Köşe Yazarları > Mustafa TOPKARA > "GERÇEKTEN, ÇOCUKLARINIZI SEVİYOR MUSUNUZ?"
IMKB 100 : 57.331 %(-1,33)
Dolar : 1,8235 TL
Euro : 2,3180 TL

"GERÇEKTEN, ÇOCUKLARINIZI SEVİYOR MUSUNUZ?"

01 Şubat 2012 Çarşamba

Çocuklarınızı "Rahat bırakın!" diye seslendiğimde,
"Sizin çocuğunuz var mı ki!" tepkilerine çok muhatap oldum!
Sevgi adına onların hayatı hakkında karar vermeye çalışan ailelerin, müdahaleci tavırlarının sevgiyle bir ilgisi yok.
Çocuklarının doktor/mühendis/eczacı olmasını isteyen, çok para kazanacağı, çevre tarafından itibar gören biri olması çaba harcayan, çocuklarını bunun için zorlayan anne babaların, gerçekten çocuklarını çok sevdiği için bu davranışları sergilediklerini düşünmüyorum!
Ve ben, onların çocuklarını gerçekten sevdiğini düşünmüyorum!
Onların kendileri dışında birini sevebildiklerini de düşünmüyorum!
Onlar kendilerini seviyorlar!
Birini sevmek, koşulsuzluktur…
Onu olduğu gibi, her haliyle kabul etmektir.
Onu değiştirmeye çalışmamaktır.
Onu korumak adına zorlamamak, engellememek, sınırlamamaktır.
Yanında olmak, destek olmakla karışmayı, yönlendirmeyi birbirine karıştırmamaktır.
Kültürümüzde en yaygın çocuk ebeveyn ilişkisi;
Koruyucu-kollayıcı, baskıcı-otoriter anne-baba tutumlarıdır.
Bizim kültürümüzde
"Çocuk yetiştirmek" diye bir deyim var.
Aile böyle bir "misyon" edinmiş kendine.
Daha ötesi, kendinde böyle bir "hak" görüyor.
Çocuğunun; içinde yaşadığı topluma faydalı, çevresindeki insanlar tarafından sevilen, ekonomik olarak güçlü, rahat yaşadığı bir hayatının olmasını istiyor.
Bunun için "özel okullara" gönderiyor.
Evde başında oturup, ders çalıştırtıyor.
Öğretmenle temas halinde, derslerdeki bir düşüşe müdahaleye hazır bekliyor.
***
Sevgili anne-babalar!
Sizin bir hayatınız yok mu?
Hayatınızı, işinizi, gücünüzü bırakıp, neden çocuğunuza "sarıyorsunuz"?
Siz çocuklarınızı değil, kendinizi seviyorsunuz.
Neden, biliyor musunuz?
Onları seviyor olsanız, başarısız olduklarında öfkelenmezsiniz!
Ders çalışmak istemediklerinde rahatsız olmazsınız.
Onları suçlamazsınız!
Ders çalıştığında sevgi göstermez, hediye vaatleriyle onu ikna etmeye çalışmazsınız.
Dersleri kötü olduğunda küsmez, darılmazsınız.
İki de bir laf sokup, iğnelemezsiniz!
Belki çocuğunuz sizin istediğiniz gibi biri olmak istemiyordur.
Belki çalışmak istemiyordur.
Belki çok para kazanmak istemiyordur.
Belki herkes tarafından sevilmek istemiyordur.
Belki herkesin ona saygı duymasını, itibar görmeyi istemiyordur.
Hiç bunu düşündünüz mü?
Düşünmediniz!
Daha dramatik tarafı ne, biliyor musunuz?
Küçük yaşlardayken onun gibi düşünüp, büyüyüp yetişkin olup anne-baba olduktan sonra anne babanız gibi düşünüyor olmanız!
Onlara hak veriyor olmanız!
"Anlamamışım ben annemi, babamı!"
"Haklıymış onlar!"
Gerçekten mi?
Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?
Bence hayır!
Küçüklüğünüze geri dönseniz, yine o günkü gibi düşünürsünüz, bundan eminim…
Mutsuz olduğu ilişkisini kaybettiğinde pişmanlık yaşayan birinin durumu, sizin yaşadığınız.
Çocuklarınızla ilgili kaygılarınız, geçmişle ilgili pişmanlıklarınız yüzünden anne babanıza hak veriyorsunuz.
Eğer onları dinleseydiniz, bugün çok daha iyi koşulları olan bir hayatınız olurdu, yaşadığınız pek çok acıyı da yaşamamış olurdunuz, böyle düşünüyorsunuz.
Şimdi,
Kendinizle ilgili tüm kaygılarınızı, pişmanlıklarınızı çocuklarınızın üstüne yansıtıp, onun üzerinden gidermeye çalışıyorsunuz.
Kendi hayatınızla ilgili yapamadıklarınızı onun üzerinden yapmaya çalışıyorsunuz.
Ve siz buna "sevgi" diyorsunuz!
Öyle mi?
Can Yücel der ki:
"Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş."
Ne dersiniz?

Yorumlar

ersin incesu - 03.02.2012 14:10

usta sen büyük adamsın:)
Bom Bom Kuponu, Sezar Altin