Altın düşmüş sana ne

Altınla mı maaş alıyorsun
Altındaki yükselişi gözüne kestiren muhterem, birikimini altına yatırmış. Adam, “Ben paramı yatırdıktan sonra altın düşüşe geçti. Bu gidişle yarıya kadar düşecek” dedi. 
Sen altın aldıkça kazanıyorsun ama kazandığın aslında benim kaybettiğim. Güzel kardeşim. Kimseyi tasarrufunu şuraya ya da buraya yatırıyor diye eleştiremeyiz. Ama bu çalışmadan para kazananlar aslında çalışarak kazananların hakkından almış olmuyor mu? 
Altına yatırdığınız para aslında “Olsa da olur olmasa da olur” dediğiniz meblağ değil mi? 
O zaman o para ekonomik açıdan ölü bir para. Siz ölü bir parayı piyasadaki altına ya da dövize yatırarak canlı kalması gereken ekonomiden altın ya da doları çekiyorsunuz. 
Sizin altına yatırdığınız para sizin aslında bağışlasanız da canınızı sıkmayacak para (İş yapacağı parayı altına yatıran adam varsa onu zaten hesaba koymayın).
O zaman bu parayı kumar şeklinde kullanıp bir altına ya da dövize yatırırsanız yani ülke batarken siz şahsi kazanç elde etmeyi düşünürseniz… Altının düşüşü sayesinde yaşadığınız maddi kayıp da bizim umurumuzda olmaz. 
Lütfen kusurumuza bakmayın…

Deprem yazmak ayıp
Sakarya’da 17 Ağustos tarihinden sonra en az bir ay depremle ilgili yazı yazılmamalı. Çünkü 17 Ağustos’a kadar açıklamalar yapılıyor, yazılar yazılıyor. 17 Ağustos’ta anma ile konu rafa kaldırılıyor. TRT yayın akışı gibi, İstiklal Marşı, kapanış…
Oysa AFAD Başkanı Hüseyin Kaşkaş sıklıkla dile getirildiği gibi her 30 yıllık periyodda değil her 10 yıllık zaman diliminde bir büyük deprem yaşandığını söylüyor. Mühendisler, mimarlar, şehir plancıları bas bas bağırıyor. Depremin her an gelebileceğini hepimiz biliyoruz. Ama hiç deprem olmayacak gibi sanki 17 Ağustos 1999’da “Sesimi duyan var mı” diye bağıran biz değilmişiz gibi yaşıyoruz.
Devam edelim o halde. 
Biz de bu yazıyı yazmamış olalım…

Koronavirüs ile yaşamayı öğrenmeliyiz
Koronavirüs artık hayatın gerçeği. Hani bir dönem “Depremle yaşamayı öğrenmeliyiz” diye bir klişe cümle vardı ya… Şimdi aynı şekilde “Koronavirüs ile yaşamayı da öğrenmek durumundayız. 
Aslında dinimizin emrettiği şekilde yaşasak işler çok daha kolay. Nedir o? Temizlik! Virüs temiz olduğu tespit edilen ortamda barınamıyor. Demek ki aslında temiz olmamız lazım. Bunun yanında sosyal mesafeye uygun davranacaksın hepsi bu!
Bu arada maske takarsan konuyu kökten çözmüş olacaksın. 
Pek çok ilde 65 yaşın üstündekilere sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya. Bu yasak aslında o kişiler virüs yaydığı için değil bu arada. Virüsten en fazla bu yaşın üstündekiler etkilendiği için! 
Sakarya için henüz bu şekilde bir uygulama söz konusu değil ama… 
Yasak gelse de kimse yadırgayamaz. Yani “Biz ne yaptık da bunu hak ettik” diyemeyiz. Ne kadar umursamaz davrandığımızı biliyoruz aslında. 
Bundan sonra ne olursa olsun koronavirüs varmış gibi yaşamalıyız. Yani kişisel hijyene dikkat edeceğiz. Bunu söylemek bile kabalık değil mi? Yani bir adama “Elini düzenli olarak yıka” demek ayıp sayılmaz mı? 
Ya da “Sosyal mesafeye dikkat et” demek aslında gereksiz bir uyarı değil mi? Durduk yere bir insan diğerine neden sarılmak istesin ya da neden kişisel alanına girerek onunla konuşsun!
Hayatta kalmak ve virüsle mücadele etmek aslında çok basit! 
Temiz olacaksın ve diğer kişilerin kişisel alanına girmeyeceksin! Bu kadar basit tedbirlere uyamazsan da sağlığını kaybetmeyi normal sayacaksın!

HECATİ: Kendimden başka kimsenin hatasına tahammül edemiyorum ben

YORUM EKLE