1 Mayıs'ın Mesajını Gölgeleyen Kim?

1 Mayıs’ta, Sakarya’da Salko Camii önünden Kent Meydanı’na yürüdü sivil toplum örgütleri, sendikalar ve siyasal partiler.
Korteje yönelik herhangi bir müdahale olmadı.
Yürüdüler, sloganlarıyla, dövizleriyle ve pankartlarıyla mesajlarını kamuoyuna ilettiler.
Herhangi bir sorun çıktı mı; çıkmadı.
Türkiye’nin birçok şehrinde binlerden on binlere uzanan kortejler, caddelerden, alanlardan geçip gittiler sloganlarıyla, dövizleriyle, pankartlarıyla.
Herhangi bir şiddet olayı yaşandı mı.; yaşanmadı.
Peki ülkenin her yerinde temsilcileri, gönüldaşları, yoldaşları barışçıl bir şekilde yürürlerken herhangi bir sorun çıkarmayan sendikalar, sivil örgütler ve siyasi partiler; neden Taksim’e gelince aynı şeyi yapmasın?
Yapamıyor çünkü sorunu çıkaran kendileri değil; bizatihi o meydanı yasaklayanlar.
Provokasyon yapan kendileri değil; Taksim’i bir meydan muharebesi alanına çeviren siyasal iktidar.
Sorun, kamusal hareketlerde değil; olanca güvenlik gücüyle kamuyu, yani halkı o meydana almama konusunda kibirli bir muktedir aklıyla hareket edenlerde…
Güvenlik güçleriyle kamusal örgütleri karşı karşıya getirenlerde…
Halkın çocuklarını birbirine düşürerek saltanat sürme merakı taşıyanlarda…
Devletin gücünü arkasına alarak, insanlara emirler yağdıran, keyfi yasaklarla ve baskıcı kararlarla en temel hak ve hürriyetleri yasaklayanlar, provokasyonu çıkaranların da, ortamı şiddete teslim edenlerin de ta kendileri.
Eğer bunu göremiyorsanız, gün gelir, muhalif bir şekilde gösteri ve yürüyüş hakkınızı kullanırsınız ve başınıza gelince anlarsınız.
Bunu defalarca yaşadığım için biliyorum.
Cuma günü ben de İstanbul’daydım.
Eğitim İlke-Sen kortejindeydim.
Niyetimiz Fatih ilçesinde, Mihrimah Sultan Camii önünden Eminönü’ne kadar yürümekti.
Anlayacağınız Taksim’e çıkmak şeklinde bir niyetimiz yoktu, bunu kamuoyuna yaptığımız eylem davetinde de zaten bildirmiştik.
Fatih Camii’ne kadarki yürüyüşte herhangi bir sorun olmadı.
Cami avlusunda 1 Mayıs için toplanan diğer Antikapitalist Müslümanlar gibi diğer sivil hareketlerle buluşup, başta Soma’da olmak üzere iş cinayetlerinde hayatını kaybeden emekçiler için gıyabi cenaze namazı kıldık.
Ama daha orada ilk engellemeyle karşılaştık.
Güvenlik güçleri, cami avlusunda eylemi tamamlayıp, dağılmamızı istediler.
Bunu kabullenmedik ve Eminönü’ne kadar yürümek istediğimizi bir kez daha bildirdiler.
“Yukarıdan” gelen talimatla buna müsaade edemeyeceklerini söylediklerinde, kendilerinden “müsaade” istemediğimizi, zaten en doğal hakkımızı barışçıl ve güvenli bir şekilde kullanmak istediğimizi, kendilerinin vazifesinin de bizim güvenliğimizi sağlamak olduğunu kendilerine belirttik.
Son olarak Saraçhane Parkı’na kadar yürüyüşümüze engel olmayacaklarını bildirdiler.
Kortej olarak caddeden devam ettirdiğimiz yürüyüş, tam parkın önüne gelindiğinde çevik kuvvet güçlerince bir kez daha kesildi.
Yine “yukarıdan” gelen talimatla Saraçhane Parkı’na giremeyeceğimizi söylediler.
Bu o kadar saçma, o kadar anlamsız bir tavırdı ki, orada olsaydınız hak verecektiniz.
Lakin devletin gücü, kudretini ispat etme kaygısı taşıyan müstekbir zihniyet için bu gayet doğal bir şeydi.
Son ana kadar parka girme hakkımızı savunduk, lakin şiddetli bir müdahalenin yaşanma anı geldiğinde, kortejdeki kadın ve çocukların trafiğin de olduğu bir ortamda bibergazı, cop ve bir ihtimal plastik mermiye hedef olmalarının sorumluluğu karşısında eylemi hemen yanı başımızdaki parkta taşıma kararı aldık.
Şimdi bu örnek bile meselenin aslında Taksim olmadığını gösteriyor.
Bu örnek bile aslında meselenin Taksim’le ilgili anlatılanlarla alakası bulunmadığını anlamaya yetiyor.
Burada sorun çıkaran yasakçı zihniyetin ta kendisidir.
1 Mayıs’ta ortalığı şiddete bulayan da bu zihniyetin güvenlikçi bürokrasisidir.
Eğer sorunu gidip de, en temel insan haklarından kabul edilen gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak isteyenlerde görüyorsanız; bugün başkasının başına gelen şeyin yarın sizin başına da gelebileceğini hatırlatmak isterim.

YORUM EKLE

banner22

banner21