Köşe Yazarları > Hasan KURTİÇ > Büyükşehir Konservatuarı!
IMKB 100 : 57.331 %(-1,33)
Dolar : 1,8235 TL
Euro : 2,3180 TL

Büyükşehir Konservatuarı!

15 Şubat 2012 Çarşamba

BAŞLIKLAR

  • Dilekçe yazmayı bilmemek

Ortamı yumuşatmak, güzellemek için söylendiğine inandığım için, Büyükşehir Meclisi'nde geçen, şu " Ağalık !" topuna girmiyorum. Dilerim O benzetmeyi doğru yere koyar. İşimiz, polemik değil, şehrin yaşanabilirliği…
Kamu, (Belediyeler dahil), şehre ait arsa ve mülkleri artık yüzde 100'e yakın doğru kararlarla kullanmak zorunda. Deprem sonrası, geçici kamu mekânları için, boşa harcanan çok büyük servetler çöpe gitti.
Bir örnek de Eski Otobüs Terminali'nde yaşanacak gibi. Donatım'daki, eski SSK Şubesi ile eski Adliye binaları trajikomik bir süreçtir. Karaman-Camili İş Yerleri ise of ki, offf!
Baktım, İstanbul'da bir belediye, sokakta kalanlar için bir kapalı spor salonunu barınak haline getirmiş… Yatacak yerleri, yemekleri, banyoları, televizyon odaları var.
Birçok kişi için kurtuluş olmuş. Toplum da tehlikeden kurtulmuş. Enkaz olacağına, böylesi sosyal çözümler vardır. Tinerci çocuklar için de. Daha önemlisi, Kadın Sığınma Evi eksikliği gibi bir yaramız var.
Haaa! Nereden geldim bu konulara? Şu andaki Büyükşehir Belediyesi Hizmet Binası'nın karşısındayım. Erenler Belediyesi'nin yeni yaptığı binaya, Büyükşehir Belediyesi deseniz, "Aaa, yakışır!" derim; ama…
Atatürk Parkı'nın içindeki Adapazarı Orta Okulu binası, Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı ve Sanat Merkezi olarak projelendirilse harika olur.
Büyükşehir de, Sakarya nehri kenarında iyileştirdiği arazilerine, SATSO ile OSB Müdürlüğü arasına, TEM'e nazır, yakışır bir hizmet binası yapabilse!
Bizimkisi hariçten gazel! Serdivan Şehit Mezarlığı'na ziyarete giderim. Başımı kuzeye çevirir; şehrin en muhteşem villalarını oraya kurarım. Tünel geçişlerle, Serdivan'a çok kolay ulaşmayı düşünürüm... Laf işte : )

Dilekçe yazmayı bilmemek

Bugün, bilgisayar kuşaklarının çok büyük bir bölümü, dilekçe yazmayı bilmiyorsa şaşırmam. Dilekçe yazmayı bilmeyen daire müdürü, hatta öğretmen de görebiliriz… Siyasetin eğitimi getirdiği nokta budur…
Cumhuriyet'in öğretmenleri bizim kuşağımıza daha ortaokulda dilekçe ve mektup yazmayı öğretmişti. O nedenle, tamam'ı, tamam diye yazarız; tmm değil. Milli Eğitim, tablet öncesi, çok düşünmeli. Kendi yöneticileri için bile!
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk işi dağ köylerine kadar aydınlanmayı hedeflemek oldu. Okuma yazma bilmeyen kalmasın; herkes aydınlansın istendi. Bunun en büyük zirvesi de Köy Enstitüleriydi…
Halkın aydınlanması, hiç kimseye muhtaç olmadan, kendi çözümünü kendisi bulabilir, bağımsız bireyler olması tarih boyunca iktidarların en büyük korkusu olmuştu…
Köylünün okuryazar olması, nitelikler kazanması, zengin çağdaş yaşamı olması, hak aramayı bilmesi, uyanması her ülke için kazanımdır. Dedik ya; öte yanda, köylünün hakkını öğrenmesi ve istemesi kimileri için yolun sonudur.
En az 20 yıldır " Sakarya köylüsü 1 hafta Adapazarı'na ve ilçe merkezlerine inmesin, ekonomik hayat felce uğrar! Kocaali, Kaynarca, Taraklı, Geyve, Hendek minibüsleri 1 hafta çalışmasın; gör bakalım çarşı pazarı !" derim.
Sapanca'dan, Adapazarı ve İzmit'e sabahın köründen gecenin yarımına kadar minibüs var. Hepsi de tıka basa insan dolu. Doğru; çoğu çalışmaya gider, alışverişe değil. Ama o da ekonominin bir parçasıdır… Yaz o zaman dilekçeni

Bom Bom Kuponu, Sezar Altin