Baykuşlar bacalara tünemeden

​“Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
​Biz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz.”
​(Nâbi)  
 
​Siyaset, düşman üretmek, her vesile ile boğuşmak için yapılmaz. Siyaset, yönetime gelmek için, ülkeyi her türlü tehlikelerden korumak ve geliştirmek için yapılır. Bunun için de, siyasiler ve partiler, programlarıyla birbirleriyle yarışmalı, laf-ı güzaf ile meşgul olmamalıdırlar.
​Demokrasi anlayışının hâkim olduğu ülkelerde siyasiler, sadece ülkelerine faydalı olmanın yollarını geliştirmek ve ülkelerini tehlikeli yollara düşürmemek için gayret gösterirler. Onun için siyasetle uğraşanlar, siyasi menfaatleri adına değil, ülkelerinin menfaatlerini düşünerek hareket etmelidirler. Yani birbirlerinin siyasi cellâdı olmamalıdırlar. Zira siyasette asıl olan çekişme değildir. İktidar ve muhalefet, birlikte yönetim anlayışıyla hareket etmelidir. Yoksa her vesile ile mahkemeleri meşgul etmemelidir.
​Her siyasetçinin lisan-ı münasiple, ülkesini düşünerek açıklamalarda bulunması erdemliliğin gereğidir. Argo konuşmanın, asabi tavır takınmanın, kavgalı gürültülü gündemler sergilemenin, ülkeye zarardan öte hiçbir faydası yoktur. Milletimiz de bu nevi taşkınlıklara asla prim vermemelidir. Efendiliği rafa kaldırarak, külhanbeylik yapanları, her an iktidar gücünü kullanarak baskı uygulayanları da milletimiz affetmez, sırası gelince de sandık gücünü kullanır.
​Meclisi, caddeleri ve meydanları rahatsız edici gösterilerden uzak durmayanların akıbeti daima hüsran olmuştur. Nitekim 1960 ve 1980 darbeleri öncesi ülkemizde cereyan eden sosyal ve siyasal çatışmalar darbelerin önünü açmış ve hoş olmayan sonuçlar doğurmuş, idamlar yaşanmış, cezaevleri lebalep dolmuştur. Tarihi tekerrür ettirmemek, siyasilerin ve partilerin başta gelen görevidir. Onun için millete tepeden bakanlara değil, millet için faydalı projeler üretenlere alaka duyulmalı ve alkışlanmalıdır. Siyasette kalıcı olmak buna bağlıdır.
​Maalesef bugün özlenen olgunluğu Meclisimizde, TV programlarında, meydan konuşmalarında göremiyoruz. Etik ve estetikten uzak, argovari konuşmalar siyasal uçurumların derinleşmesine sebebiyet vermekte, birliğimizi bozmaktadır. Bu da pusuda bekleyen iç ve dış düşmanların ekmeğine yağ ve bal sürmektedir. Bu hal içte kaosun oluşmasına, birliğimizin zedelenmesine, gücümüzün azalmasına ve bizleri fark edemeyeceğimiz tuzaklara sürüklemektedir.
​Nezaketin tükendiği, zarifliğin nasırlaştığı, vatan ve millet sevgisinin, adab-ı muaşeretin azaldığı, manevi yapının çöktüğü ülkelerde, her türlü tehlike ile karşılaşmak mümkündür. Ülkenin gerek iç siyasetini ve gerekse dış politikasını düşünmeden, devamlı kavga eden, gürültü çıkaran siyasetçilere yardımcı olmak akıl işi midir? Siyasetimizin önünü tıkayan, itici davranışlarda bulunmayı marifet sayanlara alaka duymak abesle iştigal değil de nedir?
​İç siyasi anlaşmazlıklar, eskiden olduğu gibi, ülkemizi yeniden felaketlere sürükleyebilir. O zaman da beklenilmeyenler başımıza gelebilir. Siyasi taassuptan uzaklaşamayan insanların seçtiklerinden fayda ummak, aklın alacağı iş midir? Ehliyete önem vermeden, sandıklara koşup oy verenlerin iktidarları hayırlı ve faydalı olabilir mi? Sağına soluna bakmadan, kör bir şekilde hareket edenlerin zararı hem kendilerine, hem de milletine olur. Aşınmaların ziyadeleşmesine sebebiyet verir.
​Malumdur ki, yıllardan beri hasretini çektiğimiz birlik ve beraberliğimiz, siyasilerin enaniyetleri sebebiyle, bir türlü gerçekleşememektedir. Bunun diğer bir sebebi, sübjektif bir anlayışı hâkim kılmaya çalışmakla alakalıdır. Onun için de bir türlü beklenen huzur sağlanamamaktadır.
​Ülkemizde, siyasi liderleri, tabu halinden, dokunulmazlık zırhından çıkarmadıkça onları vazgeçilmez gördükçe, siyasetimizde barış ortamı sağlanamaz. Çünkü herkes ‘illa berim liderim, illa benim partim’ dediği müddetçe, beklenen hoş neticelerin realize edilmesi mümkün değildir. Aslında ülkemizde, fikir üretemeyenlerden, sadece emir-komuta ile parmak kaldırıp, indirenlerden parlamentoyu kurtarmadıkça, demokrasinin gelişmesine imkân ve ihtimal yoktur.
​Bir ülkede iktidar ile muhalefet her konuda kavgalı olursa, beklenen huzurun sağlanması elbette ki mümkün değildir. Tam aksi güç zaafı baş gösterir. O zaman da ülkenin çöküşünü görmek için, sütre gerisinde duranlar ortaya çıkar ve gereğine tevessül ederler. Net olarak görünen bu manzaralara rağmen, siyasilerimizin maalesef feraset ve basiretsizliği karanlığa gidişin yolunu açmakta ve yeni kaosların oluşmasına, beklenilmeyen zararların doğmasına sebebiyet vermektedir. Bizim, siyasetin iniş ve çıkışlarını zamanı içinde gören, tehlikeleri işaret etmeye çalışan ve başkaca da bir beklentisi olmayan bir insan olarak, baykuşların bacalara tünemelerinden endişe duyduğumuzu dillendirmekten başka bir maksat ve gayemiz yoktur.            
​Rahman ve Rahim,
​Kadir ve Muktedir,
​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​      
​Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Cağaloğlu – 31.08.2020

YORUM EKLE