Biz çocukken...

Evden dışarı çıkamayınca günlerim okumak, yazmak ve düşünmekle geçiyor… Düşünceler bazen eski zamanlara, çocukluk günlerine götürüyor…  Hatırlayabildiğim çocukluk günlerimi düşününce, ne kadar çok şeyin değiştiğini, o günlerde çok farklı ve daha güzel bir dünyada yaşadığımızı daha iyi anladım. Çocukluk günlerimden aklımda kalanları, bende iz bırakan olayları sıraladım… Tamamlayınca gördüm ki, gerçekten güzel günlermiş… Ne demişler; geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer…

Evet biz çocukken;

Açık hava sinemaları vardı.. Ayhan Işık'ı, Türkan Şoray'ı, Nebahat Çehre'yi, Muzaffer Tema'yı, Hülya Koçyiğit'i, Fatma Girik'i, Muhterem Nur’u, Orhan Günşıray'ı seyreder, gazoz içer, çekirdek çitlerdik.. Bir taraftan da yan gözle çocukluk aşkımıza arardık…

Bebeler için kâğıt bez yoktu. Ya kuma bırakılırdı bebeler, ya da kumaş beze kundaklanırdı. Analar o boklu bezleri yıkardı

Cumhuriyet'te Nadir Nadi, Milliyet'de Peyami Safa, Dünya'da Bedii Faik, Akşam'da Çetin Altan, Tercüman'da Kadircan Kaflı, Son Havadis’te Tekin Erer başyazardı… Gazetelerin sahipleri iş adamı değil gazeteciydi..  Şu anda yayımlanmayan  Tasvir, Son Havadis, Tercüman, Son Saat, Günaydın, Yeni İstanbul gibi gazeteler ve çok güzel çocuk dergileri vardı; Çocuk Haftası, Doğan Kardeş, Zıp-Zıp..

Dedelerimiz ninelerimiz sağdı….

Ders kitabının arasında çizgi roman (Karaoğlan, Tarkan, Texsas, Tommiks, Zagor, Kızılmaske, Tenten, Tex, Mandreke ) okurduk. Büyüklerimiz de ne çalışkan çocuk derdi… Çizgi romanları Kemalettin Tuğcu'nun Ömer Seyfettin'in kitapları takip etti. Oradan da klasiklere geçtik…

Erkek çocuklar futbolcu, kız çocuklar da artist fotoğrafı çıkan sakızlar alırdı… O fotoğrafları biriktirir, değiş tokuş yapar, onlarla oyun oynardık…

Evlerde fotoğraf makinası yoktu… Cep telefonu da henüz bulunmamıştı… Özel günlerde fotoğraf çektirmek fotoğraf stüdyosuna giderdik... Her yıl ailece mutlaka fotoğraf çekinirdik…

FB, GS, BJK seyircisi yan yana maç izlerdi... Metin Oktay, Can Bartu, Senol Birol, Birol Pekel, Şeref Has, Turgay Şeren, Necmi Mutlu, Lefter, Suat Mamat top koştururdu. Hangi Türk Takımı uluslararası başarı gösterse herkes sevinirdi…

Hava kararmadan mutlaka evde olurduk...

Hepimizin mantar tabancası ve tahta kılıcı vardı…

Her köşe başında ayakkabı tamircisi vardı. En zenginler bile eskiyen ayakkabısına pençe yaptırırdı..

Her mahallenin bir futbol takımı vardı...

Hızlı okuma yarışması yapardık. Coğrafya oyunu, adam asmaca, nesi var gibi kişiyi geliştiren oyunlar da oynardık…

İnternet, televizyon, bilgisayar, cd-çalar yoktu… Ama; radyo, haftada üç gün tek kanaldan yayın yapan televizyon, pikap veya gramofon ve kitap vardı... Ciddi kitap okurduk… Arkadaşlıklarımız sanal değil gerçekti… Radyasyona maruz kalmazdık…

Kadınlık çok daha zordu… Gaz ocağında yemek, elde çamaşır, kömürlü ütü ile ütü, yakaları kolalama, ottan süpürge ile temizlik…

Kimse Bayrağımızı, Atatürk'ü İstiklal Marşını, "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü, “Andımız”ı, “Gençliğe Hitabe”yi tartışmazdı.

