Beyinler bizim ama ya başarılar?

Yıl 1960 ufacık bir çocuktum… Olimpiyatlarda Serbest Güreş Milli Takımımız Olimpiyat Şampiyonu olmuştu. Pek çok güreşçimiz kilolarında altın madalya almış, Yaşar Doğu da olimpiyatın en centilmen sporcusu seçilmişti. O zaman henüz altı yaşında bir çocuk olmama rağmen bu ayrıntıları nasıl mı hatırlıyorum? Çünkü o olayı ailece bayram sevinci ile kutlamıştık. Hatta bir ayrıntı daha hatırlıyorum; adı Yaşar olan oldukça serkeş bir hayat tarzı sürdüren dayıma babam “Bundan sonra ne yaparsan yap, sana adaşın Yaşar Doğu’nun hatırına hiç kızmayacağım” demişti…

O günden sonra, hangi konuda olursa olsun bir Türk’ün uluslararası başarısında bayram sevinci yaşadım… Cemal Kamacı’nın, Seyfi Tatar’ın,  Cep Herkülü Naim’in, Halil Mutlu’nun, UEFA kupasını alan Galatasaray’ın, EuroLeague Şampiyonu Fenerbahçe'nin, FIBA EuroChallenge Kupası’nı kazanan Beşiktaş’ın, Olimpiyat 3. Olan Futbol Milli Takımının, “Filenin Sultanları, “Potanın Perileri”nın başarılarında ve sayfalara sığmayacak diğer uluslararası sportif başarılar yaşadığımız günlerde mutlu oldum… Yalnızca Sportif başarılarda mı? Metin Erksan Kuyu ile Altın Ayı’yı aldığında da mutluydum.  Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü alan Nuri Bilge Ceylan’ın ödülü alırken yaptığı konuşmada "Ödülü, tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum" dediğinde sevinç gözyaşlarımı tutamamıştım…

Tek bir başarıda buruk bir mutluluk yaşadım… Hep hayıflanırdım; Pakistan Muhammed Abdüsselam ile Nobel Fizik ödülünü aldı, Necip Mahfuz ile Mısır Nobel Edebiyat ödülünü aldı da bizden neden Nobel ödülü alan çıkmadı diye… Orhan Pamuk Nobel Edebiyat ödülünü aldığında, bu özlemimi giderdiği için çok mutlu olmam gerekirdi, ama biliyordum ki Pamuk bu ödülü, edebi başarısı nedeniyle değil, Türklerin soykırım yaptığı yolundaki söylemleri nedeni ile aldı… Nobel ödül töreninde, bırakın Nuri Bilge Ceylan gibi yüreklerimize dokunan cümleler söylemeyi,  Türk Milletinden, doğunun ezilmişliğinden, Batı Emperyalizminden bahseden cümleler kurmuş olsaydı, yine de bayram mutluluğu yaşardık… Her şeye rağmen sevinmedim mi? Belli etmesem/edemesem de sevindim.

Orhan Pamuk’da coşkuyla yaşayamadığımız Nobel mutluluğunu bize Aziz Sancar hediye etti… Aziz Sancar Nobel Kimya ödülünü aldığı gün, hayatımın en mutlu günlerinden birisiydi… Gerek ödül töreninde, gerekse daha sonra yaptığı konuşmalar, Nobel Ödülünü Cumhuriyet sayesinde, Atatürk sayesinde aldım diyerek aldığı ödülü Anıtkabir Müzesi’ne hediye etmesi, mutluluğumuz perçinledi, zirveye taşıdı…

Salgın sürecinde ana gündem “aşı” olunca, en etkili aşı olarak Biontech ve Pfizer işbirliği ile üretilen ve yüzde 90 koruma sağladığı kanıtlanan aşı sık sık gündeme geldi. Aşıyı üreten laboratuvarın başında Türk vatandaşı iki bilim adamının olduğunu öğrendi kamuoyu: Uğur Şahin ve Özlem Türeci

