AZİZ VE MUHTEREM HIRSIZ KARDEŞLERİM

Aklınıza kimler geldi kim bilir?

Olayın genel bir panoramasını yapalım da son sözümüzü ondan sonra söyleyelim.

Spartalılar hırsızlığı değil, yakalanmayı cezalandırırmış.

10 sene kadar önce, Adapazarı Merkezindeki Yahyalar Mahallesinde oturuyorduk.

Bir sabah kalktığımızda, yakışıklı ve beyefendi oğlum Erdem’in bisikletinin çalındığını fark ettik.

Benim aklıma hırsızlık denilince hep o olay geliyor.

Karakola gidince, bisikletin faturasıyla gelmemizi istediler.

Kaç defa ev taşımışız, faturayı nereden bulacaktık.

Şikâyetten vazgeçtik.

O bisikletimizin çalındığını ne zaman hatırlasam, aklıma : ‘Spartalılar hırsızlığı değil, yakalanmayı cezalandırırmış!’ sözü gelir ve gülerim.

‘Be oğlum, malını çaldırmışsın bir de gülüyorsun!’ diyenleriniz çıkabilir.

Pışşııık..

‘Sülün Osman’ desem sanki yüzünüzde bir tebessüm oluşmayacak?

Sülün Osman'ın Galata Kulesi ve Beyazıt Meydanı'nı, Anadolu'dan İstanbul'a gelen saf tüccarlara sattığını duymayanınız yok gibidir.

İşte O, mahkemede: ''Kusura bakma hâkim bey, memlekette Galata Kulesi'ni satın alacak eşekler olduğu sürece ben bu kuleyi satarım'' diyecek kadar da kendinden emin bir isimmiş...

Mahalle kahvelerindeki sohbetlere kulak kabartırsanız, hırsızlıkla ilgili onlarca yöntem, yüzlerce vukuat ve binlerce anı dinlersiniz.

Bize göre Sülün Osman’ın kurnazlığından ziyade, kendini kurnaz zannedenleri tongaya düşürmesidir vatandaşa sempatik gelen..

Bir tuhaf milletiz vesselam..

Hırsızların, mafyaların, dolandırıcıların hemen- hemen hepsinin vatandaş nezdinde az da olsa, sevilmek gibi epey bir karşılığı vardır.

Çünkü ihtiyacı olanlara nakdi yani para yardımı yaptıkları, hastalarını tedavi ettirdikleri, onlara odun- kömür aldıkları dillerden hiç düşmez.

Frank William hırsız, çek sahtekârı ama aynı zamanda hayırsever bir iş adamıdır. Kendisi bir dönem Amerikan cari açığını düşürmeyi kafasına taktığından olacak, bu işlere bulaştı. Yakalanıp, 5 yıl yattıktan sonra ülkesine hizmet etme aşkıyla FBI ile çalışmaya başlamış ve ’Sahtekârlık Araştırma Şirketi' kurmuş. Şu an vergisini veren, saygın bir iş insanı olarak hayatına devam ediyormuş.

Natwarlal, hırsızlığa kattığı boyut ile Hindistan'ın göğsünü kabartmış bir şahsiyetmiş.

O da bizim Sülün Osman gibi, Tac Mahali satılığa çıkarmış ve satmıştır.

2009 yılında ölünce, doğduğu köyü büyük bir üzüntüye kapılmış ve ona olan borçlarını, köyün ortasına bir heykelini dikerek ödemişler.

Sevilme nedenlerini anlıyorsunuz değil mi?

Gelelim asıl meseleye.

Şiir, tuzu kuru insanların işi değil. Nerde bir şair varsa hemen- hemen hepsi bizcileyin ekonomik sıkıntı içindedir. 10 yıl kadar önce şehir merkezinde bir yerlerde buluşup, edebi sohbetler ettiğimiz şair bir dostumuz vardı.

Bir gün kan- ter içinde geldi. İlk sözü: ‘Bana bu yapılır mı be!’ oldu.. Bizimkinin ‘Düldül’ adını verdiğimiz bisikletini çalmışlar.

6-7 kilometrelik bir yolu kat edip, onunla geliyordu sohbete..

Çoktandır gelemiyor.. Şimdi aziz ve muhterem hırsız kardeşlerime sesleniyorum: ‘Bizim gariban şairin Düldül’ünü getirin!’

Her nedense çala- çala doymuyorsunuz. Kasalarınız da doludur zaten..

İnancınızın olduğuna da eminim.

Bende para olsa, oğluma değil de o şair arkadaşa yenisini alırdım inanın..

Olsa dükkân sizin..

Hadi aziz kardeşlerim…

Fatura filan da istemeyin n’olur..

Zaten 25 yıllık, 6. El müstamel bir bisikletti..

Allah’ın selâmı üzerinize olsun..

YORUM EKLE

banner7

banner6