Beyin göçünü beyin gücüne dönüştürmek

Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış olan Türkiye, kalkınmayı gerçekleştirecek uzmanları yetiştirmek amacıyla kaynakları oldukça az olmasına rağmen sosyal ve fen bilimleri alanlarında öğrencileri yurt dışına göndermiştir. Uygulamaya en çok emek verenlerden biri olan, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey, yurtdışına eğitim için gönderilen öğrencilere yazdığı mektubu bizzat vermiştir. Söz konusu mektubun son cümleleri yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin eğitim felsefesini özetler niteliktedir: ‘Seni aziz vatanın birçok umutlar besleyerek ne azim ve fedakârlıklarla gönderdiğini unutma. Ona göre çalış. Yolun açık olsun.’

İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Rektörü İsmail Hakkı Baltacıoğlu başkanlığındaki komisyonun yaptığı sınav sonucu Afet İnan, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Remziye Hisar, Ahmet Adnan Saygun, Mahmut Cûda, Enver Ziya Karal, Sabahattin Eyuboğlu, Samet Ağaoğlu, Ekrem Akurgal, Nüzhet Gökdoğan, Ali Rıza Berkem, Cahit Sıtkı Tarancı, Şeref Akdik, Sabahattin Ali, Sedat Alp, Necil Kázım Akses, Osman Cevdet Çubukçu, Cahit Arf, İhsan Ketin, Mustafa İnan, Jale İnan, Besim Darkot, Kázım Çeçen, Sabri Esat Siyavuşgil, Şahap Kocatopçu, Mustafa Nusret Kürkçüoğlu, Macit Görkberk, Nüvit Arıcan, Oktay Aslanapa, Kámile Şevki Mutlu, Mahir Canova, Zühtü Müridoğlu, Adnan Şener, Tarık Emiroğlu, Sedat Ersoy, Seyfettin Saracoğlu, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Bedrettin Sarp, Turan Kural, Sait Akpınar eğitim için yurt dışına gönderilmişler, hepsi de eğitimlerini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönmüşler önemli bir bölümü de dünya çapında önemli başarılara imza atmışlardır… Akademisyen olmayı seçenler, üniversitelerin ve bilimin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır…

Daha sonra 1929 yılında kabul edilen 1416 Sayılı “Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun” ile yurtdışına eğitim için gönderilecekler için objektif kıstaslar belirlenmiştir… Yine bu dönemde Suna Kan, İdil Biret gibi olağanüstü yeteneklerin yurtdışı eğitimleri için özel kanunlar çıkarılmıştır. . 1927-1928 eğitim döneminde 42, 1928-1929 eğitim döneminde 170 ve 1929-1930 eğitim döneminde de 288 öğrenci yurtdışına gönderilmiştir.

Bir başka ifadeyle Cumhuriyetin ilk yıllarında zekâ ve yeteneğe büyük önem verilmiş. Toplumun lokomotifi olacak seçkin bireylerden oluşan bir kitle yetiştirmek hedeflenmiştir.

Ama bugün Türkiye’de bir eğitim sisteminin varlığından söz edilebilirse, bu sistem (?) “vasat” insan esas alınarak kurgulanmıştır. Yetenekliyi, zekiyi tespit ederek, geleceğin kurgusunu bunlar üzerine inşa etmek yerine herkes “vasat”da dengelenmeye çalışılmaktadır. Böyle olunca da, üstün zekâlılar, yetenekliler heba olmaktadır… Tabela liseleri, tabela üniversiteleri ile eğitimin seviyesi düşürülmüştür. Eğitim sistemimiz (?) araştıran, öğrenen öğrenciler değil ezberleyen papağanlar yetiştirmektedir. Herkesin lise üniversite mezunu olduğu, ama kimsenin uzman olmadığı, bilimin gerçek anlamda yerleşmediği bir yapı, hatta daha acı bir ifadeyle diplomalı yetersizlerden oluşan büyük bir çoğunluk…

 Türkiye’de üstün zekâlı ve özel yetenekli çocuklara yönelik okulların sayısı son derece yetersizdir. Bugün Türkiye’de Anadolu Lisesi giriş ve üniversite giriş sınavlarını, dolaylı olarak bir zekâ-birikim ölçen organizasyonlar olduğunu kabul etmek gerekir.  Okulların mezuniyet derecelerinin de zekânın ne kadar disipline edildiğini gösterir ölçütler olarak kabul edilebilir. Eğitim sürecinde öğrencileri vasıflı zekâ ve yetenek testlerine tabi tutup onları yönlendirmediğimiz gibi elimizdeki tek ölçüt olan lise ve üniversite giriş sınavlarında dereceye girenleri takip etmiyoruz. Üniversite sınavlarında ilk 100’de ilk 500’de olanlar şimdi nerededir? Fakültelerini derece ile bitirenler şimdi nerededir? Maalesef bu konuda görevli bir birim olmadığı için bu beyinlerin takibi yapılmamaktadır. Ülke yarın stratejik projeler devreye koymak isterse, bu projelerde çalışacak beyinlere nasıl ulaşacaktır? Oysa bu konu çok önemlidir ve bu vasıflar yurtdışındaki üniversitelerden yüksek lisans ve doktora bursu almak için önemli referanslardır. Siz beyinleriniz değer vermezseniz başkası kapar götürür…