Köy yumurtası, katkısız süt, taze peynir, gerçek çiçek balı, hormonsuz meyve sebze yerdik..

Mahallemizdeki büyüklerimiz, amcamız, teyzemiz, ağabeyimiz, ablamızdı... Annemiz, babamızdan farksızdılar... Her mahallede, ağır ağabeyler, aksakallılar –görüşlerine değer verilen danışılan büyükler- vardı… Mahallede herkese bayram ziyaretine giderdik. İlk gitmek istediğimiz de, harçlığı en çok veren büyüklerimizdi.

Margarinin adı Vita, deterjanın adı Tursildi..

Müzikseverlerde pikaplar vardı… Taş plaklardan dinlerdik şarkıları, türküleri... Muzaffer Akgün, Müzeyyen Senar, Münir Nurettin…

Naylon poşetler yoktu... Alınan erzak ya filede, ya büyük mendillerde ya da kese kağıtlarında taşınırdı..

Okul önlerinde seyyar satıcılar, keçiboynuzu, elma şekeri, pamuk şeker satardı...

Okullar arası, sınıflar arası münazaralar yapılırdı… Değişmez konulardan birisi; Kişinin gelişiminde aile mi önemli okul mu?

Ortaokulda el işi dersi vardı... Bu derste, ahşap basit eşyalar yapar, cilt ciltlerdik... Kızlar da örgü örer, nakış yaparlardı… Bir de Tarım dersi vardı… Fidan diker, ağaç aşılar, çiçek büyütürdük…

Saklambaç, körebe, birdir bir, uzun eşek, istop, sek sek, çelik-çomak, aşık, bilya oynardık. Topaç çevirirdik… Günlerce hatta haftalarca uğraşır telden arabalar yapardık... Kesek savaşı yapardık. (Kesek; katılaşmış toprak parçası)

Servis yoktu, dershane yoktu, özel ders yoktu… Çoğumuz kandil ışığında ders çalışırdık... Ortaokuldaki sınıfımızın yarısı 7-10 km mesafedeki köylerden yürüyerek gelirdi...

Sevgi vardı, saygı vardı, paylaşım vardı, edep vardı, erkan vardı, küçük vardı, büyük vardı..

Sınıfımızda pantolonu yamalı çocuklar vardı… Anneannem de benim çorabımı yamardı..

Sınıfımızın en güzel kızına (Ki herkes için farklıydı) plotanik bir aşk beslerdik... O bize bakınca yüzümüz kızarırdı..

Sofraya hep beraber oturulur, büyükler başlamadan yemeğe başlanmazdı..

Şiir okur, şiir yazardık... Çocukluk aşklarımıza okumak için Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri ezberlerdik...

Tekerlemeler söylerdik... Bilmeceler sorardık; Yedi delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak..

Televizyonlar haftada 3 gün paket yayın yapardı.. Jülide Gülizar, Zafer Cilasun gibi mükemmel Türkçe konuşan sunucuları vardı… Radyodan çocuk saati, çocuk tiyatrosu dinlerdik...

Tiyatro kumpanyaları, cambazhaneler, devlet tiyatroları  ve sirkler Anadolu’ya turneler düzenlerdi..

Uzun kış geceleri evlerde pişmaniye yapılırdı.. Biz “tel teli” derdik... Ter, tatlı ve sohbet… Sobanın üzerinde yapılan kestane kebap da güzel olurdu.. Sobada kızarmış ekmek dilimine yağ sürüp yemeyi ne çok severdik..

Yerine göre acımasızdık da.. Öğretmenlerimize lakaplar takardık; Tokmak, Sıfırcı, Mister, Geveze, De Goulle, Heredot, Zalim, Aleksandır, Dana, Gıcık

Ve değişmeyenler de var tabii..

