Annemle komik diyaloglarımız

Annem ilkokul mezunu bir köylü kadını. Pek çok ineğini, tosununu kendi elleri ile yetiştirmiş ve sonunda kurban etmiş bir kadın.

Üniversitede okuduğum dönem. Aradı. Sesim kötü. “Hayırdır oğlum” dedi. Ben de anneme çok saçma geleceğini düşündüğüm için söylemek istemedim ama ısrar etti. “Arkadaşımın çocukluğundan beri beslediği köpeği vardı. Veterinere götürdük. Şimdi öldü de. Onu teselli ediyorum. Hoş köpek için üzülmeye değmez de…” derken annem sözümü kesti, “Öyle deme annesi. O onunla yetiştiği için eksikliğini hissedecek. Kim bilir nasıl canı yanacak” dedi. Ben beni anlamayacak diye düşünürken annem bana insanlık dersi verdi.

***

Yine bir gün kardeşim daha yirmili yaşlarındayken tosunla oynuyor. Kardeşim tosunu çok sevdiği için onunla şakalaşıyor. Tosun da bu durumun farkında ve kendince şımarıklık yapıyor. O esnada birader tosuna sarılmış, tosun aniden kafasını kaldırıyor ve boynuzu biraderi ağız kısmına denk geliyor. Haliyle birader hastanelik oluyor. Allah’tan dudağı yırtılıyor, dişlere ve çeneye bir şey olmuyor. Bunun üstüne annem biradere, “Bak oğlum, insanı insan gibi seveceksin, hayvanı hayvan gibi. Hani nasıl insanı hayvan gibi sevince zarar görüyorsun ya, işte hayvanı da insan gibi seversen zarar görürsün. Onun için her şeyi hak ettiği şekilde sevmek zorundasın. Yoksa daha çok hastane yollarında gezersin” dedi.

***

Üniversitede ilk defa bir ünlüden ders alıyoruz. Heyecanla annemi aradım. Dedim ki, “Anne biz bir hocadan ders alıyoruz. Ama kadın TRT 2’de klasik müzik programı sunuyor. Muhtemelen tanımazsın.” Annem, “Esmer kısa saçlı bir kadın mı” dedi. “Evet” dedim. “Saçları dik dik yanakları tombiş, kısa boylu bir kadın mı?”

“Evet!”

“Adı da Misket gibi bir şey olması lazım” dedi.

“Anne sen gizli gizli klasik müzik programı mı izliyorsun” dedim.

Annem, “Yok oğlum. O çıkınca ‘gene mi sen geldin’ diyip kanalı değiştiriyorum” dedi.

***

Okul sonrasında İngilizceyi unutmayayım diye bir gramer kitabı aldım. Takıldığım yerlerde bakabileyim diye de kitabı el altında, çalışma masamın yakınlarında tutuyorum. Arada televizyon izlerken de elime alıyorum. Bir süre sonra kitabı kaybettim. Kimseye sormadan günlerce aradım ama kitap yer yarıldı içine kaçtı sanki…

Bir akşam annemle otururken annemin örgü çantasından pat diye benim gramer kitabım düştü. “Anne bu kitabın sende ne işi var” dedim. Annem heyecanla, “Sakın o kitabı kaybetme” dedi. “Ben zaten kaybettim. Bu saatten sonra sen kaybetme” dedim. Sonra, “Yahu kaybetsem sana ne! Sen gizli gizli İngilizce gramer mi çalışıyorsun” diye sordum. Annem, “Yok be! Ben onunla atkı iplerinin ölçüsünü alıyorum. Bunca zamandan beri aradığım kitap o. Ölçüsü tam. Sakın o kitabı kaybetme” dedi.

***

Hayatım boyunca hep annemin ineğinden çektim. Köyde yaşayanlar bilir. İnek bir köylünün evladından ötedir. Çünkü hem sevilesi bir şeydir, hem candır, hem tepki verir hem de geçim kaynağıdır.

Ben bunun ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Çünkü bizim ineğimiz annem için hep çok kıymetli oldu. Üniversitede okuduğum altı yıl boyunca (beş yıllık okulu altı yıl yaptım. Yoksa dört yıllık okulu altı senede bitirmedim) annem bir gün bile ziyaretime gelemedi. Gerekçesi ise hep inek oldu. “Oğlum ineği bırakıp nasıl geleyim” dedi. Finalde de gönlümü almak için “Mezun olduğun gün gelirim” diye beni altı yıl boyunca teselli etti. Neticede mezuniyet günü gelip çatığında annem gene gelemedi. Çünkü benimle rekabet ettiğini bilen inek kendini tutmuş ve tam mezuniyet organizasyonunun olduğu gün doğurmayı başarmıştı.

***

İnekle ilgili maceram bu kadarla sınırlı değil elbette.

Yine üniversite öğrencisi olduğum yıllarda İzmir’den Karasu’ya geliyorum. Gece yolculuğu yaptığım için sabahın erken saatinde evde oluyorum. Sabah yedi gibi evin kapısını çaldım. Annem gülümseyerek kapıyı açtı ve “Allah razı olsun senden. Erken geldin de uyandırdın beni. Sen eve geç ben ineklere yem vereyim” dedi.

Yani annem beni gördüğüne değil de ineklere erken yem vereceğine sevinmiş. “Yahu anne” dedim, “İnekle beni aynı derecede seviyor olsan bile, ben gurbetten geldim ya. Önce bana yemek vermen gerekmez mi?”

Annem, “Evladım onlar dilsiz hayvan. Derdiniz söyleyemiyor” dedi.

İnek belki açtı belki değildi oysa ben açtım, dahası benim dilim vardı ve işe yaramıyordu…

YORUM EKLE

banner7

banner6