Acı reçeteyi kim yaşayacak

   Allah’ın rahmeti ve bereketi tüm halkımızın üzerine olsun.

Dünyadaki ve ülkemizdeki kovid-19 salgın hastalığı kış aylarının gelmesi ile birlikte etkisini artırmaya başladı. Tüm dünya alarma geçmiş durumda. Ülkemizde de salgın hastalığa karşı önlem almak için bazı kısıtlamalara gidildi.

Bu kısıtlamalar halkımızın salgın hastalıklardan korunmasını amaçlamasıyla beraber ekonomik olarak ta birçok olumsuz durumlara sebebiyet verecektir. Birçok işyerleri lokantalar çay ocakları vb. işletmeler kapandı. Buralarda çalışan personel işsiz kalacak, işyerleri zor durumlara girecek.

     Devletimiz bu zor günlerde halkımıza bazı destekler vermek zorundadır. Biz biliyoruz ki esnafımızın birçoğu bankalardan kredi alarak işletmelerini yaşatmaya çalışıyorlar. Şimdi işyerleri kapanınca bu kredilerini de ödeyemeyecekler. Önümüzdeki kış dönemi oldukça zor geçecek. Beklentimiz esnafımıza, işsiz kalmış işçilerimize ve halkımızın ihtiyaç sahiplerine devletimizin şefkatli kollarını uzatması olacaktır. En azından esnafımızın kredi borçlarını ileri bir tarihe erteleyip faiz borçlarını da silmesi gerekir. İşsiz kalan ihtiyaç sahiplerine de bir kerelik değil kriz bitinceye kadar ihtiyaçlarını karşılayacak oranda yardım yapılması gerekmektedir. Sosyal devlet olmak bunu gerektirir.

Tabi bunlar temenni. Biz halk olarak böyle yardımları beklerken ekonomimizdeki kötü gidişat, Türk lirasının aşırı değer kaybetmesi, ülkemiz için olumsuz gelişmeler yaşanması, pandemi sürecinin tuzu biberi olmuştur. Derken cumhurbaşkanımız gereken açıklamayı yapmış, acı reçeteyi ülke olarak hep beraber yaşayacağız müjdesini vermiştir. Zaten ülkede bir pasta yenecekse zenginler yer, nerede bir acı reçete varsa onu da fakir halk karşılar. Bu bozuk kapitalist sistem ülkemizde altın çağını yaşıyor.

               Devletimiz ülke tarihinin en büyük borç batağına saplanmışken, halkımız asgari ücrete mahkûm kalarak açlık sınırında yaşarken, esnafımız borç batağına saplanmışken, bankalar ve para tüccarları altın çağını yaşamaktadırlar. Maalesef en çok kar eden işletmeler sıralamasının ilk on tanesini bankalar işgal etmektedir. Bir ülkede bankalar çok para kazanıyorsa orada halk eziliyor ve devlet sömürülüyordur.

Daha dün ‘faiz, sömürü sisteminin en büyük ayağıdır’ diyen ve faize savaş açtık diyerek görüş bildiren bir cumhurbaşkanımız vardı. Hatta cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘bana yetki verin faizlen nasıl mücadele edilir göreceksiniz’ demişti. Millette yetkiyi verdi ve geldiğimiz nokta belli. Başkanlık sisteminin geldiği 2018 yılından bugüne kadar yani iki senede 800 milyar borç para almışız.

         Anlayacağınız deniz bitmiş, baba parası yiyen hayırsız evlatlar gibi, devleti borçlandırmışız. Borç alarak borç ödemeye başlamışız, geldiğimiz bu noktada, Türk lirasının değer kaybetmesinden daha doğal ne olabilir ki.

Ülke olarak iyi yönetilemiyoruz. Daha yeni başkanlık sistemine geçtik, şimdi herkes başkanlık sisteminden şikâyet etmeye başladı.  Adaletsizlikten şikâyet edenlerin sayıları oldukça arttı.

          Herkes kendi adaletini kenti tesis etmeye çalıştığından dolayı cinayetler artmış durumda. Boşanmalar artmış, aldatmalar artmış, kumar artmış, faizler artmış, zina yapanlar çoğalmış, insanların birbirlerine güvenleri kalmamış. Din adamları ve ilim adamları bütün bunlara sessiz kalmışlar. Allah aşkına biz ülke ve Müslümanlar olarak nereye gidiyoruz.

Camiye gidiyoruz elimizde seccade girişte dezenfektan yüzümüzde maskemiz. Yüzüne maske takmayan cemaatten biri olsa herkes o kişiye düşman gibi bakarak uyarıda bulunuyorlar. Camideki titizlik inanın dışarıda yok. Bir Müslüman olarak şunu düşündüm. İnsanların virüsten korunmak için devletimizin aldığı kararlara uyma yükümlülüğü var. Tedbir almak dinimize göre farzdır. Tedbir takdiri değiştirmese de tedbir almak bize emredilmiştir.

Buraya kadar tamam. Cami cemaati ve Müslümanlar olarak bu emire titizlikle uyuyoruz ve uymayanları uyarıyoruz.  Burası güzel de Allah bize virüsten korunmayı emrettiği gibi faizi kaldırın diye de emrediyor. Zinaya yaklaşmayın ve engel olun diye de emrediyor. İçkiyi, kumarı, içmeyin, oynamayın ve yasaklayın diye de emrediyor. İnsanlara zulüm etmeyin ve zulmü engelleyin diye de emrediyor. Nerede bir münkerat görürseniz engel olun ve adil bir düzen kurun diye de emrediyor.

         Şimdi bir soru? Bu corona virüsünden korunmak için harcadığımız enerjiyi ve hassasiyeti yukarıda saydığımız Allah’ın emirlerini yerine getirmede neden göstermiyoruz. İşte hassas nokta burası.

    Biz Müslümanlar olarak yukarıdaki haramlara da aynı hassasiyeti gösterirsek adil bir dünya kurarız, yoksa corona belası gider başka bir bela gelir. Bu Allah’ın sünnetullahıdır. Allah’ın haram kıldıkları bir beldede artarsa oradan bela ve musibet eksik olmaz.

       Eski meclis başkanı ve şimdiki Cumhurbaşkanı danışmanı Cemil Çiçek’in dediği gibi hepimiz Nasuh tövbesiyle tövbe etmeliyiz. Tabi tövbeye ilk iktidar partisinin yani ülkeyi yönetenlerin başlaması gerekir… Ne dersiniz?

Allaha emanet olun. Selam ve dua ile.

YORUM EKLE