Atatürk'ü anlamak

       Osmanlı İmparatorluğu üç kıtaya hükmeden imparatorluk iken 1918 yılında başkenti işgal edilmiş bir devlet durumuna neden düşürülmüştür, bunu sorgulamakla başlayalım.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni bir devlet değil rejimi ve yönetim şekli değişmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı olan bir devlet olduğunu aşağıdaki örnekle açıklayarak devam edelim.

  Bunu nereden anlıyoruz, ilk TBMM İstanbul’da İngilizler tarafından dağıtılan Meclis-i Mebusan milletvekillerinin oluşturduğu ve 1876 yılında ilan edilen Osmanlının son anayasası olan  Kanuni Esasi ‘ye göre görev yapan  ve ilk görüştüğü  kanun İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın yarım bıraktığı ‘Ağnam Resmi kanunu (küçük baş hayvan vergisi )kabul eden bir meclistir. 23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM, kendi idari yapısını oluşturmak üzere, 26 Nisan 1920’de bazı değişikliklerle Heyet-i Mebusanın 1916 tarihli Nizamnamesini kabul etmiş ve söz konusu Nizamnamede; idari hizmetlerinin teşkilatlanması, bu teşkilatlanma kapsamındaki organlar ve görevli personel ile bunların görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Ayrıca Lozan’da Osmanlının tüm mirasına geçmişteki uluslararası antlaşmalarına sahip çıkan bir devlettir.

     Bu hafta Atatürk’ün aramızdan ayrılarak ebediyete intikal edişinin seksenikinci yılı nedeniyle basın, yayın, sosyal medya ve diğer mecralarda ‘’ 10 Kasım Atatürk’ün Ölüm Yıldönümü ve Anma’’ etkinliklerini izledik’’

   Bize ezberletilen veya ezberleri sürekli tekrar edilen, başkalarından alıntı yapılarak paylaşılan metinleri gördük ve açıkçası bazılarını görünce de çok üzüldük.

  Açıkçası tarih bilmeyen, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan cahillikleri her halinden belli olan akıl fukarası meczupların paylaşımlarını görünce bildiklerimizi paylaşmak farz oldu.

 Bir başka açıdan bakmak istiyorum.

   Şu soruyu kendimize sormakla işe başlayalım.

  Atatürk’ü objektif olarak değerlendirmek tanımak anlamak için bireysel olarak ne kadar çaba gösterdik veya gösteriyoruz? Onu yalnızca başkalarından öğrenerek mi hakkında karar veriyoruz?

   Ben : onu sevebilmek içinde, nefret edebilmek içinde insanın belli bir bilgi ve kültür düzeyine ulaşmış olunması gerektiğini düşünenlerdenim.

   Avrupa ve dünyanın son üçyüzyılda ; bilim, sanat, kültür, siyaset, ekonomi, finans, hukuk askeri gelişim düzeyi vb tarihini biliyor muyuz? Bu alanda hangi gelişmeler kaydettiklerini ve bu gelişmeler sonucunda hangi değer ve kazanımlara sahip olduklarını anlayabiliyor muyuz? Bunları iyi bilmeliyiz.

  Aynı yüzyıllar içinde Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl bir seyir izlediğini kazanım veya kayıplarının neler olduğunu ve neden Mondros’u Sevr’i   imzalamak zorunda kalındığını biliyor muyuz? Bunları iyi bilmeliyiz.

Bunları bilmiyor ve özümseyemiyorsak gerçekçi olalım,  Atatürk’ü ne sevebilir ne de nefret edebilir ne de yeni cumhuriyeti anlayabiliriz.

Yani tarih öğrenirken neden sonuç ilişkisi kuramıyorsak boşuna ezber yapıyoruz demektir.

  Bu gün ülkemizin geldiği düzeyi ele alarak bir bakış açısı oluşturup geçmiş hakkında   bu günün aklıyla dünü yargılamak açmazına düşmek yerine o günün şartları içerisinde objektif bir bakış açısı elde ederek olaylara bakmayı becerebiliyor muyuz?

Tarihten en doğru dersi alamazsak asla geleceğimize doğru ve gerçekçi şekilde yön veremeyiz.

  İşte bunları çok iyi bilen ve etüd eden Atatürk; elindeki malzeme ve güç ile neler yapılabileceğinin ve sınırlarının neler olduğunun çok farkında olarak gerçekçi bir şekilde yeni cumhuriyetin kuruluş felsefesini oluşturmuştur ve hayata geçirmiştir.

 Bu bilgileri verdikten sonra şunu bilmeliyiz; Osmanlı günahı ve sevabı ile bizim bir önceki devletimiz ve atamızdır. Bu gün üzerinde oturduğumuz topraklar ve kadim miras iyisi ve kötüsü ile onlardan devraldığımız mirastır.

Atatürk ve silah arkadaşlarını yetiştiren de Osmanlı medeniyeti ve eğitim sistemidir.

   Şunu demek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu’nu karşılaştırmak, rekabet ettirmek, yermek veya bilinçsizce abartmak akılcı bir yaklaşım değildir. Bunların arasındaki ilişki baba, oğul ve torun ilişkisi gibidir. Biz bu medeniyetin tarih yolculuğunda bazen büyüyen, bazen duraklayan, bazen gerileyen, Atatürk’ün kurucu önderliğinde küllerinden yeniden doğan ve bunun   için mücadelesine devam eden Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluk içinde bütün bunları özümsemiş olarak geleceğe en iyi şekilde hazırlanması gereken evlatlarıyız.

 Yeniden doğuşumuza, devlet oluşumuza dünya sahnesinde istediğimiz yere gelmek için mücadelemize zemin hazırlayan atamıza minnet borcumuzu ödemek istiyorsak onu başkalarından öğrenmek yerine kendimiz araştırarak öğrenirsek daha doğru sonuçlar elde edebiliriz.

 Onun kadar entelektüel birikime sahip olmayan onu anlayamaz.

Değilsek ona haksızlık edebileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bunları hiçbirini yapamıyorsak hiç olmazsa ona saygı duymak zorunda olduğumuzu unutmayalım.

YORUM EKLE