15 Temmuz'un yıldönümü yaklaşırken unutulan dersler

15 Temmuz darbe girişiminin yeni bir yıldönümü daha gelmek üzere.
Üç yıllık zaman zarfında, kalkışmanın ardındaki paralel devlet yapılanmasının kirli işlerine ve ilişkilerine dair her gün yeni bilgiler ortaya çıktı.
Fethullah Gülen şebekesinin yerel ve küresel ağları deşifre edildi.
Bürokraside, askeriyede, eğitimde, yargıda, maliyede, ticarette, sivil toplumda nasıl örgütlendiği kamuoyunun gözü önüne serildi.
Mezkûr yapıyı tanıyanlar için aslında ortada çok da yeni bir durum söz konusu değildi.
Malum yapının geçmişten bugüne gelişimin seyrini bilenler, kendi emellerine “hizmet” için neler yapabildiklerini zaten yakinen biliyordu.
Bilip de itiraz edenler ya da engel olmaya çalışanlar, dönem dönem hedef tahtasına konabiliyor, hatta yargı süreçleriyle itibar ya da kariyer suikastlarına uğrayabiliyordu.
Geride kalan üç yılda, yakın geçmişte söz konusu şebekenin fesada uğrattığı kurumlar, davalar ve dosyalar konusunda epey malumat sahibi olduk, fakat ne hikmetse her alana sirayet eden, her yere sızan bu yapının siyasi arenadaki faaliyetleri ve mensupları hakkında, zaten herkesin bildiği sırlar dışında çok ama çok az şey öğrenebildik.
Türkiye’nin yakın tarihindeki siyasal kırılma noktalarında paralel şebekenin hangi vazifeleri icra ettiğine dair hususların ortaya çıkarılması yönünde herhangi bir samimi icraata şahitlik edemedik.
Haliyle ortada sadece Fethullah Gülen adlı şahıs etrafında örgütlenmiş dini, ezoterik bir yapının, ülkeyi ve dünyayı yönetmeye aday olarak ortaya çıkma çabası etrafında örülmüş karanlık bir hikâye ve bu uğurda yaptıkları kötülüklerden ibaret bir tarih kaldı.
Tek adamın dini sultasına sorgusuz sualsiz etmiş bir grup insanın, kendilerini ulvi bir misyona, kutlu bir davaya adamış gibi gizlice örgütlenmesinin, devlet içinde önünün açılmasıyla beraber nelere mal olabileceğini anlatan kötü bir deneyim yaşandığıyla kaldı.
Şüphesiz tüm süreç, bunlardan ibaret değildi ama yaşananlar sadece bu çerçevede sınırlandırıldı.
15 Temmuz darbe girişimi, bu hikâyeden çıkarılması gereken asıl dersleri, yaşanan deneyimin acı sonuçlarıyla birlikte ortaya koymuştu, lâkin hadisenin sıcaklığı geçtikçe; alınması gereken dersler görmezden gelindi, ilk anda söylenen sözler kısa zamanda arşivin tozlu raflarına kaldırıldı.
Her türlü darbeci zihniyetle ve yapılanmayla yüzleşmek, vatandaşların iyi niyetlerinin dini ya da siyasi amaçlarla manipüle edilerek çıkar odaklarının hizmetine sunulmasına engel olmak ve kamu yönetiminde benzer başka örgütlenmelerin önüne set çekecek yapısal dönüşümü sağlamak yerine bir kez daha hamaset galibiyetini ilân etti.
Darbeye karşı insanların canı pahasına ortaya koyduğu direnç ve irade yüceltilirken, o insanların tankların karşısında ödediği bedelin daha kalıcı sonuçlar vermesi için atılması gereken adımlar atılmadı.
Bunun yerine ortaya çıkan durum, başka bir politik ajandanın yürürlüğe konmasına vesile kılındı.
Kanun hükmünde kararnameler, darbeci şebekenin tüm boyutlarıyla açığa çıkarılması ve başka bir kalkışmasına mahal vermemek için alınması gereken tedbirlerle sınırlı kalmadı ve adeta olağanüstü hâl, uzun süre yönetimin olağan haline dönüştürüldü.
Bu sürede ne darbeyle ne de paralel yapılanmayla ilişkisi bulunan birçok kişi, sırf politik ya da ideolojik nedenlerle kamu görevinden ihraç edildi.
O güne kadar dindar bir harekete katıldığını, dini bir hizmet sunduğunu zanneden ve şebekenin üst yapısının gerçek yüzünden haberdar olmayan geniş bir kitle hedefe konuldu.
En temel insan haklarının, temel hukuk kaidelerinin alenen çiğnenebilmesi için politik bir zemin oluşturuldu.
Tabanda birçok insan savunmasızca her türlü hukuksuzluğa uğrarken, tavanda ilişki kurmuş kimi kişilerse ya siyaseten ya da paranın gücüyle mevkiini koruyabildi, hatta yükselebildi!
Haliyle karanlık darbe gecesinin sabahından bugüne gelen süreçte, yaşananlardan doğru derslerin çıkarılması suretiyle adaletin ve özgürlüğün aydınlığına kavuşacağımızı zannedenler başka hayal kırıklıklarıyla yüzleşmek zorunda kaldı.
Memleket ahalisini tüm farklılıklarıyla birlikte, adalet ve hakkaniyet içinde yaşatırken, herhangi bir kişi ya da zümrenin de devlet gücünü kendi tekeline almasına mâni olacak bir düzen tesis edilemedi.
Kamu yönetiminde yönetenlere itaatin yerini ehliyet ve liyakat alamadı.
Siyasetten, yargıya, emniyetten, eğitime, her alanda şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir mekanizmalar kurulmadı.
Şimdi yeniden 15 Temmuz’un yıldönümü gelmişken, darbeci şebekenin lanetlenip, o gece hayatını kaybedenlerin rahmetle anılmasının ötesine geçilebilir mi, pek zannetmiyorum.
Ders çıkarmadığımız için dersimizi alıp durmaya devam ediyoruz, her defasında daha çok canımız yanarak…

YORUM EKLE

banner7

banner6