Ürünlerin Fiyatına Müdahale Etmeye Çalışırken Fiyatına Müdahale Edecek Ürün Bulamamak yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız :
Kimden : Kime :
Mesajınız :

Ürünlerin Fiyatına Müdahale Etmeye Çalışırken Fiyatına Müdahale Edecek Ürün Bulamamak8 Şubat 2019, Cuma

Türkiye, Dünya'nın birçok ülkesi gibi karma ekonomi modelinin uygulanmakta olduğu bir ülke. Yani devletçi politikaların pazar (piyasa) şartları ile birlikte yürütüldüğü bir model bu.
Dünya'nın birçok ülkesi gibi derken, bu noktada ülkeleri bir doğru parçası üzerinde düşünecek olursak devletçiliğe daha yakın ülkeler olduğu gibi devletçiliğe daha uzak, piyasaya daha yakın ülkeler de mevcut. Elbette hiçbir ülke, bu doğru parçası üzerinde sürekli olduğu yerde kalmıyor.Bazı ülkeler piyasa çizgisine daha yakın bir konumdan devletçi modele doğru yanaşırken, bazıları ise bunun tam tersini yapacak adımlar atıyor.
Tarihi tecrübeler bize gösteriyor ki; bu doğru parçası üzerinde devletçiliğe doğru yanaşan ülkelerin ekonomisi (ve dolayısıyla her şeyi) daha kötüye giderken, devletçi politikalardan uzaklaşan ülkelerin durumu, refah seviyesi daha iyi duruma geliyor.
Türkiye peki bu doğru parçasının neresinde? 2002 öncesine kadar (Özal ve Menderes dönemlerini hariç tutarsak) Türkiye'nin devletçi uca çok yakın bir konumda olduğunu, serbest piyasanın önemsenmediğini ve bunun sonuçlarını çok ağır bir şekilde ödediğini görürüz. 2002 sonrasında başa gelen AKP iktidarı ile birlikte ekonomi politikaları devletçi çizgiden uzaklaştırılarak daha piyasacı, daha serbest bir ortama doğru ilerletildi.  Bunun da faydası çok net bir şekilde görüldü.
Türkiye ekonomisi, hakkını vermek gerekir ki  2002 sonrasındaki süreçte oldukça gelişti ve bu halka, insanlara refah olarak, zenginlik olarak yansıdı. Fakat daha sonra bu ortaya çıkan zenginliğin paylaşımı konusunda anlaşılamadı. Türkiye'nin 2008'de Dünya'yı kasıp kavuran krizden bile neredeyse hasar almadan kurtulmasını sağlayan bu politikalardan vazgeçildi. Bu ekonomik başarının mimarı isimler bir bir oyunun dışında bırakıldı.
Türkiye ekonomisindeki (ve dolayısıyla birçok şeydeki) bu iyiye gidişin sebebi olarak siyaset kurumu görüldü. Asıl büyük hata da tam olarak bu noktada yapıldı. Ekonominin kendine has kuralları olduğu gerçeği görmezden gelinerek, devletin gücü ile ekonominin yönetilebileceği zannedildi. Ekonomik başarının mimarı isimlerin tasfiyesinden sonra yerlerine hiçbir yetkinlikleri bulunmayan, tek yaptıkları şey 'lider'in istediği ve söylediği şeyler doğrultusunda insanları ikna edecek argümanlar geliştirmek olan insanlarla doldu ortalık.
Ekonomi bir süredir, hatta uzun bir süredir oldukça kötü gidiyor. Bakmayın siz o büyüme oranlarına, azaltılmış enflasyon rakamlarına, geçen yıl bu dönemlerde 3,50 olan doların 5,20 olmasının iyi bir şey gibi yansıtılmaya çalışılmasına. Ekonomik saldırı, ekonomik darbe ve hatta fiyat terörü gibi kavramlara da bakmayın. Şirketler ve dolayısıyla insanlar bu süreçten büyük zarar görüyor. Hem de ne uğruna? Ekonominin basit gerçekleri ile sürekli olarak inatlaşıp ters düşerek farklı sonuçlar beklenmesi uğruna.
Şimdilerde, yerel seçimler öncesinde yeni bir tartışma Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ateşlendi. Erdoğan, pazarlarda yükselen meyve-sebze fiyatları ile ilgili yaptığı açıklamada pazardaki fiyatlara devletin müdahale edeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir söyler de Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 5 söylemez mi? Söyledi elbette. O da, devletin belediyeler aracılığıyla alternatif pazar ve bakkallar açarak düşük fiyattan ürün satacağını açıkladı geçtiğimiz günlerde. 
Hadi bizi boş verin, adına üniversite açtığınız ünlü İslam bilgini İbn-i Haldun'a kulak verin. Ne diyor İbn-i Haldun; fiyatları arz talep kanunu açıklar diyor. İbn-i Haldun'a göre malların fiyatları arz ve taleple belirlenir. Bütün mal ve hizmetler piyasada ki fiyat dalgalanmaları sonucu belirlenir. Talebin artmasına bağlı olarak fiyatların yükseldiğini, azalması ise fiyatların düşmesine yol açar. O bununla kalmayıp arz ve talebi etkileyen sosyal unsurları da irdeleyerek konuyu dinamik bir çerçevede tartışır. Fiyatları etkileyen unsurlar arasında ülkenin zenginlik ve bölgenin refah düzeyi, nüfusu, devletin piyasada bulunup bulunmaması gibi değişik faktörleri belirtir.  
Türkiye Cumhuriyeti'ne "sosyalizm" güncellemesi gelmiş de haberimiz yokmuş meğer. Gerçi haberimiz yokmuş demek de doğru olmaz. Ben dahil birçok yazar, uzun zamandır köşelerimizden devletçilik tehlikesine karşı sesimiz yettiğince uyarılarda bulunmaya çalışıyoruz ama nafile. Keşke adını üniversitelere koyanlar, İbn-i Haldun'u gerçekten okuyup anlamaya çalışsalardı...
Ürünlerin fiyatına müdahale etmek demek, yakında fiyatına müdahale edecek ürün bulamamak demek anlamına gelir. Tıpkı diğer komünist ve sosyalist ülkelerdeki gibi. Her tercihin bir sonucu olur elbette...
Türkiye'de bir süredir ekonomik açıdan kötü günler geçiriyoruz. Görünen o ki, bu kötü günler geçtikten sonra bizi daha da kötü günler bekliyor...