Siz bürokrasinin, siyasetin zirvesinde Üniversite giriş sınavlarında dereceye girmiş kimseyi hatırlıyor musunuz? Ben rahmetli Adnan Kahveci’den sonra hatırlamıyorum. Türkiye’nin en seçkin beyinlerinin siyasette de, bürokraside de olmaması ne büyük şanssızlık… Bunun nedeni ekonomide pek geçerli olmayan, “kötü para iyi parayı kovar” şeklinde tanımlanabilecek olan “Gresham Kanunu”nun siyasette ve bürokraside geçerli olmasıdır. Siyaset, bürokraside ve akademik dünyada maalesef “Gresham Kanunu” geçerlidir. Yeteneksiz ve yetersiz insanlar; yetenekli ve vasıflı insanların söz sahibi olmalarını, öne çıkmalarını engellemektedir…

Gelelim yurt dışındaki beyinlerin geri dönüşü nasıl sağlanabilir konusuna…

Türkçemizde güzel bir deyiş vardır;  marifet iltifata tabidir. Siyasetçiler aslında işlerine gelenleri taltif etmeyi bilirler… Tarikat liderleri ölünce baş sağlığı mesajı yayınlarlar, cenazelerine katılırlar, sanatçı olarak gördükleri ses icracılarına yakınlık gösterirler, spor dallarında başarılı olanlar kutlanır ödüller verilir. Pekiyi yurtdışındaki bilim insanları başarı gösterdiğinde onlar tebrik edilmekte midir? Varlıklarından bile haberdar olunmayanların başarıları nasıl takip edilecek, nasıl tebrik edilecektir? Yurtdışına yüksek lisans için giden gençleri oralarda ilk ziyaret edenler misyonerler ve FETÖ’nün yerel derneklerinin yöneticileridir. O gençler elçiliklerden konsolosluklardan bir yetkilinin kendilerini ziyaretini boşuna beklerler. Ve iyi gününde kötü gününde ülkesini yanında hissedemeyen beyinlerde de zaman içerisinde ülkesine karşı bir soğuma ister istemez oluşur… Devletin yapacağı ilk iş yabancı ülkelerdeki bilim insanları, araştırmacılar,  özel sektör çalışanları ile sıcak ilişkiler geliştirmesidir. Böylece Türkiye’ye dönme eğiliminde olanlar tespit edilerek Türkiye’de onlara uygun kadrolar boşaldığında onlar haberdar edilerek, en azından bir kısmının dönüşü sağlanabilir. Yurtdışında bulunan eğitimli Türklerin uzmanlık alanları, yaptıkları işler ve bilimsel başarıları takip edilir; Dışişleri Bakanlığı, YÖK, TOBB ve İlgili Bakanlıkların temsilcilerinden oluşan dinamik bir yapı oluşturularak bunlardan Türkiye’de istihdam imkânları olanlara devletçe teklifler götürülürse, beyin göçü kısmen de olsa terse çevirebilir…

Türkiye, ülkeye beyin göçünü sağlama konusunda deneyimi olan bir ülkedir.  1933 yılından itibaren Türkiye çok akıllı bir politika ile Almanya’dan baskıdan kaçan Yahudi bilim adamlarına üniversitelerden kürsüler vererek, Türkiye’ye bir beyin göçü akışını sağlamıştır. İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşunda, 38’i ordinaryüs ve 4’ü profesör, toplam 42 Alman bilim insanına görev verilmişti. Daha sonra Ankara Üniversitesi’nde de Alman ve Avusturyalı bilim insanlarına görev verildi. 1933-1955 yılları arasında çoğunluğu Alman yüz elli civarında bilim insanı İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Bunların, Türk Üniversitelerinin bilimsel yapısını kazanmalarında önemli katkıları olmuştur. Bu bilim adamlarının ülkemizde çalışmayı tercih etmelerinin iki nedeni vardır; bilimsel çalışma özgürlüğü konusunda verilen güvence ve ülkemize duyulan güven… Türk bilim insanları da ülkenin politikalarına güven duyar ve bilimsel açıdan özgür bir ortamda çalışmalarını sürdürürse neden geri dönmesinler? Tabii ki, onların yurt dışına gidişlerine neden olan, ekonomik, siyasal ve yapısal arızalarımız giderilmek kaydıyla…

Türkiye’nin 81 ilinde üniversite açılması, yurtdışındaki bilim insanlarının geri dönüşünü sağlamak açısından önemli bir fırsattı… Ama maalesef bu imkân heba edildi. Yurtdışındaki Türk bilim adamlarını bu üniversitelere getirmek için çabalanmak yerine nepotist ve kronist yapılanmaya gitmek tercih edildi. Böylece akademik düzey daha da düştü. Bu da yurtdışındaki akademisyenlerin dönme ihtimalini daha azalttı…

Özetle bilimsel, ekonomik, siyasal ve yapısal arızalarımız giderilmeden beyin göçünü tersine çevirmek pek mümkün gözükmüyor.

