Arkadaşlar merhaba

Bir felaket olduğunda ilk önce o adamın sesini duyuyorsunuz. Kim olduğu belli değil. Ne iş yapar belli değil. Muhtemelen kendisinin hiçbir vasfı yok. Ama anladığımız kadarıyla bir sürü felaket tellalı arkadaşa sahip. Sürekli “Arkadaşlar merhaba! Falanca yerde bir arkadaşım var. Onun söylediğine göre şurada şu kadar ciddi boyutlarda bir sıkıntı var. Bu sıkıntıları çok sağlam kaynaktan öğrendim Durum çok ciddi” diyip duruyor. Yetmiyor bir de “Bu ses kaydını yayabildiğiniz kadar yayın” diye talimat veriyor.

Devletin sözünü dinlemeyen arkadaşlarımız bu ne idüğü belirsiz adamın ses kaydını sorgulamadan paylaşıyor.

Çözüm önerisi olmayan bu adamın söylediklerini sorgulamadan paylaşan arkadaşlarım kimin değirmenine su taşıdığınızı bir daha düşünün. Size gelen ses kaydını yolladığınız kişilerin psikolojisini bozabildiğinizi unutmayın.

Dahası doğruluğundan emin olmadığınız paylaşımları yönlendirmek hukuki olarak da suça ortak olmak anlamına geliyor. Onu da unutmayın.

Sefer sayısı neden azaltılıyor?

Sakarya’da halk otobüsleri sefer azalttı. Yolcu sayısı azaldığı hatta bazı zaman aralıklarında yolcu olmadığından bu durum anlaşılabilir.

Halk otobüsleri “özel” olduğu için kâr-zarar hesabı da yapabilir. Her ne kadar biz onları kamu hizmeti yapıyor addetsek de aslında kendi planlamalarını kendileri yapıyor.

Buraya kadar bir sıkıntı yok. İşin ticari boyutu bizi çok ilgilendirmez.

Ancak alınan sefer azaltma kararı koronavirüs ile alakalı mı? Bence değil! Sefer azaltma kararı koronavirüs ile alakalı olsa araçların doluluk oranına dikkat edilirdi. Bakıyorsunuz araçlar ağzına kadar dolu. Pek çok halk otobüsü eski günlerden daha kalabalık şekilde yola çıkıyor.

Ben hem halk otobüslerinin daha az kazanmasını engelleyecek hem de vatandaşın sağlığına katkı sunacak bir formül biliyorum.

Şöyle yapılsın: Her yolcudan iki kat ücret alınsın ama araba kapasitesinin üçte biri kadar yolcu ile hareket etsin. Bu şekilde hem araçların daha az kazanmasının önüne geçilir hem vatandaş işine daha vakitli gidebilir hem işi olmayan için caydırıcılık olur hem de koronavirüse karşı önlem alınmış olur.

Daha çok hoşgörüye ihtiyaç var ama suiistimale gerek yok

Ülke olarak hatta insanlık olarak çok zor zamanlardan geçiyoruz. Sıklıkla “Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan şu günlerde” ifadesi ile dalga geçmişliğimiz vardır. Ama birlik ve beraberlik diye bir şey varsa en fazla ihtiyacımız olan dönemdeyiz.

İnsanlar korku içinde evlerinde oturuyor.

Bir arkadaşım “Bu konuyu büyütmeye gerek yok. Çünkü konu yeterince büyük” demişti. Şimdi o durumdayız.

İtidalli olmak her şeyin başında geliyor. Ama bencil de olamayız. İçimizdeki ilkel duygular öfkeye dönüşmeden, yaşadığımız her durumun benzer şekilde herkes tarafından yaşandığını unutmadan hareket etmeliyiz.

Bu süreç içinde pek çok kişi duygusal gerginlik içine girdi. Burası bir yana pek çok kişi de maddi imkansızlıkla mücadele etmeye başladı. Gündelik kazancı ile ayakta durmaya çalışan işçiler, günlük kazancı ile hayatını devam ettiren esnaf…

Düne kadar başkalarına yardım edecek kadar kazanan insanlar bugünlerde yardıma muhtaç hale gelmiş durumda. Onun için bu sıkıntılı dönemde geliri kesilenleri özellikle gözetmeliyiz. Kendi imkanlarımız ölçüsünde yardımda bulunmalı ve ekmeğimizi paylaşmalıyız.

Buraya kadar kısmı hoşgörü ile alakalıydı.

Gelelim su istimal kısmına.

Virüs ile mücadele sürerken sokakta gezmek, işi espriye dökmek, “Kaderde varsa” diyip kendini sokağa salmak gerçekten suiistimale girer.

İnsanlar virüsle mücadele ederken bir de sizinle uğraşamazlar.

Sizde virüs olmayabilir. Hatta riskli yaş grubunda da olmayabilirsiniz. Çocuklar da taşıyıcı durumunda.

Sokağa çıkma yasağı ilan edilmesin. Ama herkes kendi sokağa çıkma yasağını da uygulasın. İşin varsa tabi ki çıkacaksın. Ama sırf senin keyfin var diye sevenlerin başta olmak üzere herkesin hayatını tehlikeye attığını unutma.

HECATİ: Emeklilikte yaşa takılanlardan sonra sokağa çıkmada yaşa takılanlar çıkacak başımıza...

YORUM EKLE