Birkaç önemli hatırlatma

       *Bir Müslüman’ın dindar olması gerekir ama tanımını doğru yapmak şartıyla. Bunu üç kavram grubu ile açıklamamız gerekir: Bilmek-öğrenmek, gayret etmek-çalışmak, pişman olmak-üzülmektir. Buna göre: Dininin gereklerini bilen-öğrenen, dininin gereklerin uygulamaya gayret eden-çalışan, dininin gereklerini yapamayınca veya hata yapınca pişman olan-üzülen kimselere dindar denir. Bu arada dinini zaman ve mekânla sınırlandıran, kuralları kafasına göre anlayıp yaşayanlara da din(i)dar denir. Tıpkı Protestanlıktaki gibi, sonunda ne din kalır, ne de dindar. Akıbetse malum, (C) şıkkı. Sizin tercihiniz hangisi?

       *Evlilik toplumun en önemli kurumudur. Önceleri sosyal şartlar gereği kadın evleneceği kişide denklik arardı. Ancak şimdilerde kolaylaşan boşanmalar ve diğer bazı sebepler ile erkekler de denkliğe dikkat etmelidir. Karakterlerin birbirini tamamlayan farklılıklarda olması normaldir ama fikirde ve amaçta birliktelik çok önemlidir. Yoksa olumsuzluklar çok can sıkıcı olabilmektedir. Ayrıca eşlerden biri diğerine -beni ben olduğum için sev- yerine      -beni Allah için sev - demelidir. Birbirlerini kusurları ile sevmeli, dünyevi kusurları fazla önemsememeli, ahrete yönelik kusurlarda birbirlerini lisan-ı münasiple uyarmalıdırlar.

       *Dirayet, Müslüman’da olması gereken hallerden biridir ki doğru (İslami) amaçlara doğru (İslami) araçlarla gidebilmektir. Gerekirse kırk yıl aynı kararlılık ve istikrarı gösterebilmek ve zikzak çizmemektir. Bu arada meraklısına not: Doğru amaca yanlış (terör gibi) araçlar kullanmak mümkün değildir. Fakat daha önemlisi yanlış amaçlar için İslami argümanlar kullanmak tamamen münafıklık alametidir.

       *Bazı insanlar vardır ki, bütün olumlu enerjilerini kendi yakınlarına değil arada bir karşılaştıklarına harcarlar. Kendi yakınlarına ise kala kala asık bir surat kalır. Hâlbuki dinimizin sadakayı da, yardımı da iyiliğin anlatılmasını da yakınlardan başlayarak yapılmasını istediği gibi bunu da yakınlardan başlayarak ister. Yani kırkta yılda karşılaştığınız biri ile aranızın iyi olmasının ne önemi var. Sonra ' dışı seni, içi beni yakar' sözü cuk diye oturur ve kalkmak da bilmez.

       *Gına geldi şu ehven-i şer meselesinden. İslam fıkhındaki geçici bir durumu ifade eden bir ruhsattır aslında. Ama en az yüz yıldır Müslümanları bununla aldatıyorlar. Arkalarında en derin hocalar, kendi yazdıkları kitaplara bile muhalefet ederek destekliyorlar bu ehven-i şerri. Ne yapsak, nerelere gitsek bilmiyorum. Bir türlü hayır varken şerrin hiç bir türü desteklenemez diyemiyorlar. E biz ne yapalım - vardır bunda da bir hayır- deyip geçelim mi?

       *Bir insanın bir işi(sanat, siyaset vs.) yaparken başlangıç değeri, ilkesi yani istikameti çok önemlidir hatta olmazsa olmazıdır. Eğer istikametiniz yanlışsa yaptıklarınızın fazla bir değeri (belki de hiç) yoktur. Çünkü bundan sonra yapacağınız iyi kötü her şey yalnızca yanlışa hizmet eder. Müslüman davranışının başlangıç ilkesi Salih Amel yani barışçıl eylemdir. Bu halde Müslüman bir davranışı yaparken önce kendisine, yakınlarına, ülkesine, milletine, bütün insanlığa ve bütün canlılara faydalı olmasını esas alır. Asla fesat çıkaran eylemlerin içinde bulunmaz Bu konuda onun rehberi doğru nakil(Kur’an ve Sahih Sünnet), ispatlanmış bilimin verileri ve sağlam aklın çıkarımlarıdır. İki dünya saadetinin yegâne yolu budur. Aksini söyleyen varsa beri gelsin.

       * Dünyacı görüşe sahip olanlar " dünyanın kaynakları sınırlı, insanın ihtiyaçları sınırsız" diye insanlara empoze ediyorlar. Hâlbuki maneviyatçı görüşe göre " dünyanın (yani Allah'ın) kaynakları sınırsız, insanın ihtiyaçları sınırlı, ihtirasları sınırsızdır" şeklindedir. Kendimizi buna göre bilinçlendirdiğimizde şunu görürüz: Allah'ın arzı geniş ve herkese yeterlidir. Ahret saadetini getirecek yegâne anlayış budur, dünya saadeti de cabasıdır. Hadi hayırlı Cumalar.

YORUM EKLE