Bir Müslüman’ın yol haritası: Fatiha Suresi

Şimdi ben bu Müslümanlara ne diyeyim?

Neden böyle söylüyorum çünkü bir Müslüman bazen bunu günde kırk defadan fazla okuyor ve Allah(C.C) bizden istediklerini yine bize söyletiyor, bir çocuğa öğretir gibi. Kimi anlamını hiç bilmiyor, kim anlamını pek kavrayamıyor ezberden söyleyip geçiyor ama en dikkat çekici olan biliyor-anlıyor ama hayatına yansıtmıyor.

Peki, nasıl bir yol haritası çiziyor bize bu sure:

Önce Besmele ile başlıyor ve –be- harfi ile tarafımızı seçiyoruz şayet bilinçli bir şekilde söylemişsek. Tağuta, batıla, haksızlığa ve zulme karşı hakkı, haklıyı ve zalime karşı durmayı seçiyoruz. Hemen peşinden gerçek şükrün ve övgünün sadece Allah için olduğunu deklare ediyoruz. Bu da hayıtımızda şunu yapmamızı gerektiriyor: Bize bizim hakkımızı, nasibimizi, rızkımızı vermede aracı olana aşırı minnet etmemeliyiz. Bütün bunların sahibi âlemlerin rabbi olan Allah’tır, tavrında olabilmeliyiz.

‘Evet, doğru söylüyorsun ama’ ile başlayan cümleler asla kurmamalıyız. Çoğu Müslüman bu konuda korkuya kapılıyor ama korktuğu da başına geliyor o zaman. Hani ‘kedi nankör, köpek vefalı-sadıktır’ aforizması ile manipüle ederler ya bizi. Hâlbuki işin aslı öyle değilmiş meğer. Kedi benim rızkımı veren-gönderen rabbimdir, sen basit bir aracısın, der ve arkasını dönüp gidermiş, köpekse aracının gerçek verici olduğu zannı ve bir daha vermez korkusuyla bildiğiniz o şarlatanlıkları yaparmış. Bu kısmı şu güzel sözle bitirmek lazım: Rızkı veren Allah’tır, kula minnet eylemem.

Sonra bir bakıma bir kelime-i tevhit tefsiri olan çarpıcı ifadeler, hem de çoğul kalıbıyla. Hep bir ağızdan, tüm dünyaya karşı: Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Tapmayız sizin taptıklarınıza, korkmayız sizin korktuklarınızdan ve sizden. Misyonumuz yine, yeniden adil bir dünya, gelmeyiz oyunlarınıza. Malcom X’in de söylediği gibi, bizim hedefimizde kuklalar değil kuklacılar vardır ve onlar bilirler bunu, içimizden bulurlar kuklaları da onlar bize çok benzerler.

Daha sonra daha çarpıcı bir durumla karşılaşıyoruz, ‘bizi doğru yola ilet’ hâlbuki biz zaten Müslüman değil miydik?

Evet, işe başlarken veya durum normal seyrindeyken öyle olabilir. Ancak hakkın yanında yer alırken karşılaşacağımız zorluklar veya makam ve mevkilerin maddi-manevi getirilerini görünce işler değişebiliyor.

Kibir, hakkı görememek ve menfaatperestlerin yaptığı algı oyunları ile yanılabilir veya yanıltılabiliriz. İşte bu nedenle bunu sık sık söylememiz ve düşünmemiz gerekiyor. Peki, kimler bizi hakkın doğru yolundan uzaklaştırır? Azgınlar, sapkınlar, zalimler ve özellikle münafıklar yaparlar bunu ve bir insanın zayıf noktalarını da iyi bilirler. (Allah korusun) ama onlardan uzak durmak ve onlarla iş birliği yapmamak şartıyla kabul edecektir Allah bunu, o zaman içinizden ve içten kendi duyacağınız kadar hafif bir sesle âmin, diyebilirsiniz.

Şems-i Tebrizi’den sufilere

 Mademki insan eşrefi-i mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

YORUM EKLE