Boğaziçi kapısına kelepçe

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Melih Bulu atandı. Bu atama kararının demokrasiye uzak tarafı üniversitenin mevcut öğrencilerinin, öğretim üyelerinin ve eski mezunların tepkisini çekti ve 4 Ocak 2020 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi önünde karar protesto edilmeye başlandı.

Protestonun iki sebebi var gözlemlediğim kadarıyla: Birincisi özerk anayasal kurumlar olması hedeflenen üniversitelerin idari temsilcisi olan “rektör” olarak, oüniversitenin öğretim üyeleri, çalışanları, öğrencileri ve mezunlarının iradesi hiçe sayılarak, tepeden inme bir isim getirtilmiş olması. İkincisi, işin anti- demokratik yanının da ötesinde, atanan kişinin Boğaziçi’yle yalnızca kısa bir süre kesişmiş özgeçmişe sahip olması ve siyasi temasları sebebiyle özgürlükçü ve tarafsız Boğaziçi ruhu ve kültürüne uygun bir yönetici olmadığının düşünülmesi…

Gündem Boğaziçi Üniversitesi özelinde olsa da yapacağım değerlendirmeleri ülkedeki her üniversite için genişletebilmek mümkün. Üniversitelerin ideoloji ve siyaset üstü kurumlar olması gerektiğini düşünüyorum. Zira, dinamikleri göz önüne alındığında bir emir komuta ilişkisi değil de daha yatay bir organizasyona sahip üniversitelerin merkezi teşkilatla, mevcut hükümetle ilişkisi neredeyse sıfırdır. Bu yatay organizasyonun işleyişi de kendi içindeki insanların kendini yönetmesi esasına dayanır -yani dayanması gerekiyordu- .

Üniversitelerin mevcut iktidarın gölgesinde faaliyet göstermesi varoluş manasına tamamen terstir. Yarınki iktidar İşçi Partisi de olsa, HDP de olsa, Saadet Partisi de olsa, siyasi bir görüşün temsilcisinin doğrudan tek bir isme karar verip, özgür ve özerk bir bilim yuvasının yöneticisini tayin etmesi demokrasiyle sarılıp öpüşüp vedalaşmak manasına gelir. Demokrasiyi koruyacak nesillerin yaratılacağı, fikri hür vicdanı hür nesillerin yetiştirileceği bir kurumun rektörü belirlenirken demokrasiden uzaklaşmak da hakikaten büyük bir ironidir.

Dışarıdan bir ismin tepeden inip kamu kurumlarının başına getirilmesine alışkın bir ülkeyiz aslında, fakat söz konusu kişi Maliye’ye atanmadı, dikkatinizi çekerim. Protesto edilen nokta da yapılan atamanın üniversitenin yapısına ve kimliğine aykırılığı. Üniversiteler kendi bünyesinden birini öneremeyecekse, kendi hocalarından biri onlara rektörlük yapamayacaksa bir akademi ekolünden, ortak bir anlayıştan, bir gelenekten bahsetmek nasıl mümkün olacaktır; hele ki Boğaziçi gibi özgün karakterli bir devlet üniversitesinden söz ediyorsak…

Peki bu kaos nereye varacak ? Atanmış rektörü kabul etmediğini açık açık belirten öğrencilerle bir arada neyi, nasıl mümkün kılacak Sayın Melih Bulu? İlk inovasyonu kapıya kelepçe takmak olan bir rektöre sahip bir üniversiteye kendilerini ait hissedebilecek mi ülkenin ilk 2000 derecesine girmiş bu nadide öğrenciler? Mezun olduklarında bu ülke için hizmet etme motivasyonu bulabilecekler mi peki ?

Türklerin neden Almanya’da aşı bulduğunu, neden Amerika’da Nobel kazandığını anlamak güç değil işte bu açıdan bakınca. Bizler gençlerimize değer veriyor muyuz, bizler özgür, hür bir çalışma ortamı sunuyor muyuz onlara, bizlerle aksi fikirde olduklarında protesto yapabilen, karşı gelen/gelebilen beyinlere sahip bu gençlere nasıl muamele yapıyoruz, onları kazanmak için neler yapıyoruz, diye umarım soruyorsunuzdur kendinize sevgili yöneticilerimiz…Çünkü benim gördüğüm kadarıyla Boğaziçi’nin kapısına kelepçe takmak, o gençlerin her birine Avrupa, Amerika uçak bileti almaktan farksız…

YORUM EKLE
YORUMLAR
PİRAYE
PİRAYE - 2 hafta Önce

TEBRİKLER BU KADAR İYİ İFADE EDİLEBİLİRDİ.

Hamide vural
Hamide vural - 2 hafta Önce

Aydın okumuş kültürlü insanları istemiyoruz cahil kalalım her istediklerine evet diyelim