Babaoğlu’nun MHP’ye geçmesi

31 Mart Yerel Seçimleri öncesinde ittifaklar gündeme geldi. Bu süreç içinde gerek Cumhur İttifakı gerekse Millet İttifakı Sakarya’daki pek çok yerde ortak aday çıkarma yoluna gitti. Bir partinin seçmeni için bir başka partiye oy vermek mutlaka çok zordur. Ancak bir partinin yöneticisi için bir başka partiye oy istemek çok daha zordur.

Bu dönem siyasetin içinde olan pek çok yönetici kendi partileri için değil bir dönem rakip oldukları partilerin adayları için oy istedi.

Daha önceden Milliyetçi Hareket Partisi’nin Hendek Belediye Başkan Adayı olacağını açıklayan Turgut Babaoğlu Hendek’te Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı ile seçime gidileceğini öğrenince partisinden ayrıldı. Bu süreç içinde bağımsız aday olarak başarılı olmasının mümkün olmadığını söyledi. Büyük Birlik Partisi de Babaoğlu ile seçime gitti. Sonuçta da seçim Babaoğlu’nun galibiyeti ile sonuçlandı.

Babaoğlu bu süreç içinde Cumhur İttifakı’nın adayından da Millet İttifakı’nın adayından da yüksek oy almayı başardı.

Şimdi buradaki konu şu: Bu oyu Turgut Babaoğlu mu aldı yoksa Büyük Birlik Partisi mi?

Bir önceki seçimde (2014 yerel seçimi) Turgut Babaoğlu, Ali İnci karşısında yüzde 43.15 oy almıştı.

2019 seçiminde ise ittifaklarla yarışan Babaoğlu yüzde 46.20 aldı.

Büyük Birlik Partisi Babaoğlu sayesinde belediye kazanmış mı oldu yoksa Babaoğlu BBP sayesinde mi belediye başkanı oldu?

Babaoğlu dün MHP’ye katıldı.

Bundan sonraki süreci ve BBP kanadında tepki olup olmayacağını, Babaoğlu’nun baba evinde nasıl karşılanacağını en önemlisi Hendeklilerin bu olayı nasıl değerlendireceğini yaşayıp göreceğiz.

Gümeye giden güme gider

Acarlar Longozu. Dünyanın en büyük ikinci su basar ormanı olma özelliğine sahip. Endemik bitki yapısı, kuşların göç güzergahında yer alması, dünyanın pek çok yerinde görülmeyen kuş türlerinin görülmesi… Daha pek çok güzellik.

Bir de avcılık diye bir spor var. Canlı bir varlığa ateş edilmesi, bir canlının canının alınması nasıl spor oluyor bilmiyorum.

Acarlar Longozu’nda gürültü bile yapılmaması lazım. Çünkü göçmen kuşların oteli gibi orası. Adamlar oralara avcı kulübeleri (gümeler) yapmış. Jandarma baskınlarında ortaya çıkıyor. Doğal sit alanında avlanmak nasıl bir mantıktır Allah aşkına…

Hayvanları, doğal hayatı düşünmüyorsunuz. Bari alacağınız yüklü cezaları göz önüne alın. Sırf keyfiniz yerine gelsin diye bunu yapmamalısınız…

Gazetecinin çalışanı çalışmayanı olmaz aslında

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü aslında tüm dünyaya örnek olduğumuz bir gündür.

Şimdiki gibi iktidar değişince yanında vaziyet alan patronların değil yeni yeni oluşmaya başladığı dönemde gazetecilik yapmak isteyen mesleğimize bir iade-i itibar yapılmıştır.

Pek çok kişi bu günü “o gereksiz günlerden biri” olarak nitelendirir belki. Ama öyle değildir. 10 Ocak 1961 yılında gazetecilerin anayasal hakları ilk kez güvence altına alınmış, gazeteciler bırakın hükümetleri kendi çalıştıkları kurumlara karşı bile kollanır hale gelmiştir.

O dönemde çıkarılan 212 sayılı basın kanununa göre gazeteci sadece yargıya hesap verir. Şimdikileri gibi patrona ya da patronun tarafı olduğu siyasi yapıya değil.

Bu son söylediğim cümlenin siyasi bir tarafı yok. Amerika tarafından icat edilen ve basın tarihine ahlaksızlık abidesi olarak geçen “iliştirilmiş gazetecilik” kavramı ne yazık ki her yerde mevcut.

Her partinin kendi gazetesi var. Bunun daha küçük versiyonu olarak her kurumun basın birimi var. Olmasın mı? Olsun! Ama bülten hazırlasın. Haber yazmasın.

Bir kuruma yazılı haber göndermek kadar aşağılayıcı bir durum yok. Tüm kurumlar haber yazıp atıyor. Kendi kendilerine gazetecilik oynuyorlar. Basın biriminin görevi bellidir. Bülten yazar. Gazetede yazı işlerinin görevi bellidir. Haberi gazetenin bakış açısı ile değerlendirir ve yayına servis eder.

Gazeteleri açıyorsunuz aynı metin aynı gün farklı gazetelerde yayınlanmış. Tüm editörler aynı şeyi düşünmediyse birileri gazetecilik oynamış…

Mesleki günler toplanıp çay içilmesi, bir araya gelinmesi, meslektekileri onore edilmesi falan güzel şeyler. Ama bunlar yapılırken gazetecilerin hak ettiği saygınlığa erişmesi de gerekir. Gazetelerin ve gazetecilerin yaşadığı sorunların yansıtılması lazımdır. Yerel basın ayakta durmazsa yerel yönetimlerin de anlamı kalmaz.

Okur olarak “Bu yazının bizi ilgilendiren kısmı neresi? Neden zamanımızı aldın” diye soracak olursanız…

Aslında gazetecilik sizin için yapılıyor. Patronların değil sizin ne düşündüğünüz önemsenirse, tüm siyasi ve ticari kaygılar bir kenara bırakılıp sizin ne istediğinize kulak verilirse aslında gazetecilik o zaman sağlıklı bir şekilde yapılmış olur.

Onun için yukarıda yazdığım şeyler gazetecileri değil aslında sizi ilgilendirir. Gazeteciler işsiz kalırsa farklı sektörlere yönelebilir elbette. Ama gazetecisiz bir toplum her şeyin sır olduğu bir toplum olacaktır.

YORUM EKLE