Ama beyin göçünü beyin gücüne dönüştürmek mümkün. Nasıl mı?

Hatırlayın, her yıl 24 Nisan yaklaştığında ülkeyi bir telaş alır, medyada manşetler aynileşir; “Ermeni Diasporası faaliyette  24 Nisan’da Sözde Ermeni soykırım tasarısı ….’da parlamento gündeminde” … Veya “Temsilciler Meclisinden geçecek kararı Yahudi Diasporasının yardımı ile engelledik”. Pekiyi diaspora nedir? Diasporayı “Anavatanı dışında yaşayan insanlar topluluğu” diye tanımlayabiliriz… Bir Yahudi Diasporasının, bir Ermeni Diasporasından bahsediliyor da ne den etkin bir Türk Diasporası yok? 1960’lara kadar yurt dışındaki Türklerin sayısı sınırlıydı… 1980’lara kadar da yurt dışında yaşayan eğitimli Türk’lerin sayısı çok azdı... 1980’lerde yurtdışına giden eğitimli Türklerin büyük bölümü devletin baskısından kaçarak gelmişlerdi… Ama 1990’lardan sonra yurtdışına çok sayıda Türk eğitim için gitti… Avrupa’daki ikinci, üçüncü kuşak Türklerden iyi eğitim yapanlar ve siyaseten önemli noktalara gelenler oldu… 2018 seçimlerinde yurt dışında yaşayan 3 milyon Türk’ün oy kullanma hakkı vardı… Bu küçümsenecek bir rakam değil. Bunlara yabancı ülke vatandaşlığına geçmiş Türkleri, İngiltere’de önemli gücü olan Kıbrıs Türklerini,  Finlandiya’da oldukça etkin olan Kırım Türklerini, Türk Cumhuriyetlerinden ve Balkanlardan Avrupa ve ABD’ye yerleşenleri, İran ve Afganistan Türklerini dâhil edin Avrupa ve Amerika’da yaşayan 7-8 milyonluk bir Türk nüfusla karşı karşıyayız demektir… Bunları mesleklerinde tanınan, yaşadıkları ülkelerde ağırlıkları olan eğitimli Türk Beyinlerin koordinesinde ortak hedeflere yönelttiğinizi düşünün; işte size Türk Diasporası…

Tabii bu konudaki en büyük problem; yurt dışındaki Türkler arasındaki dini, mezhepsel ve etnik ayrılıklardır… Bu ayrılıklar gidermek ve bir güç haline getirmek de devletin ve yurtdışındaki Türk aydınlarının görevi… Bu görev de ancak kişi ve gruplara tarafsız, milli ve laik bir anlayışla yaklaşarak yerine getirilebilir…

Eğer bu başarılabilirse yurt dışına giden “Beyin Göçü”, “Beyin Gücü”ne dönüşmüş demektir…

Ama bu milletin fertlerini “biz ve onlar” diye ayırarak, onlara “tek tipçi” anlayışlarla bakılırsa bu fırsat heba edilir…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Enver ERGÜVEN
Enver ERGÜVEN - 1 ay Önce

Muhteşem....bütün bu yazılarını zamanı geldiğinde kitap halinde yayınlamanı çok arzu eder ve öneririm, emeğine sağlık.

Hasan Akbulut
Hasan Akbulut - 1 ay Önce

Tek kelimeyle muhteşem bir yazı

Nevzat Coşkun
Nevzat Coşkun - 1 ay Önce

"onların doları varsa bizim Allahımız var"
Ülkeye bu sayısız hizmetleri dokunan rahmetli büyüklerimize karşılık "sahte diplomalı banka yönetim kurulu üyemiz ve bu suçu savunan hukukcu vekilimiz var.... nereden nereye ??"

Selahattin Coşkun
Selahattin Coşkun - 1 ay Önce

Başkanım gene çok güzel bir konuya değinmişsiniz sağ olun çokda doğru şeyler öneriyorsunuz ama bu akp döneminde mümkün değil bence adamlar sahtecilikle uğraşıyorlar çalmak Türk varlıklarını yok etmekle meşguller beyin göçü beyin gücüylemi uğraşırlar ben inanmıyorum.
Zaten okumuş,akıllı,süper zekada istemiyorlar onun için çok çok zor yoksa sizin tesbitleriniz ve söyledikleriniz tamamen doğru.teşekkür ediyorum.

Yıldırım DAĞDAŞ
Yıldırım DAĞDAŞ - 1 ay Önce

Teşekkürler. Güzel bir yazı.

Musa Can
Musa Can - 1 ay Önce

İlk önce kaliteli bir eğitim adaletli bir sınav sistemi ile ancak kaliteli ve arastıran bir nesil meydana getire biliriz.Beyin göçüyle giden değerli insanlarımızda güven ve imkan verilerek geri getirebiliriz