25 Temmuz 2017

Beytullah ÖNCE16 Temmuz 2017 , Pazar

Beytullah ÖNCE

15 Temmuz mu? Darbe mi? Bir daha asla!

Darbeler tarihimizin kara sayfalarına eklenen 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin üzerinden tam bir yıl geçti.
Kendisine “Yurtta Sulh Konseyi” deyip de, tüm yurtta halka adeta harp ilan eden darbeci yapı, şehrimiz de dâhil olmak üzere, birçok şehirde silahlı bir kalkışma gerçekleştirdi.
O meşum gecede, sadece ağırlar silahlar değil, tankların namluları da insanlara doğrultuldu.
Halkın canına kast eden azgın azınlık, savaş uçakları ile şehirlerimizin semalarından bombalar yağdırdı.
Lakin gecenin sonunda kazanan, gövdesini bu hayâsızca akına karşı siper eden insanlar oldu.
Tankların önünden kaçmayan, kurşun yağmurlarına rağmen darbeciler karşısında geri adım atmayan, darbeci çetenin boş tehditlerine aldırmadan meydanları tutan, velhasıl, sadece orada yalnızca kendi varlığını değil aslında hepimizin ortak varlığını topekûn müdafaa eden herkes, göğsüne bir onur nişanesi takmıştır.
Tüm politik mülahazaların ötesine geçen bu durum benim açımdan hiç değişmeyecek.
Şimdi geride kalanlara, bir 15 Temmuz daha yaşanmaması için, yaşadıklarımızdan ders çıkarmak düşmektedir.
Darbeler kitabına kanlı bir yaprak daha ilave etmeyi kimsenin aklının ucundan dahi geçirememesi için yapılması gereken çok şey var.
Öncelikle, eleştirilerden ve hatalarımızdan ders almayı öğrenmeliyiz.
15 Temmuz sonrasındaki en haklı tespitlerden biri şuydu:
“Eleştiri niye değerli biliyor musunuz? Münafık eleştirmez. Aynı sizin istediğiniz gibi konuşur. Hep onaylar.”
Cihan Aktaş’ın bu tespitine, özellikle darbe girişiminin odağındaki Fethullah Gülen yapılanması hakkında geçmişte yapılan eleştirilere kulak vermeyenler dikkat kesilmeli.
Çünkü düne kadar, askeriye, bürokrasi, emniyet ve yargı başta olmak üzere birçok alanda kendi paralel örgütlenmesini kuran bu yapı hakkındaki eleştirileri kulak ardı edenler; bugün de 15 Temmuz sonrasındaki gidişata dair eleştirileri kulak ardı ediyor.
Ne yazık ki dalkavukluk, goygoyculuk geçer akçe olarak piyasa değerini hâlâ koruyor.
Oysa alınmayan her ders, bize başka acı tecrübeler getiriyor, akıllanmayacak mıyız?
15 Temmuz gibi bir geceden de kalıcı dersler çıkarmayacak mıyız?
Çıkarmalıyız.
Bu derslerin en mühimi de, sanırım bu memleketi, tüm farklılıklarıyla birlikte, adalet ve hakkaniyet içinde yaşatacağımız toplumsal bir mutabakatı ve düzeni tesis etmenin gerekliliğidir.
İnsanlar, inancından, etnik kimliğinden, siyasi tercihlerinden ötürü dışlanmamalı, haksızlığa uğramamalıdır.
Hiçbir kişi ya da grubun, devlet gücünü kendi tekeline almasına tekrar izin verilmemelidir.
Bunun için devlet, tam anlamıyla kamusallaşmalı, kamu imkânları toplum yararına ortaklaştırılmalıdır.
Hepimizin yaşadığımız sorunlar karşısındaki tespitlerinde ve çözüm tekliflerinde farklılıklar olabilir.
Bunları hakkaniyete dayalı sonuçlar geliştirmenin imkânına dönüştürmek zorundayız; çatışmanın ve ayrışmanın zeminine değil.
Siyasetten, yargıya, emniyetten, eğitime, her alanda kamusal yarar ön planda tutulmalı; adil, şeffaf, hesap verilebilir ve denetlenebilir mekanizmalar kurulmalıdır. 
Hiçbir noktada, insanı ezecek kadar gücün ve otoritenin tesis edilmesine, gücün kişi ya da kurumlar tarafından tekelleştirilmesine olanak verilmemelidir.
Bunun için gereken yapısal dönüşüm sağlanmalıdır.
Ancak o zaman, çıkar gruplarının, kamu gücünden ve imkânlarından, kendi ya da başka güç odaklarının menfaatleri yahut emelleri doğrultusunda istifade etme planları bozulabilir.
Kamu yönetiminde kayıtsız şartsız itaat değil, ehliyet ve liyakat esas alınmalıdır.
Unutulmasın ki, bugün kendi çıkarı için sizin her dediğinize baş sallayan; yarın yine kendi çıkarı için başka odaklara da boyun eğecektir.
Sadakat, güce ve çıkara değil; ilkelere olmalıdır.
Üzerinde, olağanüstü halde titrememiz gereken en önemli ilkeler ise şüphesiz adalet, hakkaniyet, ehliyettir.
Şimdi, darbe girişimi sonrasında yaşadığımız olağanüstü hal sürecini, bir de bu ilkeler ışığında birlikte gözden geçirelim.
Geride kalan bir yılı, daha güzel bir geleceğin inşası için mi değerlendirebildik mi?
Arada alınan kararlar, kararnameler toplumsal sorunlara mı müdahale etti, topluma mı?
Darbeciliği, darbeci yapıları tasfiye edecek gerçek çözümler mi geliştirdik, yoksa iş başka mecralara doğru yol mu aldı?



15 Temmuz’un kuklaları kadar, kuklacılarına yönelik de bir siyaset kurabildik mi?
Şayet bu sorular etrafında doğru düzgün bir tartışma, diyalog ve çözüm zemini geliştiremezsek, her eleştiriyi ve itirazı “ihanet” diye kodlayıp, susturmaya kalkışırsak; akıbetimizden nasıl emin olabileceğiz?
O halde, akıp giden zamanı kayıplar hanesine eklemekten artık vazgeçelim ve sahici gündemlere odaklanalım ki; darbeler tarihinden değil, darbelerin artık kesinkes tarih olmasından söz edebilelim.
Son olarak, darbecilerin tuzaklarını bozan Rabb’imizden, bize öyle bir geceyi tekrar yaşatmamasını niyaz ediyorum.


Bu yazı toplam 1 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİHABER GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİHABER GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama


 


 


 

 


 




 



Anket Sorusu Diğer Anketler

SAKARYA'NIN EN BÜYÜK SORUNU NEDİR?

PUAN DURUMU


altın


SAKARYADA HALI YIKAMA SAKARYA HABERLERİ Sakarya'da Kiralık VinçSakarya OtelleriSakarya OtelSAKARYA HALI YIKAMASAKARYA DÜĞÜN SALONLARIİZMİR YOGA