Bana müsaade

Sosyal medya uygulamaları hayatın pek çok alanında kolaylık sağlarken ne yazık ki sistemdeki açıklar masum kişilerin hak kaybı yaşamasına neden oluyor. Dilimize son zamanlarda yerleşen “klavye delikanlısı” lafı da buradan geliyor.

Pek çok defa bu konuda sınandık. Gezi olayları yaşandı. Her gün bir ses kaydı, binlerce tweet atıldı. Ülke gündemi ve hatta dünyanın dikkati bu noktaya çevrildi. Sonuçta verilen pek çok bilginin asılsız olduğu ortaya çıkmış olmasına rağmen olayın devam ettiği anda yangına körük olmayı başardılar.

Benzer olay her felakette yaşandı. Yakın zamanda Suriye’de askerlerimize düzenlenen hain saldırı hakkında ilk bilgiler gelmeye başladığında şehitlerimizin sayısının fazla olduğuna ilişkin paylaşımlar yapıldı ve halk galeyana getirilmeye çalışıldı.

Pandemi döneminde, “Benim falanca akrabam Şişli Etfal’de çalışan birinin yakın arkadaşı. Ona da arkadaşı söylemiş. Acilde 20 kişi feci şekilde can vermiş” falan diye paylaşımlar yapılmadı mı?

Bu paylaşımları yapanların pek çoğu ceza almadı. Bulunamadı çünkü.

Kişilere saldırılar da benzer şekilde. Saklan IP adresinin arkasına, yaz istediğini.

Aç binlerce sahte hesap, yapıştır tweeti, değiştir gündemi.

Peki bir ülkenin kaderini birkaç tuşa basarak değiştirirseniz bu ülke size göz yummak zorunda mı?

Söyleyen kişi söylediğinin arkasında durmuyor da Twitter söyleyenin arkasında duruyor. O zaman söyleyenin söylemesine mecra sağladığınız için suç ortağı olmuyor musunuz?

Biz her gün adımızla, resmimizle, adresimizle köşe yazarken, fikir beyan ederken, yazdığımızın tüm sorumluluğunu alırken, sen oturduğun yerden, istediğin kişiye sallayacaksın. Ben yazdığım ve söylediğim her şeyden mesul olacağım, sen hakaret edip önüne bakacaksın.

Sorarsan da bunun adı “özgürlük” olacak.

Özgürlük öyle olmaz kardeş.

Özgürlük en azından adalet içermelidir. Sen adama sövdüğünde en azından onun da sana sövebilmesine imkan sağlamaktır. Özgürlük biraz da cesaret işidir. Cesur olmayan kimse özgür olamaz. Hürriyeti elde etmek istersen “Ya istiklal ya ölüm” diyecek cesarette olacaksın.

“İstediğini söyleyen istemediğini işitir” derler. Senin istediğini söyleme hak ve haddin yok. Kimsenin de yok.

Özgürlük ile saldırı arasındaki farkı öğreneceksin önce.

Özgürlük ile insan olmak arasındaki farkı bileceksin.

Özgür olmak istiyorsan önce cesur olacaksın, önce saygılı olacaksın, önce insan olacaksın.

Bu nedenle kanuni düzenleme yapılana kadar on binlerce kişi ile takipleştiğim twitter hesabımı askıya aldım.

Kimi “Bu çağda bu kafa” dedi, kimi “Sosyal medyaya da mı küstün” dedi. Herkes kendince eleştirilerde bulundu. Ben insanların insanlık çerçevesinde insanca iletişim kuramadığı her yerden uzak durdum.

Burası da artık insanların birbirine küfrettiği ve sonrasında hiçbir bedel ödemeden gezinmeye devam ettiği bir mecra haline geldi.

Sosyal medya olmadan da yaşanır. İnsanların birbirine saygısını yitirdiği yerde yaşanmaz.

Bana müsaade…

Kurbanı evde mi keseceğiz?

Kurban Bayramı’nda sokağa çıkma yasağı gelebileceği şeklinde uyarıda bulunulmuş.

Hadi Ramazan Bayramı’nda sıkıntı olmadı. Evde kalmak alıştığımız bir durumdu.

Şimdi hem havalar ısındı hem sokağa çıkma yasaklarını unutma noktasına geldik hem de

adı üstünde: Kurban Bayramı.

Orucu evde tutmak ya da bayramı evde kutlamak kolaydı da kurbanı evde kesmek zor olabilir.

HECATİ: Sosyal medyadan çekildik. Kanuni düzenleme yapılana kadar sloganımız: Yaşasın gerçek medya…

YORUM EKLE