Banka mı, mafya mı? (2)

Yurda döndüğüm 2012 yılında bana okul bulmada, yaşanılacak bölgeler konusunda en çok yardım eden, Tulu T. oldu. Kanada’da yaşadığı dönemde beraber çalışmıştık ve çok kısa bir zamanda şirketin önemli müdürlerinden biri olmuştu. Türkiye’ye dönünce Peugeot firmasında satın alma bölümünde iş bulmuş, dünyayı dolaşıyor milyonlarca dolar bütçenin yönetimini yapıyordu.

Onun gibi genç ve yetenekli arkadaşlar ayda bir toplanıp yapılabilecek yatırımları bana getiriyor, ben de onlara bu fikirlerin artılarını, eksilerini anlatıyordum. Grup 30 kişiyi buldu.

Bu toplantılardan birinde ben onları Kocaali’ne davet ettim. Fındık bahçelerini gösterdim, gözlerine inanamadılar. Bu bölgede 30 bin ton fındık toplandığını ve bizim bunu hiç işlemeden sattığımızı anlattım. Bu toplantıların sonunda Kocaali’nde fındık ürünleri için ilk adım atıldı ve üç ortaklı bir fındık kavurma fabrikası kuruldu. 2013-2014 yıllarından bahsediyorum.

Yerin sahibi bendim, fabrika binasını ben inşa ettim. Onlar çok sevdiğim ve güvendiğim üç kişi makinaları hibe ve banka kredisi ile alıp, sistemi kurdular. Bankada kredileri yeterli olmadığı için ben dahil 5 kişi kefil olduk.

Aradan yıllar geçti, işler istedikleri gibi gitmedi, yeni ortaklar girdi işin içine. Yeni kontratlar imzalandı, sorumluluğu yeni ortaklar aldı. Ben bir banka müdürü arkadaşımın tavsiyesi ile noterden bankalara mektup gönderdim artık sorumlu olmadığımı bildirdim.

Bankalar mektubu aldıktan sonra beni hiç aramadılar, cevap yazmadılar.

Yıllar geçti. Bir akşam üzeri tanımadığım birisi telefon edip, şirketin borcu bir gün içinde ödenmezse bütün mal varlığıma haciz geleceğini söyledi. Bankanın adını öğrenince yanlış kişiyi aradıklarını benim onların bankası ile hiç bir ticaretim olmadığını söyledim.

Telefonda ki kibar olmayan şahıs, doğru kişiyi aradığını, borcun fındık fabrikasından dolayı olduğunu ve yarının son gün olduğunu anlattı.

Ertesi gün bankaya gittim. Sorumlu olduğum para konusunda bilgi istedim. Veremeyiz, hesap sizin değil dediler. İmzaladığım kontratın kopyasını istedim, gidin onlardan alın dediler.

Parayı benden istiyorlardı ama niçin ne kadar, ne hakla olduğunu anlatma ihtiyacı hissetmiyorlardı. Bende “hodri meydan” elinizden geleni ardınıza koymayın dedim. Avukat tuttum ve savaşa başladım. Bir yıl gibi bir zaman geçti. Bu arada konuyu detaylarıyla öğrendim.

Beceriksiz, işini bilmeyen, gerekeni yapmayan, profesyonellikten uzak banka elemanlarının suçlarını örtmek için uyguladıkları taktikleri öğrendim. Avukatımdan haber bekliyorum, isimleri, tarihleri, detayları bu sayfalarda paylaşmak için.

Bu arada ortaklar ortalıkta dolaşıyor, makinalar yerinde duruyor ama onlara yönelik hiç bir aktivite yok. Turan bey senin paran çok, sen öde sonra onlardan bir yolunu bulup alırsın diyorlar.

Ben sırtımda buz dolabı taşıyıp, -40 derecede hamallık yaparken bir gün bir kaç aptal banka memuru hata yapar, zor duruma düşerlerse, bu paraları onlara veririm diye bu günü bekleyip duruyordum (!)

 Dünyanın hiç bir yerinde bu kadar amatör, sorumsuz, görevini kötüye kullanan memur bulamazsınız. Kefil olan insan ilk değil son çaredir.

Kefil olan insanın da kontratı bilme, detayları öğrenme, kendini savunma hakkı vardır. Bankaların her iki yılda bir kredileri yeniden gözden geçirme ve kefil olanları olup bitenden haberdar etme sorumluluğu, kefaletin halen geçerli olup olmadığını sorma zorunluluğu vardır. Bunları insanlara anlatıyor musunuz?

Bu sorunun mahkemeye gitmesini çok istiyorum. Öyle olunca her şey halka açık olacak ve ben burada detaylarıyla her şeyi anlatabileceğim.

Bankalar tarafından haksızlığa uğrayan insanların bana e-mail üzerinden ulaşmasını istiyorum. Sizi dinleyip, isminizi kullanmadan hikayenizi burada paylaşmaya hazırım.

Sağlıcakla kalın.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Melih
Melih - 1 ay Önce

Adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça kefili takip edemez. Ancak alacaklı, ''borçlu aleyhine yapılan takipte kesin aciz belgesi alınması, borçlunun Türkiye'de takibatının imkansız hale gelmesi, borçlunun iflasına karar verilmesi ve borçluya konkordato süresi verilmiş olması'' hallerinde, doğrudan kefile başvurabilir.
Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olamaz Kefil, sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihini, sözleşmede ''kendi el yazısıyla'' belirmesi gerekir

Turan
Turan @Melih - 1 ay Önce

Bilgiler için çok teşekkür ederim. Bu güne kadar, söylediğiniz hiç bir kural uygulanmadı. Uygulayacaklarını da sanmıyorum. Korkutarak hedefe ulaşacaklarını ümit ediyorlar. Eminim bir çok kez bu taktik başarılı oluyordur.
Avukat arkadaşların bu konuda yazacakları aydınlatıcı bilgileri gazetemizde yayınlamaya hazırız. Lütfen insanımıza zor durumda kaldıklarında yapmaları gerekeni, atmaları gereken adımları anlatalım.