Ali’yi Sevmek Alevilikse…

“Ön yargı” başlıklı yazımı okuyan bazı dostlar, Alevi ve Sünnilerin birbirlerine karşı ön yargılarını konu edinen bir yazı yazmamı istediler…

Bu ülkede; mezhepleri farklı diye insanlar katledildi, insanlar yakıldı, kapılarına işaretler kondu, şehitlerimiz bile mezheplerine göre ayrıştırıldı… Birbirlerini seven gençlerimizi aynı mezhepten değil diye ayırdık… İzin vermememize rağmen evlenen yavrularımızı katletmekte sakınca görmedik…    Hep ön yargılarımız yüzünden oldu bunlar…

Ancak konu çok netameli… Bu konuda kalem oynatmak, mayınlı sahada top oynamaya benzer… Hele düşüncelerinizi sansürsüz dillendirirseniz, bazı çevrelerce tekfir ile suçlanmanız işten bile değil…

Ama yazacağım…

Evet, karşılıklı ön yargı var ama dereceleri ve dayanakları çok farklı. Alevilerin ön yargılarının arka planında, yüzyıllardır gördükleri baskı ve zulüm var. Yani ön yargıları dayanaktan yoksun değil… Ama biz Sünnilerin ön yargısının temelinde “tanımamak”, “bilmemek”, “uzak olmak” ve biraz da “kendini devletin sahibi olarak görmek” var…  İki tarafın önyargısını bileyen de dini önderler… Bir tarafta, “Alevilerin katli vaciptir” diye fetva veren Ebussud gibi Şeyhülislamlar ve bu fetvaları bugün bile üstü kapalı da olsa dillendiren hocalar… Diğer tarafta her Sünni’yi “Yezid” olarak gören, gösteren dedeler…

Aleviler Türkçe söyleyerek, Türkçe okuyarak ve Türk'çe yaşayarak, Türklüğün ve Türkçenin bugünlere erişmesini sağlayan bu vatanın öz evlatlarıdır. Buna rağmen, 1517’den sonra, Türkiye’de Alevileri dışlayan, onları ikinci sınıf – hatta sınıf dışı- vatandaş gören bir yönetim anlayışı hâkim olmuştur… Ta ki Cumhuriyetin ilanına, hatta laikliğin kabul edildiği 1937 yılına kadar…

Ama her ne kadar laikliği kabul etsek de, realitede Türkiye Cumhuriyeti Sünni İslam bir din anlayışı üzerine tesis edilmiştir… Bunu Diyanet İşleri Başkanlığının teşkilat yapısında görüyoruz, mübadelede sırasında Hristiyan Türkleri dışlayan anlayışta görüyoruz, tarih ders kitaplarında görüyoruz… Siyasilerin, bürokratların yaklaşımlarında görürüz…

Tarih ders kitaplarında; yoksulluğa, kendilerini kâfir gören yöneticilere, yapılan zulme isyan eden Kızılbaş Türkmen’ler “Celali Eşkiyası” olarak nitelendirilirken, Türkmen kellelerini açtığı kuyulara dolduran Kuyucu Murat Paşa gibi zalimler kahraman gösterilmekte, şiirlerini Farsça yazan Yavuz “Türk Hakanı”, buna karşılık şiirlerini Hatayi mahlasıyla ve Türkçe yazan Türk Oğlu Türk Şah İsmail “İranlı Şah” olarak tanıtılmaktadır… Ki benzeri yanlış yargılar üzerine makaleler, hatta kitaplar yazılabilir…