Sürprizler bununla da kalmadı.  Birkaç gün önce ABD'de Jackson Laboratuvarı Enstitüsünde Baş Araştırmacı olarak çalışan Prof. Dr. Derya Unutmaz, "Bu Molnupiravir adı verilen grip tedavisinde kullanılan ilacın hayvan deneylerinde korona virüsünü 24 saat içinde tamamen yok ettiği gösterildi. Şu anda faz 2/3 insan denemeleri yapılıyor ve umut vaat ediyor. Bir-iki aya covid19 tedavisinde etkisi belli olur sanıyorum" diyerek bir gelişmeyi kamuoyuna duyurdu.

Bizler, Covid 19 ile mücadele gündemde olduğu için Uğur Şahin, Özlem Türeci ve Derya Unutmaz isimlerini doyduk. Oysa yurtdışında başarıdan başarıya koşan, isimleri Nobel adayları arasında sayılan, dünya çapında ün kazanmış o kadar çok bilim adamı var ki…

Mesela; Forbes’un “30 yaş altı 30 bilim insanı” listesine giren, Harvard’ın Genç Akademi üyesi Canan Dağdeviren ve Harvard biyoloji laboratuvarlarında doktorasını tamamlayan Beste Mutlu…  Dr. Canan Dağdeviren aynı zamanda MIT Technology Review’un her yıl derlediği 35 Yaş Altı Mucitler listesinde yer aldı. Nemden elektrik enerjisi üretme çalışmasıyla ABD'de Enerji Bakanlığı'ndan, birçok üniversite ve enstitüden ödüller aşan Columbia Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Şahin. Kaliforniya Üniversitesinde gerçekleştirdikleri karbon emisyonunu en aza indirmeyi amaçlayan temiz enerjili araç projeleriyle geleceğe umut saçan Cengiz Özkan ve Mihrimah Özkan. Kanser tedavisine ilişkin projeleriyle dünyanın en parlak 10 bilim insanı arasında gösterilen ve Obama tarafından bizzat ödüllendirilen Aydoğan Özcan. İsviçre'de EPFL'de mikro elektrik üzerine çalışmalarıyla bizleri gururlandırmaya devam Yusuf Leblebici.  2003'ten beri Kaliforniya Irvine Üniversitesi'ne bağlı olarak CERN - Atlas deneyi ile adından söz ettiren Gökhan Önel. Philadelphia'da bulunan Drexel Üniversitesi'nin Biyomedikal Mühendisliği ve Sağlık Sistemleri Fakültesi'nin kurucu dekanı Banu Onaral, Stanford Üniversitesi radyoloji moleküler biyoloji, klinik tanı araştırmaları ve mikro-akışkan teknolojileri konusundaki çalışmaları ile bilim çevrelerinin yakından tanıdığı Fatih İnci. Yumurtalık kanserinin tespiti için gereken yüzlerce dolarlık testlerin maliyetini büyük ölçüde düşürerek dar gelirlilerin kullanımını da sağlayan Utkan Demirci. Rus Amerikan Uzay Araştırmalarında aktif görev alan Finlandiya’da çalıştığı dönemde Nobel Tıp ödülüne aday gösterilen Neva Çiftçioğlu… Bunlar medyaya yansıyanlardan not edebildiklerim…

Dünyanın her yerinde Türk akademisyen, mühendis, mimar, tasarımcı, iş adamları var. Parlamentolara girmiş Türkler var. NASA’da staj gören genç bir bilim adamı NASA’da yüz civarında Türk Araştırmacı olduğunu söylemişti. Cleveland’daki üniversitelerde yüzün üzerinde Türk Akademisyen olduğunu, Dubai’de yılda bir kez yapılan ODTÜ’lüler yemeğine orada çalışan 200 civarında ODTÜ mezunu katıldığını çok iyi biliyorum…

