Biz neden ölmüştük?

Hafızasının zayıflığına içerleyen bir milletiz. Ama 17 Ağustos 1999 saat 03:02’de yaşadığımız 47 saniyeyi hepimiz hatırlıyoruz.

Ama nesini? Sadece o anda yaşadıklarımızı.

Enkaz altında sevdiklerimizi aradığımızı da unutmadık. Sevenlerimize ulaşma heyecanını da. “Sesimi duyan var mı” diye seslenmelerimizi…

Ama sonrasında hızla eski umursamaz dünyamıza döndüğümüzü de unutmasaydık keşke.

1999’dan bu yana Sakarya’da inşaat sektörü en hızlı büyüyen sektör oldu. Depremden sonra en güvenli yerleşim yeri olarak önerilen alanlar yerine ticaretin dönmesi en muhtemel alanlarda yapılaşma oldu. Dağları bırakıp ovalara yerleşmeye devam ettik.

Alacağımız evin mevkiine, fiyatına, manzarasına hatta komşularımıza kadar inceledik. Ama ev satın alırken zemin etüdü soranına denk gelemedik.

Sakarya’da ortalama her 30 yılda bir büyük deprem yaşanıyor. Merkez üssü Sakarya olan deprem…

Düzce’de, Bursa’da hatta İstanbul’da yaşanan depremler de Sakarya’yı derinden etkiliyor. Dolayısıyla bizim rehavete kapılma lüksümüz yok.

Yıllarca biriktirdiği paralarla ya da yıllarca ödeyeceği borca girerek mezar satın alıyor insanlarımız.

Halen yapı denetim firmalarının sağlıklı çalışması net olarak sağlanabilmiş değil. Müteahhit kendini denetleyecek firma ile doğrudan temas ediyor. Haliyle firmalar arasında en az denetleyen en makbul olan oluyor.

Halbuki basına getirilen Basın İlan Kurumu gibi bir kurum kuracaksın. Hem devlet komisyonunu alacak hem de sistem sağlıklı işleyecek. Bu kadar basit. Ama yıllardan bu yana kimse bu konuyu çözemiyor.

Daha geçtiğimiz sene 17 okul için yıkım kararı çıktı.

Halka ait binaların pek çoğu Allah’a emanet.

Özetle biz depremi unuttuk. İnşallah o da bizi unutur…

Kadınlar ne istemez

Erkeklerin kadınları anlamadıkları sıklıkla konuşulur. Ancak aslında kadınların ne istediklerini bir sosyal medya paylaşımında gördüm. Bir kadın tarafından paylaşılan gönderi gerçekten çok içimi acıttı.

Şöyle yazıyordu:

Çocuğumun karşısında kocam tarafından öldürülmek istemiyorum.

Akşamları yolda yürürken telefonla konuşmak zorunda kalmak istemiyorum.

Dolmuşta tek kadın kaldığımda korkmak istemiyorum.

Tek yaşamama rağmen kapımın önüne erkek ayakkabısı koymak istemiyorum.

Giydiğim kıyafet yüzünden hak etmediğim laflar işitmek zorunda kalmak istemiyorum.

Şiddetin izlerini makyajla kapatmak istemiyorum.

Çocuk yaşta anne olmak istemiyorum.

Öldürüldüğüm zaman giydiğim kıyafetin bahane edilmesini istemiyorum.

Fikrimi bildiğim için bir anlık öfke ile öldürülmek istemiyorum.

Çığlık atmam engellendiği için tecavüze razı gösterilmek istemiyorum.

Taksiye her bindiğimde plakayı aileme mesaj atmak istemiyorum.

İlişkimi bitirmek istediğim için şiddet görmek istemiyorum…

Aslında çok basit değil mi…

Kadınlar yaşamak istiyor. İnsan olarak yaşamak.

Doğruysa bile ifade yanlış

Sakaryaspor kongresi için şehre gelen Uğur Akkuş Türkiye gündeminde bile konuşuldu. Ulusal gazetelerin internet siteleri falan konuya ilgi gösterdi.

Ancak Akkuş’un kullandığı “Takımın durumuna gönlüm razı olmadı” cümlesi bir şehir için onur kırıcı.

Tüm iyi niyetli girişimlerin önüne geçer. Kimse Sakaryaspor için bu tabiri kullanmamalı.

HECATİ: Tamam da o işler öyle olmuyor be kardeşim…

YORUM EKLE