Aklınızda değil vicdanınızda olsun

Bizim yaşlarımızda olan hemen herkes yoksulluğun ne demek olduğunu bilir. En azından yırtık ayakkabı ile okula gitmenin ne demek olduğunu, odundan yapılma kalemi ucu kırıldığında çektiği acıyı ya da ne bileyim minnacık kalemle (hem de iki tarafı yontulmuş kalemle) yazı yazmanın ne demek olduğunu bilir.

Bizden daha önceki nesil daha büyük kıtlık yaşadığı için bize ekmek kırıntılarının bile ne kadar önemli olduğunu anlatırlardı.

Şimdilerde herkesin durumu düzeldi sanıyoruz. Kendi durumumuzda gelişme olunca herkes de bizim gibi oldu diye düşünüyoruz. Hani kişi kendinden bilir ya işi…

Bizimki de o hesap.

Biraz da günlük koşuşturma, hayat mücadelesi falan…

Dün çok acıklı bir fotoğraf yayınlandı bizim gazetede. Çöpten yiyecek arayan, bulan ve daha sonra onu paylaşa ve o arada şükreden insanlar.

Hani Cuma bugün.

Sabah kalkınca Cuma mesajı arıyorsunuz ya sosyal medya sayfalarında. “Dur bunu daha önce göndermiştim” diyip başka başka mesajlar seçiyorsunuz ya…

İşte dünkü gazeteyi bulun bizim. Onu paylaşın.

İnternet sitemizde de var aynı haber. Oradan ekran resmi alın isterseniz.

O insanlar çöpten yemek arıyor, buluyor ve paylaşıyor…

Siz bankadan çektiğiniz faizi paylaşır mısınız? Bırak çöpten bin bir emekle elde edilen yemeği…

O insanlarla aramızda ciddi bir fark var. Onlar Cuma mesajı atmıyor. Muhtemelen Cuma mesajının ne olduğunu bile bilmiyorlar.

Çünkü akıllı telefonları yok. Telefonları da yok çok büyük bir ihtimalle.

Belki cumaya gidemeyecekler bugün. Çünkü temizlenecek ortamları yok. Abdest de alamıyorlar muhtemelen. Karnı aç olan adamın ibadeti nasıl olacak…

Bizim de onlardan farkımız var elbette.

Biz Cumaya gidiyoruz. Çoğumuz park yeri problemi çekiyor. Aracımızı koyacak yer bulamadığımız için cumaya yetişememekten şikayet ediyoruz. Derde bak…

Sen aracına yer bulamadığın için cumayı kaçırmama telaşındasın, yanı başında açlıktan ölen var, belki de o senin cennet biletin. Onu kaçırıyorsun farkında değilsin…

Bir de yukarıda iki kez yazdım. O insanlar paylaşıyor. Çöpte bulduğu şeyi paylaşıyor.

Senin “paylaşım” denince aklına sosyal medya geliyor.

O insanlar sosyal ya da asosyal medyadan haberdar bile değil.

Cuma mesajı atmayın demiyorum. En güzelini atın. An anlamlısını. Mümkünse videolu falan…

Ama o insanlar da var.

Bu şehirde hem de…

Aklınızda olsun demiyorum…

Vicdanınızda olsun.

Hiç değilse umurunuzda olsun…

Serbest piyasa ama çok serbest

Fındık konusunda neredeyse haftada bir yazı yazıyorum neredeyse.

Sakarya fındık üretimi konusunda ülkenin en önde gelen illerinden bir tanesi. İnsanlar genelde Giresun’u bilir ama fındık üretimi konusunda Sakarya, bazı yıllarda Giresun’u üçe katladığı olur.

“Bu konuda neden bu kadar sık yazı yazıyorsun” sorusunun cevabını baştan vermiş olayım da…

Türkiye’de rekabet kurulu diye bir kurul var. Yani ürettiğin ürünü istediğin şekilde fiyatlayamazsın. Bunun bedelini yakın zamanda pirinçte ödedik mesela.

Pirinç piyasasına Amerika girdi. Dipten verilen fiyat üreticinin üretim değerinin de altında olunca pirinç üreticisi ekimi bıraktı. Sonunda piyasa Amerikan pirincinin eline geçti.

Şimdilerde devlet fındık için taban fiyat açıklıyor. Sanki taban değil de tavan fiyat açıklanmış gibi.

Rekabet kurulu bu konuya müdahil olmuyor.

Seyrediyor.

“Serbest piyasa ekonomisi var” diyor.

Ben mesela şimdi “zorda kaldım. Gazete fiyatını 25 kuruşa indirdim” desem rekabet kurulu müdahale eder.

Ama fındık piyasasına müdahale etmiyor.

Serbest piyasa ele gelince denetlenebiliyor ama iş çiftçiye gelince çok serbest piyasa…

Fındık fiyatı 16.50-17. Ama piyasada 13-14…

Çiftçiye gelince “satmasaydın…”

YORUM EKLE

banner7

banner6