Ne yazık ki, Alevilere ön yargı ile yaklaşan ifadeler yalnızca ders kitapları ile sınırlı değildir. Edebiyatımızın zirve isimlerinde bile bu ön yargının örneklerini görmekteyiz.  Mesela yazarlığı kadar, idealizmine de hayran olduğum, Ömer Seyfettin’in Harem hikâyesinde geçen Alevilikle ilgili ifadeleri, bırakın buraya almak, kendi kendime okurken bile arlanırım… Reşat Nuri Güntekin’in “Balıkesir Muhasebecisi-Tanrı Dağı Ziyafeti’, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Toraman, Haldun Taner’in “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu”. Alevilere en ağır hakaretler içeren kitaplardan bir kaçı.  Musahipzade Celal’in devlet ve şehir tiyatrolarında 1970’li yılların sonuna kadar sahnelenen “Mum Söndü” isimli oyunu isminden de anlaşılacağı üzere Alevileri aşağılayan bir eser… İstiklal Marşımızın yazarı büyük şair Mehmet Akif’in Safahat’inde yer alan bazı beyitler de…

Görüldüğü gibi herkes nasibini almış Aleviliğe yönelik ön yargıdan… Türkçü Ömer Seyfettin de, solcu Haldun Taner de, İslamcı Mehmet Akif de, Kemalist Reşat Nuri de… Türkiye’nin her görüşten seçkin aydınları Alevilere kin kusarken, din adamları “kafirlikle” suçlarken;  sokaktaki adamın Alevilere karşı ön yargılı olmasını çok görmemek gerek…

Bir de, başta siyasiler ve bazı din adamları başta olmak üzere, Alevileri kendilerine göre tanımlamak isteyen Sünni seçkinlerin sık sık seslendirdiği “Aliyi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim” sözü yok mu? Anlayışsızlığın, çarpıtmanın zirvesi olan bu cümleyi duyunca, gülsem mi kızsam mı bilemem…  Nasıl İsa’yı sevmek, İsevilik, Musa’yı sevmek Musevilik değilse Ali’yi sevmek de Alevilik değildir… Böyle bir Alevi tanımı olmaz…

Karşımızdakileri kendi anlayışımıza göre tanımlamaktan o kadar çok hoşlanıyoruz ki… Kendi Sünni İslam anlayışımızın kabul edebileceği hudutlar içine hapsetmek istiyoruz Aleviliği… Karşı düşünceye saygı, onun kendini tanımladığı gibi kabul etmekle başlar… Karşınızdakini kendi görmek istediğiniz gibi tanımlamaya kalktığınız anda hoşgörü de, anlayış da ortadan kalkar…

Böyle olunca da bir yandan Alevi çalıştayları yaparken, diğer tarafta tamamen Alevilerin yaşadığı ve herhangi bir talep olmayan köylere cami yaparsınız; Bir tarafta dini hoşgörüden bahsederken, diğer tarafta Alevi çocukları istekleri dışında İmam Hatip okullarına kayıt olmaya zorlarsınız…

Örnekler çoğaltılabilir ama gerek yok…

Eğer bu ülkede “mezhepsel önyargı”nın ortadan kalkmasını istiyorsak;

Karşımızdakini kendi inancımız doğrultusunda tanımlamaktan vazgeçip, kendini nasıl tanımlarsa öyle kabul edeceğiz…

Tarihle yüzleşeceğiz… Tarihe mezhep taassubu ile bakmayacağız…

Laikliği bütün kurallarıyla işleteceğiz…

Devleti inançlar arasında taraf olmaktan çıkaracağız…

Ayrılıklardan ziyade bir olduğumuz yönler üzerinden birbirimize yaklaşacağız…

Yunus’un dediği gibi, yaratılanı seveceğiz yaratandan ötürü…

İster Alevi Aşık Veysel’in sesine kulak vereceğiz;

“Yezit nedir ne Kızılbaş?

Değil miyiz hep bir kardaş

Bizi yakar bizim ataş

Söndürmektir tek çaresi”

……

“Şu âlemi yaratan bir

Odur külli şeye kadir

Alevi Sünnilik nedir

Menfaattir varvarası”

İster Sünni Yıldırım Gençosmanoğlu’nu dinleyeceğiz;

Dedemiz bir, torunlarız,

Dün, bugün ve yarınlarız

Yüceleriz, derinleriz...

