Asgari Ücret Siyasete Konu Olamaz

Denk geldi, geçen hafta derste öğrenciler ile “ücret” konusunu işledik.

Gençlere; “asgari ücret nedir, biliyor musunuz?” diye sordum. Bütün eller kalktı… Bildiklerine sevindim. Fakat mezun olduktan sonraki ilk yıllarda çok daha iyi öğreneceklerini, öğrenmek zorunda kalacaklarını düşününce üzüldüm.

Asgari ücret hakkında biraz konuştuktan sonra başka bir soru sordum: “Asgari ücreti kim belirler?” Gençlerden gelen cevap çok netti: “Devlet!”

Size sorabilseydim eğer siz ne cevap verirdiniz? Muhtemelen siz de “devlet” derdiniz.

Teknik olarak asgari ücret; belirli bir piyasa veya ortamda (bizde ülke sınırları içinde) verilebilecek en düşük ücreti ifade eder.

Türkiye’de Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından, en geç 2 yılda bir, ülke çapında uygulanmak üzere ve günlük olarak belirlenir. Asgari ücret tespit komisyonu, iş gören temsilcileri, işveren temsilcileri ve devlet temsilcilerinden oluşur.

Yasa gereği, asgari ücretin altında bir ücretle iş gören çalıştırmak yasaktır.

Fiiliyata böyle midir? Yabancı işgücü arzı, kayıt dışı istihdam, aşırı yüksek işsizlik gibi olguların etkin olduğu toplumlarda yaşananların yasaya uygun olarak devam ettiğini düşünmek biraz zor ama inşallah öyledir.

İşlevi meslek edindirmek olan meslek okulları ve üniversitelerin kalite düzeyini de düşününce, ben şahsen pek emin değilim. Fakat eğitim sistemi üzerine daha önce defalarca yazmış olduğumdan bu hafta odak noktası başka.

Normal şartlarda ücret artışı talebi iş görenlerden gelir. Ücret, çalışanların geçim kaynağıdır ve sağlık ile aileden sonra gelen en önemli yaşamsal faktördür. Aynı zamanda emeğin karşılığı olarak görüldüğünden kutsaldır. Bu talebi taraflara yani işverenlere iletmek, yetkili sendikanın görevidir. Ne diyelim; örgütlenme güzel şey!

Fakat iş gören sendikaları konu asgari ücret olduğunda tutuk davranırlar. İşverenlerden ziyade hükümeti etkilemeye çalışırlar. Çünkü asgari ücret, tam anlamıyla siyasi bir konudur. O kadar siyasidir ki; siyasi partiler seçim meydanlarında iç görenlerin emeğine değer biçmekten kendilerini alamazlar.

Seçildikleri taktirde asgari ücretin ne olacağı üzerine seçim vaatleri verirler: 1.500 TL olacaaaak! Yok 3.000 TL olacaaaak!

Komik. Hata trajikomik!

Sendikalar gerçek sendika olsa: Önce buna itiraz ederlerdi. Emeğin değeri üzerinden siyaset yapanlara döner ve “kaybolun” derdi. “Gölge etmeyin yeter! Biz kendi hesabımızı kendimiz yaparız!”

Ama olmuyor. Çünkü sendikalar da siyasi parti benzeri birer örgütlenmedir. Partilere ve ideolojilere göre bölünmüş ve tarafgirlik içinde boğazlarına kadar siyasetin içine batmışlardır.

Sözüm ona sağcı sendika, sözüm ona solcu sendikayla beraber çalışmaktansa (ya da tersi, fark etmez) kendi dünya görüşüne uygun işverene veya hükümete yaslanmayı tercih edebilir.

Daha önce yazmıştım: Asgari ücret, işletmenin elde ettiği katma değerin, işveren kârı ile iş gören ücreti olarak nasıl bölüşüleceğidir.

1940’larden beri “eşrafın” hükümetlerin yamacında oturmasının bir sebebi de budur.

YORUM EKLE