ONAY İLİŞKİSİ yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız :
Kimden : Kime :
Mesajınız :

ONAY İLİŞKİSİ10 Haziran 2019, Pazartesi

Son 6-7 yıla kadar kolaydı,
bir danışanın “ne yapmam gerek” sorusunu cevaplamak…
Daha ötesinde, soru “gelmemesine” rağmen yönlendirmek.
Yönlendirmenin ötesine geçtiğim de çok vakidir!…

Bugünse bu soruyla karşılaşmaktan kaçınıyorum.
Söyleyecek sözüm olmamasından değil.
Meslekte tecrübe kazandıkça daha çok söyleyeceğiniz sözünüz olmasına rağmen, daha az konuşur oluyorsunuz.
Söz değil, işlevi öne çıkmaya başlıyor.
Şuna bakıyorsunuz;
Söylediğim söz bir şeyi değiştiriyor mu?
Tavsiyem kullanabilir mi?
Yoksa anlık bir kaygının tolerasyonu mudur sorulan sorular, verdiğim cevaplar…

“Sogulamaksızın başka birinin kararını isteyen ve uygulayan” tutumla “duyguları düşünceleri ve davranışları hakkında yorum isteyen” tutum arasında pek çok ton var…
Haklı olma ya da haksız olmama eğilimi,
Bir başkasının tavsiyesiyle karar alıp, kararın sorumluluğunu bir başkasına bırakma eğilimi,
Kendine duyduğu güvensizlik nedeniyle bir başkasının düşüncesine yönelme,
Zaten ne yapacağı belli olan ancak dindiremediği kaygıyı başkasının yorumuyla bastırma bu ara tonlardan bazırlarıdır.

Bunların hepsi genel bir çerçeve olarak “onay ilişkisi” içinde değerlendirilebilir.

“Onay ilişkileri” bizde oldukça “yaygın” bir tutum.
İlişkilerde yaşadığımız sorunlarda arkadaşlarımız, ebeveynlerimiz hatta hiç tanımadığımız insanlarla diyaloglarımızda geçen
“haklı değil miyim”
“haksız mıyım”
“ne yapmam gerek”
“yanlış mı yaptım” cümlelerinin yoğun şekilde kullanılıyor olması bunun açık göstergesidir.

***

Önceki yazımda eleştirdiğim “sık” seçim yapmamızın nedeni bu ilişki yapımızı temel alıyor zannımca.
Son 4 yılda 7 seçim yapmamız demokratik bir olgunluk değil bu nedenle,
aksine bir sorun göstergesi.
Psikolojik açıdan bakıldığında toplum olarak büyümemişliğimize ve belki de regresyona (yaş gerilemesi) işarettir.

Seçimi zamanınında “yapmamak”,
seçim yapmak için nedenler üretip sandığa gitmek;
halkın ne istediğinin sorulması, ülke vatandaşının A konuyla ilgili fikrinin alınması değildir.
Referandu yapsak da X sorun hakkındaki düşüncelerimiz nedeniyle referandum yapmıyor, bunu “seçim”e çeviriyoruz.
Zamanında yapmadığımız her seçim siyasal, sosyal ve ekonomik kaos yaratıyoruz.

Kuşkusuz bu kadar sık seçim yapabilmemizi sağlayan iki önemli neden var;
1. Seçmenin bundan rahatsız olmaması,
2. Sorun çözemeyen siyasetçinin sorunun çözümünü “onay ilişkis”inde araması.

Meselenin iktidar ya da muhalefet açısından bir farkı yok, biri diğerinden daha az kusurlu değil.
Biri ister, diğeri ondan daha hevesli olur.
Bu hep böyle olagelmiştir.
Olup gitmektedir.
Muhalefetin 23 Haziran itirazı “zamanında yapılmayan seçime itiraz” değil kazandığını kaybetmeye tepki sadece.

Sözün özü;
Vatandaşı, siyasetçisi, iktidarı muhalefeti, ülkece seçimi çok seviyoruz!..
Sorun çözeceği zannıyla sürekli sandığa gidiyoruz, oysa aldığımız yol bir arpa boyu bile olmuyor.
2007 deki 367 garabetini 12 yıl sonra 6 Mayısta tekrar yaşıyoruz.
Dışarıdan onay arayarak bir evliliği sürdürmeye çalışan çift gibi kuyruğumuzun etrafında dolanıp duruyoruz.
Iyi haftalar…