Yunus Emre, Hacı Bektaş

Alevî, Sünnî, Kızılbaş!

Oğuz'un yirmi dört boyu,

Yüce Türk'ün şanlı soyu,

Dede, baba, amca, dayı,

Bibi, teyze, bacı, kardaş..

Alevî, Sünnî, Kızılbaş!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Bir Türk
Bir Türk - 1 hafta Önce

Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık Fazlı Bey, bu Alevi Sünni meselesinde ben tam bir drama örneği olabilirim. 1980 de üniversiteye gidene kadar hiç alevi görmedim, 80 öncesinde ülkü ocaklarında aleviler hakkında çok da iyi şeyler öğrenmedik, malum sağ sol kutuplaşması içinde bütünü ile ayrışmıştık. Sonra üniversite yıllarında, Telekom'da bir çok alevi tanıdım hatta bir çoğu ile iyi dostluklar kurdum. Genellemek biraz yanlış olur belki ama gözlemlerime göre daha aydın, okumaya farklı görüşlere daha açık, daha açık sözlü ve dost canlısı geldi tanıdıklarımın çoğu. Güvenmeleri daha zor daha soğuklar başlangıçta ama yakından tanıyınca çok güveniyorlar insana. Bir de insana ve insani değerlere saygıları çok daha fazla. Ben yine de Niğde'den çıkmış bir Sünni ailenin çocuğu idim, ta ki 15 Mayıs 2009 da Selanik Kozana Sofular köyü Hacı Hasanlı Mezrası Memi Baba Tekkesini bulana kadar... Orada ananemle yeniden tanıştım, meğerse ben tam bir Kızılbaş Bektaşi dedesinin torununun oğluymuşum. 2 gün sonra Arnavutluk sınırına 1 km kala Manastır Kesriye Grleni köyünde Anastasya teyzeyle tanıştım. Kadın Kırgız Türkçesi ile bize tarhana çorbası yaptı. Kayseri'den mübadil gitmişler. Teyze dedik sen bu Türkçeyi nerden öğrendin. Anamdan öğrendim oğlum biz Türkük dedi, 1950'lerden kalma köy defterlerini nüfus sayımlarını gösterdi bir sayfa Türkçe bir sayfa Rumca herkesin adı Türkçe. Biz Anadolu'ya sizden önce gelmişiz şamanmışız geldiğimizde dedi, bizim önümüze papaz düşmüş Ortodoks olmuşuz dedi. Son sözü ise hala kulaklarımda "aptal Türkler sizi kim Müsülman yaptı, Hoca Ahmet Yesevi değil mi, hepiniz Türkseniz hepiniz Yesevisiniz hepiniz alevisiniz ne koşarsınız suudun peşinde" 2009 dan beri alevilik ve bektaşiliği öğrenmeye çalışıyorum daha yolun başındayım ama kendimi daha bir Türk hissediyorum... Selamlar sevgiler...

Harun Kılıç
Harun Kılıç - 1 hafta Önce

İki tarafın da, gerek okumuşu gerekse de cahilleri arasında ki, ileri uçlar; toplum arasında ayrışmalara ve kutuplaşmalara sebep olmuştur.. Kötü veya kötülük yapma içinde olan insan hangi mezhepte, meşrepte veya ırktan olursa olsun bunu ilk fırsatta zaten yapar!

İnsanlar, çeşitli nedenlerle oluşan önyargısını bırakıp, birbirlerini dinleseler, muhataplarını tanıma imkanı olur!

Ben, tam 10 yıl etrafı sadece Hacıbektaş Kütükçü'lü komşularla oturdum.. Benim onları, onların beni tanıması çok çabuk gerçekleşti.. O kadar güzel insanlar ki, aradan geçen 35 seneye rağmen, düğünde, bayramda, ölüde, hastalıkta birbirimize hala arar, gider geliriz.. Hatta bir Selahattin abim var, birbirimizi tanımayan birine tanıtırken, "baba ayrı, ana bir kardeşiz" deriz..
***
Biraz siyasi gibi olsa da bu anımla bitirmek istiyorum..
***
"Biz, bize geldik.."

