Adalet üzerine

Hz. Ali’nin; ‘Devletin dini adalettir’ sözünü bilmeyen yoktur.

Adaşım Hz. Ömer’in adı ise her nerede geçse akla Adalet geliyor.

Sahabelerden Ebu Zer ise bambaşka bir kişiliktir.

Bunların ismini duyduğumda bir Müslüman olarak ruhumun yüceldiğini hissediyorum.

Zira onlar başlı başına ender ve fakat yalnız kişiler.

Çoğunluk onlardan yana değil.

Ne hazin değil mi?

Kur'an-ı kerimde birçok hususta çoğunluğun, yanlış yolda olduğu bildiriliyor:
İnsanların çoğu kâfirdir. (Nahl 83)
Çoğu müşriktir. (Rum 42)
Çoğu yalancıdır. (Şuara 223)
Çoğu haktan hoşlanmaz. (Zuhruf 78) diye yazmaktadır.

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Şam valisi olan Sad b. Ebi Vakkas, Şam’daki bir camiyi genişletmek için caminin civarındaki arsaları kamulaştırır. Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, arsasını satmak istemez. Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.

Bunun üzerine o Yahudi de, komşusu olan bir Müslüman’a ‘Bana zulmedildi’, der. Müslüman da ‘Halife Hz. Ömer’e git ve derdini anlat!’ der. Yahudi Hz. Ömer’e giderek derdini anlatır. Ve Hz. Ömer de bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.”

Yahudi bu yazıyı alıp oradan ayrılır. Yolda giderken de kendi kendine şöyle düşünür: “Şam’daki idarecilerin giyim, kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde. Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.”  

Sonunda Şam’a varır. Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır.

Vali yazıyı okuyunca, sapsarı kesilir. Sonra endişe içinde; ‘Arsanız size geri verilmiştir!’ Der. Ve devam eder:

İslam’dan önce ben ve Halife Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık.. Orada birileri zorla elimizdeki develere el koydu. Elimizde para da kalmamıştı. Eski bir han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam; ‘Gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder!’ dedi. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikâyetimizi bir tercüman krala tercüme etti. Kral Nuşirevan, tercümanı dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi.

Bize de, ‘Memleketinize dönün!’ dedi.

Biz tekrar Hana döndük. Hancı sonucu öğrenince ‘Burada bir hata var!’ dedi. ‘Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım!’ teklifinde bulundu. Biz de gittik.

Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.

Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Hancı şöyle dedi: ‘Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir.

Siz ilk gittiğinizde, tercüman bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı.

Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım.

Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm.

Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, Bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir.

Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise kralın oğlunu korumaya çalışan tercümanın asılı olduğunu gördük.

İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor.

Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı?

Efendim, koronavirüs nedeniyle lig maçları ertelenmişti ya…

Şimdi yeniden başladı. Arada bir adaletsizlikler canımı sıkıyordu.

Artık olmasın istiyorum..

YORUM EKLE
YORUMLAR
meraklı
meraklı - 5 ay Önce

Hangi takımı tutuyorsun bilelim de hakemleri öyle yönlendirelim sayın Emecan.