Bizim çocukluğumuzda da; Ajda Pekkan sahnelerdeydi... Yavuz Donat, Hıncal Uluç, Rauf Tamer ve Rahmi Turan köşe yazarıydı…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Muzaffer ünver
Muzaffer ünver - 6 ay Önce

Sevgili fazlı ağabey, beni yıllar öncesine yarim aşıra yakın öteye görürdünüz. Üç gün öncesini unutuyoruz da elli yıl öncesini ne hikmetse unutamıyoruz. Yazdıklarınıza tamamen iştirak etmekle birlikte, bir hususun altını çizmek isterim. Siz bana göre birkaç yıl daha tecrübeli olmanıza rağmen bu yazınızı okuyan bir çok kişiye ve bana göre çok şanslı bir çocuk olduğunuzun bilmem farkındamısınız. Sizin çocukluğumuzda yaşadığınız bazı şeylere malesef bizlerin Anadolunun ücra köşelerinde çocukluğunu geçiren benim gibi ilkokulu köyünde okuyan sonra gurbete gelen bir çok kişi yaşamamıştır. Mesela ben harmanda düven sürerken yada hayvanları otlatırken sen ne güzel oyunlar oynamış ne güzel şeyler gelişsin fazlı ağabey onların bir çoğunu gurbete gelince gördük. Ama bize bu günden belki daha fakir ama daha mutlu günleri hatırlattığın için teşekkür ederim ağabey yüreğine sağlık. Sağlıcakla kal iyi ki varsın.saygılarımla.

Ali Karadeniz
Ali Karadeniz - 6 ay Önce

Abi teşekkür ederim.söylediğin gibi nostalji oldu ve yazınınızı okurken aynı zamanda bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı'yı dinliyordum ikisi iyi denk geldi.
Kalemine yüreğine sağlık.

Hakan Gedikli
Hakan Gedikli - 6 ay Önce

Bir solukta bitti. Eskiden herşey daha güzeldi. Hayatı hatırlayarak yaşamaya başladığım 70'li yılların tadını, 80'lerde de, 90'larda da hiç bulamadım.

Aynur Ünverr
Aynur Ünverr - 6 ay Önce

Çocukluğumuzu o kadar güzel anlatmışın ki okudukca yaşadım çok güzel günlerdi tertemiz duygular büyüğe küçüğe sevgi ve saygıyla

Recep Yunak
Recep Yunak - 6 ay Önce

Geçmiş zaman olur ki / Hayali cihan değer/ Bir an acı duyar insan belki / Sevmişse biraz eğer /Anlar ki geçenlerin / Rüyaymış hepsi meğer / Rüya olsa bile o günlerin / Hayali cihan değer.

Hamza Tatar
Hamza Tatar - 6 ay Önce

Ömrümüzün en güzel zaman diliminin özetini çıkarmışsınız. Anılarda kalan , çocukluğumuzu tekrar yaşattığınız için teşekkür ederim ,Saygıdeğer Abim,

Taştan ispirli
Taştan ispirli - 6 ay Önce

Başkanım cok eskiye götürdünüz bizler tahtan ve telden arabaları kızakla kaymayı çok özledim lakin çok geride kaldi kaleminize yüreyinize saglık sevgi ve saygılarımla

Fuat Şenol
Fuat Şenol - 6 ay Önce

Güzel eski günlere gittim. Sadece bebekler kuma bırakılır, beyanınıza ilave olarak, Divriği'de evimizde höllük toprağının stoklandığı bir höllük sandığı, hüllüklük var idi. Çocukluğumuzda ben ve kardeşlerim höllük toprağı ile büyüdük. Höllük toprağı bize elenmiş ve temizlenmiş olarak Allah rahmet eylesin höllükçu dıngıl Bekir tarafından yaz aylarında getirilirdi, diğer kışlıkları gibi bir yıllık olarakstoklanırdı. Höllük zerreleri sürüklenmek e yığılma ile oluşan sedimenter - tortul- bir topraktır. %80 mil, %10 kil bir topraktır. Aliminyum silikat ihtiva eder.