Bu bilgiyi ve muhteşem sözü de lütfen not edelim, hatta yeri geldikçe paylaşalım...

Yıl 2007 ve milletvekili seçimleri için sahadayız.. MHP Ankara milletvekili adaylarıyla çeşitli toplantılara, ziyaretlere katılıyoruz.. Bu kapsamda Sıhhıye'deki Cem evine uğradık.. Bir güzel ağırlandık, muhabbet koyu, ikram bol..
İşte burada, 99 seçimleri sonrası Ankara'dan milletvekili de seçilmiş olan mv. adayımız Erzincan Tercan'lı Prof. Dr. Abdurrahman Küçük ağabeyim; beynime ve ruhuma işleyen şu 3 kelimelik
"BİZ, BİZE GELDİK" cümlesini söyledi...

İşte bütün meselenin özü bu 3 kelimelik sözde gizli..

"Biz bize geldik.."
***


Sizce de öyle değil mi?

Harun KILIÇ
ANKARA
(10.10.2018)
*** *** ***
Üstad, bu güzel yazı için teşekkürler..
H.K

Gulten Akkaya
Gulten Akkaya - 1 hafta Önce

Kaleminize sağlık Fazlı bey. Alevi, Sünni meselesini ötekileştirmeden, birleştirici bir şekilde kaleme almışsınız. Birbirimize sevgi ve hoşgörüyle yaklaştığımız da çözülemeyecek hiç bir problemimiz yok. Biz, hep birlikte güzeliz.

Yunis Türkölmez
Yunis Türkölmez - 1 hafta Önce

Kaleminize sağlık. Çok güzel ele almışsınız.
Önyargılar tarihimizde büyük katliamlara ve haksızlıklara onay veren, alkışlayan bir düşünce (sizlik) olmuştur.
Ancak bu sadece bizim tarihimizde değil, neredeyse tüm dünyada büyük acılara, toplu katliamlara sebep olmuştur.
Hatta bilimin gelişmesinin önündeki en büyük engel olmuştur.
Bunun içindir ki, ünlü bilim adamı Einstein "Ne hazindir ki, bir önyargıyı yıkmak, bir atomu parçalamaktan daha zordur" demiştir.
Yazmaya devam...

Necdet
Necdet - 1 hafta Önce

Ağzına yüreğine sağlık. Yıllarca bir sürü alevi komşum oldu, inanın hiç bir problem yaşamadık. Evet iki taraftada ön yargılar mevcut ama bunların artık fazla olmadığını da görüyoruz. Geçenlerde aynı duyguları paylaştığım biri bana sen ülkücüsün kesin, sizler alevi dusmanisiniz falan. İkna edemedim ve sayfamdan sildim. Bunların düzeleceğine inananlardanim

Hamza tatar
Hamza tatar - 1 hafta Önce

Ülkemizin yüzyıllardır kanayan , özelliklede kanatılan yarası . Tarihimizdeki acılardan , hala beslenen bir takım kişilerden oluşmuş köşebaşı abileri, birbirimizden ayrışmayı derinleştiriyor.Birbiriimizi daha iyi anlamak için, birbirimizi daha çok sevmeliyiz. Tarihsel hataların , bir köşe yazısında en güzel özetini yapmışsınız.Teşekkürler..

M.İhsan Uzun
M.İhsan Uzun - 1 hafta Önce

Yazdıklarına aynen katılıyor ve onaylıyorum.

İkram bilgin
İkram bilgin - 1 hafta Önce

Bu mesele ancak bu kadar objektif ve doğru anlatılabilirdi. Tebrikler.