19 Kasım 2017

Mustafa TOPKARA20 Ağustos 2017 , Pazar

Mustafa TOPKARA

Manüplasyon

Bir ilişkiye başladığınızda belli başlı sorular etrafında dönen bir “kaygı yumağının” içine girersiniz.

  • Beni seviyor mu? Seviyorsa ne kadar seviyor?
  • Seviyor ama değer veriyor mu?
  • Beni yeterli buluyor mu?
  • Ayrılığı düşünüyor mu?
  • Beni aldatıyor mu? Aldatıyorsa kim?
  • Ben seviyor muyum, benim için doğru kişi mi?

Bu sorular, altındaki kaygılardan dolayı ortaya çıkar ve her ilişki farklı bir soruyu öne çıkartır.
Ancak, bu soruları sormak, kaçınılmazdır.
İşte bu noktada “aldatılma korkusu” ve eylemin kendisi,
ilişkilerde önemli bir alanı kaplar.

***
Psikiyatr Agah Aydın ilişkiler üzerine bir sohbetinde kendisine aldatmanın tanımı sorulduğunda,
“kişinin gönlünün bir başkasına kayması, kişinin başka birine yönelmesi” olarak tanımlıyor.
Başka biriyle içinde duygusal bir “bağ yoksa” cinsellik yaşamanın aldatma anlamına “gelmeyeceğini” söylüyor.
Bu tanımın kusurlu olduğunu düşünüyorum.
***
Göreceli bir konudan bahsediyoruz.
Aldatmayı davranış değil davranışı sergileyenin niyeti ve karşı tarafın o davranışı nasıl algıladığı tanımlar.
Partner yapılan davranışını aldatma olarak görmüyorsa,
sizin bir başkasıyla ne yaşadığınızın önemi yoktur.
Aldatma kelimesini gündelik dilde
Beklenmedik şekilde karşı tarafı yanıltarak onun rahatsız olacağı bir durumla karşı karşıya bırakmak” anlamında kullanıyoruz.
Kelimenin anlamından yola çıkarsak, aldatma tanımının yapılması için kişinin yapmış olduğu eyleme değil,
“karşı tarafın algısına” yönelmemiz gerekir.
Kuşkusuz buradan hareket ettiğimizde yine “göreceli” bir durum ortaya çıkar.
Yanıltıldığını düşünen kişi partnerinin bir başkasıyla üç saniye bakışmasını da aldatma olarak değerlendirebilir,
geçmişteki sevgilisine sosyal medyadan bakmasını da..
***
Bu kadar göreceli bir konuyu “aldatma şudur, şu demektir” diye tanımlamak, hem gerçekçi değil, hem de sorun cözen bir yaklaşım değildir.
Sorun çözmez, çünkü terapist olarak tanım yaptığınızda çiftler sorunu kendi duyguları etrafında değil sizin yorumunuz etrafında tartışmaya başlarlar.
Bu noktada o tanım çiftlerin ilişki içinde birbirlerine karşı yürüttükleri rekabetin bir parçası olur.
Burası bataklıktır, çıkılamaz. 
***
Meselenin bu kadar göreceli olması, meselenin ne kadar kişisel bir durum olduğunu da gösterir.
Bu nedenle aldatma eylemine gösterilen tüm tepkiler (hayal kırıklığı hariç) aldatmanın kendisinden öte kişinin kendisine ait bir krizi dışarıya yansıttığını gösterir.
Aldatmanın karşı tarafın suçu olarak görülmesine neden olan da bu kişisel krizin ilişkiye yansıtılmasıdır.
Kişinin “kendi gerçekliğini” ve “ilişkiyle ilgili gerçekliğini” kabullenememesi sonucu ortaya çıkan kişisel kriz,
karşı tarafın suçlanarak onun tarafından tolere edilmesi beklentisiyle dindirilmeye çalışılır.
Partneriniz bir başkasından hoşlanmış olabilir.
Partneriniz bir başkasına aşık olmuş olabilir.
Partneriniz bir başkasıyla seks yapmış olabilir.
Bu durumlar gerçekte kişinin diğer kişiyle ilgili duygusal/psikolojik sürecidir.
Ve “gerçekte” sizinle bir ilgisi yoktur.
Sizin meseleniz de “değildir”.
Partnerimizin bir başkasından hoşlanmış olmasını,
aşık olmuş olmasını,
onunla seks yapmasını “kişiselleştirmemizle” başlıyor aldatmanın krizi.

***
Aldatmaya tepkiler genel olarak,
yok sayma, çevreden sakınma, çevreden izole olma, öfke, intikam (öç alma isteği), ilişkiyi kurtarma çabası, ayrılık girişimi, kontrol davranışlarıdır.
Bu tepkiler kişinin içine düştüğü (aslında hepimizin içinde zaten varolan ve savunma mekanizması geliştirerek dışsallaştırdığımız)
şu 3 duygusal zorlanmanın dışa vurumudur;

1. Güvensizlik (Varoluşuyla ilgili kaygı)
2. Terkedilme endişesi (Ayrılık korkusu)
3. Yetersizlik endişesi (Özgüvenin sarsılması).

***
Kişi baş edemediği bu 3 duygu nedeniyle partnerin bir başkasına hissettiği duyguyu ya da onunla yaşadıklarını “kişiselleştirir”.
“Ondan hoşlanmış, demek ki artık benden hoşlanmıyor.”
“Onu sevmiş demek ki artık beni sevmiyor.”
“Ona aşık olmuş, demek ki artık bana aşık değil.”
“Onunla seks yapmış, demek ki artık beni arzulamıyor.”
Bu düşünceler doğru da olabilir, yanlış da.
Burada sorun;
kişinin “kendi ilişkisindeki” hoşlanma, sevgi, aşk ya da cinsel arzu yoksunluğu sorununu kendi ilişkisine bakarak değil partnerinin bir başkasıyla yaşadıklarına bakarak “yorumlamasıdır”.
Kişiselleştirme dediğim budur.
Bir başkasıyla yaşananlar varolan ilişkideki yoksunluklardan kaynaklanır, doğru. Ancak, kişinin diğer ilişkiye bakarak kendi ilişkisi hakkında yorum yapmaya çalışması;
hem kusurludur hem de sorunu bir başka yerde arama (dışsallaştırma) eğilimini güçlendirir.
Bu yaklaşımın sorunu
“aslında benim ilişkimde sorun yok, sorun partnerimin diğer kişiyle yaşadıkları” noktasına kadar kişiyi götürmesidir ki bu da
kendi ilişkisindeki krizin inkarıdır.
***
Mesele bu noktada kişinin sorununu bilinçaltı süreçle maniple etmesine gelir.
Terapinin varlığını mümkün kılan meseleye..
İnsanın kendi kişisel krizini nasıl başka bir krizmiş gibi algıladığını, bir danışanımın bana gönderdiği mektup üzerinden yorumlayacağım bir sonraki yazımda..
Haftaya görüşmek üzere…
Iyi pazarlar…


Bu yazı toplam 1 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİHABER GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİHABER GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara


 


 




 



Site İçi Arama

Anket Sorusu Diğer Anketler

SAKARYA'NIN EN BÜYÜK SORUNU NEDİR?

PUAN DURUMU


altın


SAKARYADA HALI YIKAMA SAKARYA HABERLERİ Sakarya'da Kiralık VinçSakarya OtelleriSakarya OtelSAKARYA HALI YIKAMASAKARYA DÜĞÜN SALONLARIİZMİR YOGA