Bence evlenmeliyiz, hem de bu sene!

Koronavirüs salgınıyla ülkece resmi olarak Mart ayında tanıştık. En sıkı önlemler o zaman alınmıştı; okullar, alışveriş merkezleri, restoranlar, berberler kapatılmış, hatta birçok firma kendi iradesi ile fabrikalarına kilit vurmuştu. Evlerimizden dışarı çıkmıyor, en yakınlarımızla dahi görüşmüyorduk, sokaklar bomboştu, hem ülkede hem dünyada hayat durmuştu adeta…

Derken hayatın olağan akışına apaçık aykırı olan bu gidişat bir noktada tıkandı. Yaşamımızı sürdürebilmek için para kazanabilmemiz gerekiyordu ve her sektörün birbirine bağlı olduğu bu ekonomi zincirinde standart hareketliliğe dönmezsek yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılayamayacak hale gelecektik. Korka korka da olsa, maskelerle, eldivenlerle bir şekilde evlerimizden çıkmalı, yeni bir normal oluşturmalıydık. Mecburduk.

Kafeler restoranlar açıldı, herkes tereddüt ile yaklaştı başta, asla gitmem, dedi. Sosyal varlıklardık çabuk alıştık, gidip gelmeye başladık lokantalara da, bir kahve içmek için bile oturur olduk kafelerde… Alışveriş merkezleri artık bitti, hayatta girilmez kapalı alanlara dedik, ihtiyaçlarımız vardı, almak zorundaydık, kendimizi avmlerde turlarken bulduk… Camii gibi kalabalık alanlara gitmek akıl kârı değil dedik, Kâbe’nin boş halini televizyonlarda izlerken hayret ediyorduk olan bitene, sonra ne olduysa Ayasofya’da coşkuyla itiş kakış içeri girip, kalabalıkla iç içe namaz kılar olduk… Birkaç ay önce balkona çıkarsam korona olur muyum diye korkanlar, nasıl olduysa Çeşme’de, Bodrum’da, Marmaris’teydi bu yaz. Sahillerde yüzlerce insan birlikte denize girdi, yan şezlongta tanımadığımız insanlarla birlikte güneşlendik…

Fakat halkın bu esneyişi, devletin bu müsaadesi düğün dernek mefhumunda hiç yaşanmadı niyeyse. Düğün salonu işletmecisi, fotoğrafçısı, organizasyoncusu, gelinlikçisi, nikah şekercisi ekonomiye can vermiyordu yahut bakanlardan birinin iştigal alanına girmiyordu herhalde…

“Evlenmenin sırası mı, ne olacak bir yaz da evlenmeseniz, ne meraklısınız göbek atmaya..” diye eleştirildi düğün sahipleri sosyal medyada ve yakın çevrelerde.

Arkadaşının doğum gününü eğlence mekanlarında dans ederek kutlamak yasaldı ama düğünlerde oyun havası yasak. Otel restoranlarında yüzlerce kişi birlikte yemek yiyordu ama düğünler yemeksiz olmalıydı. Hepimizin malumu metrobüslerde, metrolarda onca insan dip dibe her gün işe gidebilirdi ama düğün davetlileri masada yan yana oturamazdı…Devletin denetimi ve kısıtlamaları tuhaf biçimde en çok bu sektörde oldu.  Halk, niyeyse, en çok düğün sahiplerini eleştirdi, “bu vaka sayıları düğünlerden dolayı arttı…” diyerek.

Bu yaz evlenmiş biri olarak üzülerek söylüyorum; ömrümün en heyecanlı geçmesi gereken günleri, tarih değişikliği endişesi, davetli sayısı krizi ve son dakika iptalleri ile geçti. İnanın biz de maskeyle “evet” demeyi dilememiştik. Herkesi neden böylesine irrite etti bilmiyorum ama, cenaze gibi düğün de hayatın içindendi ve hayatının en özel gününü kutlamak isteyen insanları ötekileştirmek insan olma hissiyatına apaçık aykırıydı. Denize girmek istemek, arkadaşlarla pasta üflemek kadar mutlu gününü güzel bir törenle kutlama hevesi de gayet insaniydi.

AKP Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman’ın oğlunun düğünü öyle tepki topladı ki bunları anlatmak, empati kurmanızı istemek zorunda hissettim. Evet, 4 Eylül’de yürürlüğe giren pandemi yasakları nedeniyle birçok düğün organizasyonunun iptal edildiği bir dönemde 1500 davetli bir tören hazırlayıp yiyecek ve içecek ikramı yapılması bence de yanlıştı zira kural ihlali idi. Fakat; “Ben Ağrılıyım, şehir dışından gelen misafirime yemek yediremezsem utanırım.” diyen vekile gösterilen “cahil, saygısız” tepkilerini acımasızca buldum.

Ne zamandan beri yıllardır mürüvvetini beklediğin oğlunun/kızının düğününe tüm sevdiklerini davet etmek istemek, şehir dışından senin hatrına gelmiş insanlara yemek ısmarlamak istemek cahillik oldu, allah aşkına? Düğündeki tüm kural ihlallerine rağmen, çevresince gördüğü saygıyı kendince muhafaza etmeye çalışan bir babadan başka bir şey göremedim ben.

Sosyal hayatı sıfırlayıp evimizden çıkmadığımız, sevdiklerimizle bir araya gelmeden ruh sağlığımızı koruyup hayatımıza devam edebildiğimiz bir yaşam biçimi hayal ürünüdür. Salgını vahim yapan bulaşma riskinin kaçınılmaz oluşudur zaten.

Hayat koronavirüs riskine rağmen devam ediyor. İnsani heveslere anlayış gösterebilmek de maske takmak kadar gerekli bence…

Av. Berna Çatalbaş Saroğlu

YORUM EKLE
YORUMLAR
seda gül
seda gül - 1 hafta Önce

yemekli düğünler yasaklanmışken böyle yapılması ayıp oldu!!!yasaklar herkes içindir milletvekili diye ayrım mı yapmamız gerekiyor?kural ihlalı yapmıs mazur görelim hastalık mazur görmüyor ama!