Ankara bilir

AKP’de eskiden kongre süreci eskiden aylarca süren bir şölen gibi olurdu. Önce gençlik kolları tespit edilirdi. Bu süreçte birden fazla aday sahada yer alır, kapı kapı gezerdi.

Ardından büyük bir salon kiralanır, gençler arkadaşlarını davet eder ve diğer ilçelerden gelenlerin eşliğinde parti kongrelerini aratmayacak nitelikte bir organizasyon gerçekleştirilirdi.

Ardından kadın kolları çıkardı sahaya. Kadınları siyasete ısıtırken bir yandan da yapılacak olan kongrenin heyecanı olurdu.

Kadın kolları kongreleri de yine ana kademeyi aratmazdı.

Sonra gelirdi sıra yönetim kurulu oluşmasına. Aday adayı diye bir şey yoktu tabi o zamanlar. O zamanlar demokrasi bu kadar ileri gitmemiş, biz ileri demokrasiye geçmemiştik. Kimin aday olacağının ilk sinyali zaten delege seçimlerinde belli olurdu. Her mahalleden delege olmak için pek çok kişi sıraya girer, günlerce kulis yapardı. Delegeler tespit edildikten sonra uzun süreli itirazlar, zaman zaman yeniden oy sayımları gerçekleşirdi.

Delege listeleri kesinleştikten sonra adaylar artık resmen ortaya çıkar ve delegeleri gezerdi. Delege olan kişi ilçe başkanı adayını karşına alır uzun uzun nutuk çekerdi. Siyasetten anlaması da önemli değildi üstelik. O anlatacak sen dinleyeceksin. Madem ki ilçe başkanı olacaksın, madem ki benim oyuma muhtaçsın, madem ki benim köyüme kadar geldin o zaman dinle bakalım…

Uzun nasihatler, sohbetler, uzun seyahatler…

Yönetime kimi alacaksın? Köy-mahalle temsilcin kim olacak?

İl delegesi olmak hele…

Üst kurul delegesinde bizi düşünüyor musun? Bizim köyden yönetim kurulu üyesi düşünüyor musun?

Yakında yerel seçim varsa bizim tanıdıklardan belediye meclis üye adayı düşüncen var mı?

Sonunda seçim…

Listeler, konuşmalar, dolu salonlar…

Diğer siyasi partilerin konuşulmasına müsaade etmeyecek kadar bir gündem işgali…

AKP’li olan olmayan herkes bu süreci izliyor, konuşuyordu. Bu sayede siyasetten uzak kalmayı tercih edenler de aslında biraz siyaset kültürü ediniyor, heyecanı yaşıyordu.

Gençler, kadınlar, köydeki vatandaş kendini değerli buluyordu. “Ben adam olmasam buraya kadar benim ayağıma mı gelirlerdi” diye düşünüyor, “AKP olmasaydı bu adamlar bana selam mı verirdi” diye düşünüp partiye ve siyasete saygısı olurdu.

Sonra “istişare” diye bir fikir ortaya çıktı. “Meşverette hayır vardır” Hadis’i hatırlandı.

Hemen ardından da adayların tek olması, listelerin bir tanecik yapılması, hatta önce ana yönetimin belirlenmesi, gerekirse kadın kolları ve gençlik kollarının bu yönetim tarafından atanması uygun görüldü.

Zaman içinde delege belirleme süreci önemini yitirdi. Bırak delegeyi mahalle temsilcisi selam alamaz oldu.

Yönetim tekli liste, kongreler delege sayısından az sandalye konulmuş salonlarda yapılmaya başlandı.

Yetmedi adaylar Ankara’dan belirlendi.

Kongrelerde ikinci liste vermeye kalkanlara “Koskoca ben Ankara’dan kalkıp geleceğim” denildi. Kongreler ertelendi falan…

Tüm bunları neredeyse bu şekilde AKP Sakarya İl Başkanı Yunus Tever’e anlattık. Kendisi de o süreçleri iyi hatırladığını ve gerçekten keyifli kongreler yaşandığını söyledi.

Sonuçta duyduk ki AKP Sakarya’da tek liste, tek aday ile kongrelere gidecekmiş.

Delege, mahalle başkanı, belediye meclis üyesi, belediye başkanı, il başkanı falan olmanız önemli değil yani.

Sonunda Ankara’dan gönderirler bir “Koskoca ben” işi çözer. Siz kafanızı yormayın…

Ro-Ro doğru işletilirse

Karasu’da yeni bir Ro-Ro seferi başlıyor.

Haftada üç gün yurtdışına çıkmak mümkün olacak. Yurtdışına illa gezmek için çıkılmaz. Yurtdışından gelen de önemlidir, ülke dışına çıkan da…

Annem sıklıkla “Kurulmuş saat olmayın. Etrafınızdan haberiniz olsun” der. Kurulmuş saat gibi Ukrayna’ya gider Odesa Basamakları’na ya da farklı basamaklara bakmak da mümkün, ticari olarak, kültürel olarak bir şeyler elde etmek de…

Orada olan, burada olmayan şeyleri getirip satmak da mümkün, buradan oraya bir şeyler ihraç etmek de…

Her şey insanların elinde. Ama Ro-Ro gerçek manada bir fırsat. Giden için de gelen için de…

Karasu Limanı bu anlamda çok iyi bir ilerleme kat etti. Liman Müdürü Gökçen Erdem bunun için gecesini gündüzüne katıyor. Gayret ediyor.

Onun bu gayretinin onda biri kadar bu işe kafa yorsanız gerçekten bu hizmetin ne denli önemli olduğunu anlarsınız.

Sakarya’nın bir sınır kapısı var. Sakarya’nın doğrudan ticaret yapabildiği bir limanı var. Sakarya’nın dünya ile ticaret yapma imkanı var.

Bu imkanı değerlendirmek ya da gelen gemileri seyretmek…

Tercih meselesi…

YORUM EKLE

banner7

banner6