Bahar mı geldi ?

Gündelik hayatın yoğunluğu ve yorgunluğu yüzünden, gelip geçen zamanın ne fısıldadığını duyamaz hale geldik. Her şey, hız ile arkadaş son zamanlarda. Herkes, tek düzey ve tek taraflı yaşıyor hayatı. Sürekli konuşuyor, ama hiç dinlemiyoruz. Sürekli bakıyor, ama hiç özünün özünü görmüyoruz. Profesyonel ya da amatör olarak sürekli yazıyor ama çok az okuyor ve nefes alıyor ama hayatı gerçek manada yaşayamıyoruz.

Çok klasik bir tabir olacak ama, hiçbir şey göründüğü gibi değil şu hayatta. Her doğan gün, gerçekten aydınlık olmaz mesela, her gecenin zifiri karanlık olmadığı gibi. Her tebessümün özü, mutluluk değildir. Her yüzün bir yıkılış sayılmadığı, her insan gerçekten “insan” olmadığı, her rüzgârın üşütmediği, her ateşin yakmadığı ve her başlangıcın bir bitişi olduğu gibi, her doğumun bir de ölümü var.

Her zaman, zıttıyla yaşıyoruz hayatı. Bizde ki yürek, aynı anda bir ölüme ağlarken, bir doğuma tebessüm eden bir yürek… Ancak son zamanlarda, ülkemin gündemi o kadar yoğun, o kadar karışı, o kadar ağır ve o kadar zor ki, gelip geçen zamanın ne getirdiğinin farkında olamıyoruz. Ancak farkında olmasak da, zaman durmuyor yerinde. Takvim yaprakları birer birer düşüyor. İzi, bugüne de geçse de, çok fırtınalı geçse de kış, gece aydınlık bir sabaha, kış huzur veren bir bahara eninde sonunda kavuşuyor.

Evet, yaklaşık bir buçuk, iki yıldır ülke dertlerini konuşmaktan, sürekli kavga edip, sürekli öfkelenmekten, sürekli gündelik hayatın sıkıntılarına, güncel olaylara kafa yormaktan, ne geçen kışın huzuruna varabildik, ne de gelen baharı sevinç ile karşılayabildik. Tükeniyoruz sanki günden güne. Hoşgörü çekip giderken bir bakıyoruz, sabır da ona eşlik ediyor. Sabır ve hoşgörüye “durun gitmeyin” derken ahlakta gidiyor yavaş yavaş… Meydanı boş gören öfke ise gelip oturuyor yürek tahtına.

Hem ülkem hem de şahsen benim için sert geçen bir kışın ardından sonra, masamda duran takvim artık baharı haykırıyor. Güneş daha sıcak tebessüm etmeye, kuşlar şarkı söylemeye, ağaçlar kurumaya inat yeniden yeşermeye ve açan çiçek, gül, laleler aş davetine başladı yine. Tabiat kışa veda ederken, yenilenmeli insan azda olsa. Temizlenmeli, arınmalı kötü düşüncelerinden. Kini, öfkeyi ve nefreti silmeli bir kalemde. Odanın penceresini de, yürek penceresini de ardına kadar açacak inan. Huzur da girecek içeri çılgın bir mutlulukta. Hüzne bulanmış bir sevda da girecek, o sevdanın evladı olan buruk bir şiir parçası da…

Zaman artık bahar, zaman, yeşilin her tonu ve zaman masmavi gökyüzü… Bu yüzden bende atıyorum ruhumu bahar kokan sokaklara. Soyunuyorum her duygu karşısında. Açıyorum gönlümü hayata, dostluğa, aşka ve tüm insanlığa. Herkesin gittiği yerlere gidip özgürce dolaşamıyorum belki ama gökyüzünde özgürce gezip, yeryüzüne cümle olarak yağıyorum.

YORUM EKLE

banner22

banner21