmecilerin milliyetçilik yerine kültüre aşılamaya çalıştıkları düşünce bireyselciliktir. Bireyselciliğin propagandasını yaparken, bunu özgürleşme olarak sunarlar. Cinsel tercih, cinsel özgürlük ve serbest aşk gibi söylemler bu çerçevede işlenen özellikle genç kuşaklara yönelik propaganda unsurlarıdır.Aslında asıl amaçları "aile kurumunu yozlaştırmaktır.". Oysa Türk milleti olanca badirenin içinden sıyrılıp bugünlere çıkabilmesini çok büyük ölçüde aile kurumunun kültüründeki sağlam yerine borçludur. Bu yüzden de küreselleşmeciler gerçekte bizim kültürel genlerimize saldırmış olmaktadırlar.
Küreselleşmenin diğer bir özelliği "İngilizcenin yayılmasıdır". Nitekim İngilizcenin eğitim dili olarak bir çok ülkede seçildiğini görmekteyiz. Bu hal, küresel ideolojinin arkasında Amerika'nın olması yüzündendir. Küreselleşme sürecinde düşünülmesi gereken konulardan biri de "gündelik hayatımızın dışarıdan biçimlendirilmesidir".Medya marifetiyle, medyatik güdümlü plan ve programlarla, içinde bilgisayarcıdan psikologa kadar pek çok uzman istihdam eden organizasyonlarla, insanlar arası ilişkiler, bir başka deyişle, toplum hayatımız piyasaların çıkarları doğrultusunda metalaştırılmakta, yönlendirilmekte ve şartlandırılmaktadır. Hintli yazar Tulasi Srinavas'ın Kaderle Randevu adlı makalesinde yer verilen tespitlerden biri şöyledir: "Küreselleşmenin en görünür biçimi, uluslararası medyanın yoğunlaştırdığı gösterişçi tüketim kalıplarıdır." Bir başka deyişle, toplumsal değerlerimiz piyasalaştırılmakta, bilinçli olarak, içinden kazanç çıkacak biçimlerde organize edilmektedir.
Küreselleşme sürecinde medya, entelektüel yanımızı köreltiyor ve bizi markaların savaştığı bir arena iklimine taşıyarak "alıklaştırıyor". Bu duyguyu bitmek tükenmek bilmeyen dizilerin orta yerinden alıyoruz. Bir çok TV dizisinde gerçekler, bilimsel bir ölçüde değil de, yapay bir psikolojik ortam içersinde çarpıtılarak sunuluyor . İhtiyaçlarımızla markalar arasında bağ kurmamız için bizi sanal bir kapanda baskı altına alıyorlar.
Küreselleşmenin önemli etkilerinden biri melezleştirmedir. Öyle ki hem genetik,hem kültürel,hem de din alanında melezleştirme söz konusudur. Dünyanın dört bir tarafından gelen insanlar, melezleştirme ağına düştükten sonra başkası olmaktadırlar. Genetik melezleşmeyi katmerli hale sokan da kültürel melezleşmedir. Sözde Ermeni soykırım yasasını Fransa parlamentosuna taşıyan Cezayir kökenli parlamenter Valery Bayer 'nin babası Cezayirli ve annesi Tunusludur. Ama Fransızlar tarafından eğitilmiş ve dolayısıyla onların yargısını benimsemiştir. Sarkozy de Yahudi asıllı bir devşirmedir. Yahudilere akıl almaz kötülükler yapan Katolik bir ülkeye cumhurbaşkanı olmuştur. Bunlar aslında Fransız olmadıklarının bilincindeler. Bu yüzden, kendilerini Fransızlara kabul ettirebilmek adına, bir Fransız'dan daha Fransız görünmek için yırtınıyorlar. Korsikalı Napolyon da böyleydi. Aslında bir Gürcü olan Stalin de böyleydi.
Küreselleşme dinleri bile melezleştiriyor. Ama bunun sorumluluğunun, öncelikle, güçlü ve varlıklı çevrelerle yakın ilişkiler kurarak kolay yaşamanın yollarını arayan "dini önderlerde" olduğunu kabul etmek gerekir. Küreselleşme olgusu, sürecin sadece hızlanmasının sorumluluğunu taşımaktadır. Nitekim Afrika'da, Çin'de, Hindistan'da, Kore'de yerel kültürel motiflerle sentezlenmiş Hıristiyanlık yaygınlaşıyor. Pakistan'da, İran'da ve Türkiye'de üç dini tek çatı altında birleştirmeyi düşleyen guruplar var. Dikkatle inceleyenler, bunların Müslümanları Hıristiyanlara yaklaştırmaya çalışan bir tavır sergilediklerini hemen fark ediyor. Kore'de "Moon" cular, Afrika'da "Afrika Yerel Kilisesi", Hindistan'da "Sai Baba",İsrail kaynaklı "Bahailik",Çin'de "Konfüçyüs'çü Hıristiyanlık", Türkiye'de "İbrahimî Dinler ve Dinler arası Diyalog" söylemi hepsi melezleştirmenin tipik örnekleridir. Kısacası yeni sömürgecilik her tarafta kol geziyor.Samimi dindarların çok dikkatli olması gerekiyor.
Yorumlar
vahit şahin - 05.02.2012 05:21
Hocam çok haklısınız.Başbakanımız çok uyanık bir siyasetçi.MİLLERTİN İSTEDİĞİNİ KONUŞUYOR,KÜRESEL GÜÇLERİN İSTEDİĞİNİ YAPIYOR.Sonuç olarakta,millet memnun-küresel güçler memnun.
cafer korulu - 30.01.2012 18:30
Aynen öle hocam.Maalesef bizim AK Parti döneminde bu melezleştirme zirve oldu.Bir yandan persinvanyalı,diger yandan liberal AK Partimiz ve sonuç her alanda kokma,çürüme,melezleşme.Buna dur diyecek bir pari,bir gazete,bir STÖ yok.Ne olacak bu milletin hali.?