At etinin mesulü kim

İlimizde de ülkemizde de gündem çok hızlı değiştiği için gazeteciler de okurlar da gündemi kaçırmamak adına her şeyi üstünkörü inceliyor. Eğer bir gazete iki gün aynı konu üstünde yazı yazarsa “mesleki başarısız” kabul ediliyor. Hatta “Haber bulamadıkları için aynı şeyi yazıp duruyor” yaftası yiyor.

Oysa gazetecilikte haber takibi olmalı. Ben mesela küçüklüğümde sıklıkla trafik kazası haberlerinin devamını merak ederdim. Hani diyor ya, “Beş kişi öldü yedi kişi yaralandı” diye. Ben ertesi gün hastanedekilerin durumunun da haberde verileceğini düşünürdüm. İşin enteresan kısmı habercilik gereği bu bilgi de verilmeli. Ancak bizde bunu yaparsanız “Ya işiniz yok ya vaktiniz çok” olarak nitelendiriliyorsunuz.

Hadi orası öyle kalsın da…

İlimizde birkaç gün önce çok ciddi bir at eti tartışması yaşandı. Bu tartışmada yenilir yutulur cinsten olmayan açıklamalar yapıldı. Resmen at etinin hatta domuz etinin kullanıldığı tespit edildi. Firmalar falan gündeme geldi.

Kasaplar Odası Başkanı bir açıklama yaptı. Bu açıklamada denetim yapanların da denetlenmesi gerektiğini söyledi. Denetimin denetlenmeye ihtiyacı olduğu bir durum. Kime güvenmemiz gerektiği sorgulandı.

Bunun yanı sıra bir ilçemizde (Geyve) yapılan kesimlerin yüzde sekseninin denetlenemediğini söyledi.

Geyve’deki kasaplar kalkıp açıklama yaptı. Ama Tarım İl Müdürlüğü bu konuda tek laf etmedi.

Belki kendilerine edilen bir haksızlık var, belki yargı yolu ile haklarını aramak istiyorlar. İçlerini bilemem.

Ancak vatandaşın güveni sizin hukuki haklarınızdan değerlidir. O günden bu yana Geyve’deki vatandaşların et alırken neler düşündüğünü tahmin edebiliyor muyuz?

Eğer Kasaplar Odası Başkanı’nın dediği doğru ise gereğini yapın. Doğru değilse de çıkıp vatandaşın içini rahatlatacak bir açıklama yapın.

Vatandaşın güvenli gıda tüketme hakkı sizin hukuki hakkınızdan daha kıymetli olmalı.

Davalar sonuçlandığında sizin içiniz rahat eder mi bilmiyorum ama bulunduğunuz kurumun size yüklediği sorumluluk hukuki olarak hakkınızı aramanızdan daha önemli olmalı.

Coşku bir başka

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olması nedeniyle daha ilkokul seviyesindeki çocukların okuduğu okullar tarafından organize ediliyor. Haliyle genç kesim diye adlandırılan kesim pek kendini gösteremiyor. 19 Mayıs da Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı olduğu için gençler daha fazla katılım sağlıyor. 30 Ağustos yaza denk geldiği için okullar tatilde oluyor. O coşku tam hissedilemiyor.

Ancak 29 Ekim herkesin katılım sağladığı, katılım sağlanmamasının bahanesinin olmadığı bir bayram organizasyonu konumunda.

Onun için bu biraz da bu kadar coşkulu kutlanıyor.

Emeği geçenlere tekrar tekrar teşekkürler.

Ölüme ne kadar uzaktayız

Sabahları Karasu’dan geliyorum. Haliyle bir günde iki buçuk saat gibi bir süreyi trafikte geçiriyorum. Pazar günü işe gelirken tam da Zirai Aletler Sanayi’nin orada araç ani bir fren yaptı. Dolmuşun içindekiler panik oldu. Orta yaşın üstünde bir vatandaş bizim aracın hızını hesap edememişti. Sürücünün frene basması sayesinde adam refüje yetişti. Bir saniye geç kalsa ya da on santim geride olsa şimdi belki de bambaşka bir yazı yazıyorduk.

Aslına bakarsanız ölüme aslında o adamdan daha uzak değiliz.

Denize giriyoruz, bir kramp uzaktayız boğulmaya. Yola çıkıyoruz, bir ayak takılması kadar uzağız ecele. Telefonumuzu şarja takıyoruz. Milimlerle uzağız çarpılmaya.

Ölmeye bu kadar yakın olduğumuz halde bu kadar uzakmış gibi yaşamak da neyin nesi!

Yarın ölecekmiş gibi diğer dünya için çalışmayı geçtik zaten de hiç ölmeyecek gibi bu dünya için çalışıyor olmamızın nedeni ne?

YORUM EKLE

banner7

banner6