Atatürk ve Lozan

ATATÜRK ve başta İNÖNÜ olmak üzere Atatürk’ün Silah Arkadaşları olmasaydı Lozan Antlaşması olmazdı. Ankara, İstanbul İzmir, Kayseri, Van, Kars olmazdı. Kısacası TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ olmazdı. Hatta iki gün önce siyasi açılışı yapılan Ayasofya bile olmazdı.

Çok cahilsin. İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet Han feth etti. Neden Ayasofya’yı Atatürk ve Onun silah arkadaşlarına borçluyuz diyenler çıkabilir. Merak etmesinler sayfamızda yer kalırsa onları da bilgilendireceğim. Ama önce Lozan.

Hep söylerim. Lozan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusudur diye.

Lozan’ı anlamak için elbette Lozan öncesine ve özellikle Sevr antlaşmasına bakmak lazım. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları KURTULUŞ SAVAŞI mücadelesi verirken son Padişah Vahdettin’in heyeti de Sevr antlaşmasını imzalamakla meşguldü.

Çok detaylı yazmayacağım. Sadece kısa bir hatırlatma. 10 Ağustos 1920'de imzalanan SEVR ANLAŞMASI ile kaybettiğimiz topraklara bakalım.

İstanbul İngiliz, Fransız ve İtalyanların...

İstanbul ve Çanakkale boğazları yine İngiliz, Fransız ve İtalyanların...

Başta İzmir olmak üzere Ege bölgesi Yunanlıların...

Edirne ve Kırklareli olmak üzere Trakya'nın tamamı Yunanlıların...

Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre Fransız kontrolündeki Suriyelilerin...

Musul ve Kerkük'ün olduğu bölge İngiliz Kontrolündeki Iraklıların...

Fırat'ın doğusunda kalan bölge İngiliz, Fransız ve İtalyanların...

Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis Ermenilerin...

Hele hele işgal edilerek yakılıp yıkılan diğer illerimiz ise saymakla bitmez.

Bakmayın siz Ege adalarını, Kerkük ve Musul’u Lozan’da kaybettik iftira ve yalanlarına. Ege adaları Balkan Savaşından sonra 30 Mayıs 1913'de İtalyanlara verilmiş. Osmanlının yenildiği Birinci Dünya Savaşından sonra yani 15 Kasım 1918 tarihinde Osmanlı Askerinin çekilmesi sonucu MUSUL ve KERKÜK de İngiliz kontrolündeki Irak'lılara terk edilmiş.

Kısacası koskoca Osmanlı Devleti yıkılmış, parçalanmış ve işgal edilmişti.

Sonuç; ANAHTAR TESLİM bir teslimiyet. Yok olan koskoca bir OSMANLI İMPARATORLUĞU.

İşte o teslimiyeti kabul etmeyen o bir avuç dedikleri Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının önderliğinde yapılan KURTULUŞ SAVAŞI sonucunda bugün yaşadığımız TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ kurulmuş ve tapusu da 5 bölüm ve 143 maddeden oluşan Lozan Barış Anlaşması dediğimiz anlaşma ile 24 Temmuz 1923 tarihinde alınmıştı.

Şimdi anladınız mı birilerinin neden Lozan’ı hazmedemediğini? Şimdi anladınız mı neden Lozan’ı kutlamadıklarını?

Neyse bir başka yazımızda yazarız Yunanlıların, Ermenilerin, Rumların, İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların velhasıl yedi düvelin neden Lozan’a karşı çıkıp yasakladıklarını.

Şimdi gelelim AYASOFYA’ya…

Doğru söylüyorlar…

İstanbul’u FATİH SULTAN MEHMET HAN feth etti. Ama torununun torunlarının torunları da İngiliz, Fransız ve İtalyanlara verdi. Dolayısı ile AYASOFYA’yı da vermiş oldu.

KILIÇ HAKKI veya EGEMENLİK HAKKI arayanlara tavsiyem Sırbistan’a, Yunanistan’a, Bulgaristan’a, Macaristan’a, Romanya’ya, Suriye’ye, Irak’a, Mısır’a, Libya’ya kısaca 70’e yakın ülkeye baksınlar. Bir zamanlar oralarda Osmanlı toprağı idi. Tıpkı İstanbul gibi. Tıpkı Anadolu gibi.

Kılıçcılarlarla egemencilere sormak lazım. Oraları Fatih’ler, Yavuz’lar, Kanuni’ler feth etmedi mi? O kılıç hakkı veya egemenlik dediğiniz o haklar neden oralarda yok?

Hadi oralardan vazgeçtim. Ayasofya’da olduğu gibi eskiden Osmanlı toprağı olan Kudüs’te yani MESCİD’İ AKSA’da neden bir CUMA namazını hep beraber kılamıyoruz?

Yoksa Danıştay 10. Dairesinden bir karar mı bekleniyor oralarda namaz kılmak için?

Kılıç denilince Diyanet İşleri Başkanının elindeki kılıçtan bahsetmeden geçemeyeceğim. O kılıcı onun eline kim verdi bilmiyorum ama kabzasındaki haç işareti ile vermek istediği mesajı belki Hıristiyanlar anlarda bir Müslüman olarak ben anlayamadım. Umarım biz MÜSLÜMANLARA izah eder. Sormak lazım. Yok muydu bir OSMANLI KILICI?

Ayrıca söyleyin o Diyanet İşleri Başkanına ‘‘Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır. Dokunanı yakar. Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar’’ ifadesi ile kimi kast ettiğini açıklama cesareti göstersin.

Eğer bu ifadesi ile İstanbul’u İngiliz, Fransız ve İtalyanlara verenleri ve İstanbul’a ihanet edenleri kast ediyorsa benim için sorun yok. Ama eğer Ayasofya’yı 1934’de müze yapıp 1936’da da Büyük Ayasofya Camii olarak tapuda tescil eden Mustafa Kemal Atatürk ve hükümetini kast ediyorsa haddini ve hukukunu bilsin. Aklının ermediği o dönemin konularına karışmasın. Unutmasın ki Onun kurduğu ülkede yaşıyor. Ve onun kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturuyor.

Eğer inancımıza göre fetva verecekse de o kürsüye çıktığında keşke İslam’ın temel değerlerine aykırı davranışlar olan israftan, kul hakkından, hırsızlıktan, yolsuzluktan, tecavüzcülerden bahsetseydi. Lanetleyecek ise bunları lanetleseydi. Neyse deyip bu konuyu da kapatalım.

Yazımı Lozan ile daha doğrusu İNÖNÜ’nün olmazsa olmaz ısrarları ile masa başında aldığımız Caber Kalesi ile yani SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİNİN eski yeri Karakozak köyündeki VATAN TOPRAĞI ile bitirmek istiyorum.

Sahi…

Bir gece ansızın taşınmak zorunda kaldığımız o vatan topraklarındaki EGEMENLİK HAKKIMIZ ne oldu?

Saygılarımla,

Sinan Ulusinan

27.07.2020

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa berber
Mustafa berber - 2 hafta Önce

Can arkadaşım yazınız için çok çok teşekkür ediyorum. Harikaydı

Sinan Ulusinan
Sinan Ulusinan @Mustafa berber - 2 hafta Önce

Sağ ol Mustafa. O senin gönlünün güzelliği...

Bulent sönmez
Bulent sönmez - 2 hafta Önce

Kalemine eline saglik herşeyi açiklamissin sinancigin

k.ural
k.ural - 2 hafta Önce

Ağzına kalemine sağlık..