Bizim dediğimizi istemeyen herkes vatan haini mi

Siyasette “vatan haini” demek genellikle suç kabul edilmiyor. Felsefesi de şu: “Vatanın kurtuluşunu ben biliyorum. Muhalefet edenler benim vatana faydalı olmamı engelliyor. Vatan hainiler besbelli…”

Bu sistem o denli ileri gitti ki artık bizim gibi düşünmeyen herkese “vatan haini” demeye başladık.

Dönemine göre “rüşvetçi”, “bölücü”, “fetöcü” falan… Aklınıza ne gelirse işte.

Sapanca’nın eskiden belde olan Kırkpınar Mahallesi’nde bir süreden bu yana teleferik konusunda bir çalışma var. Bir çalışma yapılırken öncelik o mahalde yaşayanların beğenisi olmalıdır.

Hani öğretmen çocuklara “Bu gün eve giderken bir iyilik yapın ve yarın geldiğinizde o iyiliği bize anlatın” demiş. Çocuklar ertesi gün geldiğinde hepsi birden aynı yanıtı vermiş. “Yaşlı bir amcayı yoldan karşıya geçirdik…”

Öğretmen şaşkın ve şakacı bir ses tonuyla öğrencilere, “Hepiniz mi aynı adamı yolun karşısına geçirdiniz” diyince öğrenciler, “Evet öğretmenim. Adam geçmek istemiyordu” demiş.

Şimdi Kırkpınar’daki teleferik hikayesi de böyle bir şey. Teleferik elbette bir şehre değer katar. Ziyaretçi çeker. Marka değerine katkıda bulunur. Ama halka rağmen halk için bir şeyler yapmak da çoğu zaman mümkün değildir.

Siz cenneti vaat edebilirsiniz ama adam istemiyor olabilir.

Bir yerde yönetici olmak başka şeydir insanların sahibi olduğunu düşünmek başka bir şey. Siz çok şey bilebilirsiniz ama her şeyi değil. Her şeyi bilseniz bile insanların gelecekleri hakkında karar verirken özgür değilsiniz.

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce’yi severim. Siyasi hayatının bir kısmına da tanıklık etmişliğim var. Geri kalan kısmını zaten kendisinden dinledim. İyi niyetli, başarılı ve dahası demokratik yapıda bir adam.

Kendinden emin. Gerçekten de insani hatalarının dışında art niyetle bir işe kalkışacak yapıda değil. Bizim gazetede yayınlanan demecinde, “Yanlış olsa karşısında ben dururum” diyor.

Oradakiler de zaten genel olarak teleferiğe değil de yerine karşı olduklarını ifade ediyor. Yaşanması muhtemel sorunlara dikkat çekiyor. Şehirlerinin hep yaşanabilir kalmasını istiyor. Bunca gün orada duran, gece gündüz nöbet tutan insanların bir fikri olmadığını düşünmek ayıp olur. Bu insanlardan bir temsilciyi makamda ağırlamak, görüşlerini açıkça ve sakince ifade etmesine müsaade etmek, kaygılarında haklı oldukları noktaları değerlendirmek ve onları adam yerine koymak bu kadar zor olmamalı.

En art niyetli kişi ile bile iletişim kurabilecek yetideki adamların bu denli iletişimi kesmesine aklım ermiyor.

Adamların fikrini alın, gönlünü alın diyorum.

Hani gönül belediyeciliği demiştik ya…

Oradan ipucu vereyim…

Sağlıktan tasarruf olur mu

Ülkemiz uzunca süreden bu yana ekonomik krizin etkisi altında. Bu nedenle de her alanda ekonomik kısıtlamalara gidiliyor. En azından bazı yerler para verilmek istenmediğinde bu “Tasarruf tedbirleri kapsamında” değerlendiriliyor.

Temel ihtiyaçlarda ise tasarruf mümkün olmuyor. Ya da bu alanlarda yapılacak tasarruf daha sonra telafisi mümkün olmayan sonuçları beraberinde getiriyor.

Sağlık da bunların başında geliyor. Sakarya artık nüfusu 1 milyonu aşmış bir şehir. Torpille yapılan büyükşehirlerden değil. Türkiye’nin gerçek büyük şehirlerinden bir tanesi.

Ödediği vergilerle de yaptığı ihracatla da, sağladığı istihdamla da tam manası ile bir büyükşehir olduğunu gösteriyor.

Sakarya’nın büyükşehir olduğunun daha iyi hissedilmesi için sağlık yatırımlarından faydalanması ile alakalıdır.

Sakarya sağlık alanında diğer şehirlerin üstüne yük olur konumdadır. Düşünün ki nüfusu kendisinden daha kalabalık olan illere hasta sevki yapan hastanelerimiz var.

Sağlık çalışanlarının özverisi sayesinde sorunlar en aza indiriliyor.

Başka bir ilde görev yapan bir doktor arkadaşım dalga geçer gibi, Sakarya’da sağlık sektöründe en sağlıklı hizmeti sevk biriminin verdiğini söyledi.

Artık bu şekilde mizaha konu olmamak lazım.

İşin mizahtan öte dramatik durumu var. Sakarya’da yoğun bakım sırası bulmak mucize. 112 size yer ararken içinizden zaman zaman “İnşallah yoğun bakımdan biri ölür” diye dua ederken bulabilirsiniz. Çünkü sizin Bolu’ya mı, İstanbul’a mı, Eskişehir’e mi yola çıkacağınızı kimse bilmiyor.

Onun için Sakarya’ya yapılacak olan 1000 yataklı hastaneyi önemsiyorum.

Herkesin de önceliğinin bu olması gerektiğini düşünüyorum. Krizler gelir geçer.

“Ucunda ölüm olmasın” diyoruz ya…

İşte sağlık yatırımı olmazsa gerçekten ucunda ölüm olmuş olacak…

YORUM EKLE

banner7

banner6