Bir Dönem Daha Bitti, Sorunlar Bitmedi Beytullah Önce

Bir eğitim-öğretim yılının daha ilk dönemi sona erdi.
İlk, orta ve lise dereceli okullarda çalan son ders ziliyle birlikte 18 milyon öğrenci karne aldı.
Kimi öğrenciler başarılı, kimi öğrenciler başarısız sayıldı.
Kimisi öğrencileri, kimisi öğretmenleri, kimisi ise velileri bu başarısızlıktan sorumlu saydı.
Lakin bu düzende “başarı” denilen nedir, bunun kriterlerini kim, neye göre, niye belirliyor; bunlar yine tartışılmadı.
Oysa ders ve sınav maratonlarının dağdağasında gözden kaçan asıl mesele, milli eğitim sisteminin çarklarının, her yaşta çocuğun ve gencin beynini öğütmeye devam ettiğiydi.
Eğitim meselesi bu köşede ne zaman gündem olsa, özellikle dikkat çekmek istediğim husus, eğitim sisteminin sorunlarından ziyade eğitim sisteminin kendisinin nasıl bir sorun olduğudur.
Eğitimle ilgili tartışmayı daha temelden ele alarak, çözümü bu noktadan geliştirmeye çalışmaktır.
Bu sebeple, bir kez daha vurgulamak istiyorum ki, bu eğitim-öğretim yılında da veya geçmişte olduğu gibi bugün de, iktidar sahipleri, eğitim aracılığıyla toplumu kendi zihniyetlerine göre eğip bükmenin mücadelesini vermektedir.
Geride kalan dönemde işte böyle bir mesele ne yazık ki tartışmaya açılmış değil.
Zorunlu eğitim düzeninin; kimin, ne işine yaradığı gereği gibi sorgulanmıyor.
Oysa milli eğitimdeki zihniyeti meselesi önemli.
Eğitime yöne veren, onu şekillendiren düşünce yapısını, siyaseti ve kültürü sorgulamak şart.
Çünkü böyle bir sorgulama, 8 yıl önce Agos Gazetesi’nin önünde katledilen Hrant Dink’in cenazesinde veda konuşması yapan Rakel Dink’in söylediği gibi, “bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamak”tır.
O zaman görürüz ki bu karanlık, milli eğitimin üzerinden hiç kalkmadığı gibi, adeta ruhuna işlemiştir.
Eğitim aracılığıyla tektipçi, dayatmacı, inkârcı, yasakçı ve totaliter bir anlayış, her gün yeniden aktarılmaktadır.
Devletin ideolojik aygıtı olarak okullar, asıl işlevini bu noktada yürütmektedir.
Tepeden inmeci bir düzen var ve o düzene hâkim olanlar, kendi isteklerini ‘toplumun talebi’ diye dayatmayı sürdürüyor.
Dün, topluma Kemalist bir gömlek biçiliyordu, bugünse muhafazakâr bir gömlek!
Böyle bir sistemde bu ülke insanlarının ne istediğinin bir önemi kalmıyor.
Nasıl bir eğitim istediklerinin bir değeri yok.
Geçen dönem gerçekleşen Milli Eğitim Şurası’nda bu tiyatroyu bir kez daha izledik.
Hükümet güdümlü sendika, biraz da kendi tabanına ve kitleye gösteri yapmak ve asıl işlevini yapamadığı gerçeğinin üstünü örtmek için sansasyonel tekliflerle gündeme gelmeye çalıştı.
Gündeme gelmeyi başardı da, şuranın şura olmasını sağlamayı başaramadı.
Belki de istenen tam buydu, eğitimin bizatihi sistem sorunu olarak gündeme gelmesini engellemek…
İşte bu fasit çemberin artık kırılması gerekiyor.
Can sıkıcı ve sonuçları itibariyle ifsad edici bu oyuna bir son verilmesi gerekiyor.
Bunun yolunun açılması içinse, başta Tevhid-i Tedrisat Kanunu olmak üzere, milli eğitimi şekillendiren tüm yasaların kaldırılması gerekiyor.
Bu ülkenin toplumsal gerçekliğine uygun yeni bir eğitim anlayışı ve sistemi geliştirilmesi şart.
Zorunlu eğitim dayatmasından vazgeçilmesi de öyle…
Ancak bu engeller, dayatmalar, yasaklar kalktığında toplumun kendi alternatif eğitim kurumlarını geliştirmesi ve yaygınlaştırması mümkün olabilir.
Aksi takdirde, çocuklarımızın masumiyetini, insaniyetini ve saf zihniyetini yozlaştıran, tek düzeleştiren ve ruhsuzlaştıran o karanlık, milli eğitimin üzerinden asla kalkmayacaktır!
Eğitimle ilgili geçen dönemin en büyük sorunlarından bir diğeri de yönetseldi.
Milli eğitim sisteminde yönetim açısından o kadar çok değişiklik yapıldı ki, neredeyse değişmeyen koltuk, değişmeyen müdür kalmadı!
Tabi ki bu değişimin tamamen “iktidar sahiplerine sadakat” kriterine göre gerçekleşmesi, eğitim yönetiminde var olan liyakat sorununda bardağı taşıran son damla oldu.
Milli eğitimde, “adamımıza göre makam” keyfiyeti, yönetimin kendisine dönüştü.
Adeta yeni bir bürokratik oligarşi şekilleniyor.
Böyle bir sürecin, önümüzdeki yıllarda yeni sorunları beraberinde getirmesi kaçınılmazdır.
Buna bir son verilmesi gerekiyor, lakin üzülerek görüyoruz ki, asıl derdi adalet ve ahlak olmayanların, gücü eline geçirdiklerindeki kendi çıkarları için yapmayacakları şey kalmıyor!
 

YORUM EKLE

banner22

banner21