Bir Daha Deprem Olmayacakmış Gibi

Bir gece yarısı gelen o korkunç yer sarsıntısını unuttuk değil mi?
Ayaklarımızın üzerinde duramayacak kadar sallandığımız o saniyeleri.
Yerle göğün birbirine karıştığını zannettiğimiz, altımızdaki toprağın kayıp gittiğinden korktuğumuz o geceyi.
Unuttuk, çünkü unutmayı tercih ettik.
Unutmayı tercih ettik çünkü hatırlamanın sorumluluklarını üstlenmek istemedik.
Bir gecede ve hatta sadece 45 saniyede onca can yitip gitti ve biz bugün o gece yaşanmamış gibi davranabiliyoruz.
Unuttuğumuz ne peki?
Sadece resmi rakamlara yansıyan yaklaşık 18 bin ölü.
Bundan daha fazla yaralı.
Yıkılan gidip 134 bine yakın bina.
Hasar gören 285 bin konut.
Evsiz kalan yüz binler.
Enkaz altında kalmış bir devlet düzeni.
Oysa 17 Ağustos 1999’da hepimizin yeniden öğrendiği ve unutmaması gereken bir gerçek vardı:
Marmara bir deprem bölgesi.
Sakarya da deprem bölgesinde bir şehir.
Gerçekten bu gerçeğe vakıf olduk mu?
Hayır tabi ki..
Bilakis her geçen gün, her geçen yıl biraz daha fazla unuttuk.
Şüphesiz sürekli bir deprem paranoyasıyla yaşamamız gerektiğinden bahsediyor değilim.
Her an deprem korkusuyla sağlıklı bir ruh halini sürdürebilmek elbette zor olurdu, bunun farkındayım.
Lakin buna karşılık bir daha hiç deprem olmayacakmış gibi yaşamak da ne kadar doğru?
Tüm güvenlik önlemini yeni yapılan binalara getirilen kat sınırlamasına indirgemek gerçekten yeterli bir çözüm mü?
Hâlâ ayakta duran on binlerce bina var ve bunların kaçta kaçı depreme dayanıklı, bildiğimize inanmıyorum.
Son büyük Marmara depremi gece yaşandığı için sadece evimizin güvenliğine odaklanıyoruz oysa bir sonraki depremin gündüz yaşanmayacağına dair elimizde bir garanti mi var?
Peki gündelik hayatımızın içinde bulunan tüm diğer binaların sağlamlığına ne kadar güvenebiliriz?
Çocuğumuzu gönderdiğimiz eski okulların büyük bir depremde ayakta kalıp kalamayacağını dert ediyor muyuz hiç?
Ya diğer kamu binalarının?
Ya da eski iş yerlerinin, hanların sağlamlığı konusunda elimizdeki analizlere dayalı veriler nedir?
Sizi bilmem ama benim bu konuda şüphelerim de endişelerim de giderilebilmiş değil…
Bina güvenliğinin ötesinde, depreme hazırlıklı olma konusunda toplumsal bir bilinç oluştuğunu da düşünmüyorum.
Örneğin her yıl okullarda yapılan birçok deprem tatbikatının aslında ne kadar ciddiyet uzak gerçekleştiğini göz önünde bulundurun.
O çocuklar yarın öbür gün depremle karşılaştıklarında ne yapacaklarını gerçekten bilerek davranabilecekler mi?
Kalabalıklar halinde olunan binalarda depreme yakalandığımızda, birbirimizi ezip geçmeden bir binayı tahliye edebilecek miyiz gerçekten?
Sorular çoğaltılabilir ama son olarak şunu ekleyeyim:
Toprak yeniden derinden sarsıldığı gün gelip çattığında ve hayatta kalanlarımız evlerine girmeye korktuğunda bir çadır ya da baraka kurabileceğimiz ne kadar alan kaldı?
Her gördüğümüz boşluğu binalarla doldururken, yarın kendimize depremden kaçacak ya da sığınacak bir alan bırakmadığımızı gördüğümüz gün gerçekten ne yapacağız?
Hiç ibret almaz mıyız?
Hayır, almayız…

 

 

YORUM EKLE

banner22

banner21