Ama yurttaşlarımızın bu başarıları ile ne kadar onur duysak da, bu durumun yüreğimizi burkan bir yönü var. Bilimsel çalışmaları o ülkelerin hanesine yazılıyor. Başarılarından da ter döktükleri ülkeler yararlanıyor. Çalıştıkları ülkelerin ekonomisine katkı sunuyorlar…

Aslında yazıya başlarken amacım; beyin göçünün nedenleri, geri dönüşümün sağlanıp sağlanamayacağı, o beyinleri yurtdışındaki lobi faaliyetlerine yönlendirilmesinin ülkemize yapacağı katkılar gibi konuları işleyecektim. Yazıya başlarken başlığı da yazmıştım: “Beyin göçünü, beyin gücüne dönüştürebilirsek…”. Ama benim önemli bir eksikliğim var; klavyenin başına geçince parmaklarım bana hükmediyor… Çoğu zaman kısa yazamıyorum. Gazetede bana ayrılan alan da sınırlı olduğu için, istediklerimi yazamadan, yazıya nokta koymak zorunda kalıyorum…

Tanrı izin verirse, yakın zamanda “Beyin göçünü, beyin gücüne dönüştürmek” üzerine düşüncelerimi yazmak istiyorum…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Enver ERGÜVEN
Enver ERGÜVEN - 1 ay Önce

Yine çok ciddi bir şekilde araştırılmış derli toplu, yine bilgilendirici ve yine dopdolu harika bir yazı....Çok faydalandım ortak, emeğine sağlık, sağol..

Musa Can
Musa Can - 1 ay Önce

Çok güzel konulara parmak basmışsınız ne kadar öğünsek az ancak başarılar hanesi baska ülkelerin hanesine yazılmakta saygılar

Selahattin Coşkun
Selahattin Coşkun - 1 ay Önce

Başkanım çok çok sağolun bana karşı göstermiş olduğunuz ilgiye ve gerçek bilginize ve ifade şeklinizde zaten mükemmel sağolun varolun.beyin göçü yazınızıda merakla bekliyorum.
Sevgi ve selamlar.

sevda erdoğdu
sevda erdoğdu - 1 ay Önce

1959-1981 arası Hayat Dergisi koleksiyonum var. Sözügeçem güreşçilerimizin aileleriyle sohbet, o yıllar, öncesinde asıl meslekleri...Öyle güzel anlatılmışki bu dergide..Okumaya bayılıyorum.

M.Ekrem Kocabıyık
M.Ekrem Kocabıyık - 1 ay Önce

Sayın üstat, yazınızı ilgi ve zevkle okudum. Tamamına katılıyorum. Ancak bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Sözünü ettiğiniz güçlü beyinler bizim insanımız. Ama tek tek olduklarında bir değer ve anlam ifade edemiyorlar. Onların bilgi ve becerilerini gösterebilmeleri ancak uygun çalışma şartları ve ekip ile mümkün. Onun için eşyanın tabiatına uygun olarak-suyun eğime uygun akması gibi- arzuladıkları çalışma ortam ve şartlarına doğru yol alıyorlar. Ve de başarılı oluyorlar. Acizane görüşüm, bizim beyinlerimizin bizim ülkemizde kalması için şartların oluşturulması gerektiğidir. Bu da ancak yine güçlü beyinlerden oluşan siyasi kadroların ülke yönetiminde olması ile mümkün olacaktır. Yani demem o ki, laboratuvara girecek beyinlerden önce siyasete girecek güçlü beyinlere ihtiyacımız var. Ki o zaman şartlar oluşur ve beyinlerimiz ülke dışına çıkmaz. Saygılar.

Hasan Ali Bayram
Hasan Ali Bayram - 1 ay Önce

Allah size sağlık ve kuvvet versin. Yazılarlarınızı ne kadar uzun olsa da, zevkle okuyorum.

Hasan Akbulut
Hasan Akbulut - 1 ay Önce

Yaz üstadım, çok güzel araştırma yazıları, kaleminize sağlık

Durhasan KOCA
Durhasan KOCA - 1 ay Önce

Yüreğine, Kalemine sağlık, Kutlarım.