Bedava Öğle Yemeği Yoktur*

                İstanbul Üniversitesi yöneticilerinin okul yemekhanesi ile ilgili aldığı bir karar geçtiğimiz haftanın ana gündem maddelerinden biriydi. Okul yönetimi, aldığı karar ile günde üç öğün yemek çıkan okul yemekhanesinde bundan sonra tek öğün çıkacağını, yemek fiyatlarına da zam yapılacağını açıklamıştı.

                İstanbul Üniversitesi öğrencileri bu karara çeşitli protesto gösterileri ile itiraz etti. Tam bu protestolar yapılırken, konunun ülke gündemine yayılmasına sebep olan olay yaşandı: Öğrencilerin güvenliğini sağlamakla yükümlü kişiler, öğrencilere joplarla saldırdı. Bu saldırının görüntüleri sosyal medyada hızla yayıldı ve büyük tepki çekti.

                Görüntülerin yayılmasının ardından İstanbul Üniversitesi'nde rektörlüğün aldığı yemekhane kararına tepkiler ülkenin önde gelen isimleri tarafından da seslendirilmeye başlanıldı. Birçok sanatçı, sporcu ve sosyal medya fenomeni bu kararın çok yanlış olduğunu ve bu karardan acilen dönülmesi gerektiğini ifade ettiler.

                Ben, konuyla ilgili kişisel sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaşım ile İstanbul Üniversitesi'nin yemekhane kararının gereğinden fazla dramatize edildiğini ifade ettim. Bu paylaşımıma başta okulda okuyan arkadaşlarım olmak üzere farklı kesimlerden çeşitli tepkiler geldi. Tüm bu eleştiriler benim için oldukça kıymetli. Fakat kendimi daha net bir şekilde ifade etmem de gerekiyor. Çünkü sosyal medyada belirli bir karakter sınırı içerisinde yapılan paylaşımlar bazen bağlamından kopartılıp farklı yerlere çekilmeye müsait hale geliyor.

                Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, dünyaya bakış perspektifimi bilenler ve yazılarımı takip edenler bu konuda ne düşündüğümü az çok tahmin edebileceklerdir. Onlar için tekrara düşecek bazı düşüncelerimi paylaşmadan ise konuyu izah etmek pek mümkün olmayacaktır.

                Türkiye gibi devletin vatandaşlarını koyduğu ağır vergiler ile "soyduğu", ama buna rağmen devletin "kutsal" olarak görüldüğü, kabul edildiği yerlerde bu konuları tartışmak hem zor hem de çok boyutlu olmasından dolayı karmaşık.

                Olaya pür teorik olarak bakacak olursak, devletin küçülmesi yolunda yaptığı her adım şahsımca olumludur ve desteklenmeye değerdir. Çünkü bu, normal şartlar altında, vergilerin azalacağı, devletin giderlerinden bir kalemin eksileceği, devletin artık insanların hayatına daha az müdahale edebileceği anlamına gelir. Bu bağlamda üniversitelerde devletin maliyetinin çok altında, zararına yemek satışı yapması hem piyasaya, hem doğa yasalarına hem de mantığa aykırı bir durum. Bu sebeple yemeklere zam yapılması ya da öğün sayısının düşürülmesi gayet anlaşılır ve desteklenebilecek bir durum.

                Büyük iktisatçı Milton Friedman'ın "Bedava öğle yemeği yoktur" sözünü burada hatırlatmadan geçmek istemem. Bu söz üzerine düşünmek gerekir.

                Carl Sagan'ın "evrendeki küçük mavi nokta" olarak tanımladığı Dünyamızda insanların istek ve ihtiyaçları sınırsız, bunları karşılayacak kaynaklar ise sınırlıdır. Bu sebeple sınır olan her şeyin bir "fiyat"ı vardır. Bu fiyat bazen doğal yollardan ortaya çıkar, bazen ise belirli otoritelerce belirlenir. Devletlerin bize "bedava" ya da "ucuza" bahşettiğini  söyledikleri şeylerin de bir fiyatı vardır. Bu fiyat bize yansıtılmasa ya da çok azı yansıtılsa bile, bu maliyet için harcanan para yine bizim cebimizden ç/alınır. Bunu sağlayan sisteme vergi sistemi diyoruz.

                Tüm bunları bir araya getirdiğimizde okullardaki yemek öğünlerinin azaltılması ve zamlanmasını geçip, okullarda yemek verilmemesini ve hatta okulların tamamen özelleştirilmesi gerektiğini tartışabilmemiz gerekir. Hiçkimse bir başkası okurken ucuza yemek yesin diye devlete vergi ödemek zorunda değil. Hele de, bu vergiyi ödeyenlerden biri kendisi çok daha pahalıya yemek yemek zorunda kalıyorken.

                Bu, olayın bir yönü. Diğer yönü ise devlet tarafından atılan bu tarz adımlar, liberal perspektiften desteklenen devletteki küçülmeyi ne kadar sağlıyor? Neredeyse hiç! Devlet küçülüyor mu? Hayır. Harcamalar azalıyor mu? Hayır.  O zaman?

                İşte o zaman, İstanbul Üniversitesi öğrencileri de kendilerini vuran piyangodan şikayetçi oluyorlar. Bu açıdan baktığımızda, şikayetçi olmakta haksız da sayılmazlar. Hele ki haksız bir şiddete uğradıktan sonra, daha radikal bir şekilde bu taleplerini dile getirmekte de.

                Sosyal hayat maalesef ki belirli kalıplardan oluşmuyor. Hayatın bir matematiği yok. İnsan yüz derecede kaynamıyor. Her olayın birden çok yönü var. İstanbul Üniversitesi'nde yaşanan olaylar da bunun sadece tek bir örneği..

YORUM EKLE

banner22

banner21