Bu nasıl bir Müslümanlık

​1950’ye kadar ülkemiz İslam’ı yaşama açısından sıkıntılı bir serüven yaşadı. 1950’den itibaren, 1970’lere kadar kısmi bir rahatlama dönemine girdi ise de Türk Ceza Kanunu 163. Madde uygulamalarıyla, inanan insanlar hapishanelerde ömür tüketti.

​Dini rahatlama, 1970’de Milli Nizam Partisinin siyasete girişi ile bir ivme kazanmış, bu gelişme 55. Hükümetin son bulduğu 28 Haziran 1997’ye kadar devam etmiştir. Müslümanlara, Müslüman olmanın huzuru sağlanmış ve Müslüman ötekileştirilmeden kurtarılmıştır. Böylece inandığı gibi yaşamaya başlamıştır.

​Bu gelişme, maalesef 2002’den itibaren yeniden yozlaşmaya başladı

. Her ne kadar yöneticilerin iddiası, İslam’da gelişmeler olduğu istikametinde ise de, milletlerarası araştırmalar bunun doğru olmadığını göstermektedir. Şöyle ki:

​“İlmi çalışmalarını ABD’nde sürdüren (biri Pakistanlı, diğeri İranlı) iki ilim adamının yeryüzündeki 153 ülkeyi konu alan ve 2000 yılında başlattıkları, ülkelerin toplumsal yapılarını ve ekonomilerini Kur’an’ı Kerim ölçülerine göre inceledikleri bir araştırma sonucunda, İslam dinine uygunluk bakımından yaptıkları çalışmalarda, ilk 43 ülke arasında, tek bir tane Müslüman memleketin adı yoktur. O listede puanı en yüksek olan sözüm ona İslam ülkesi Birleşik Arap Emirlikleri 44. Sıradadır.

​Türkiye ise Guatemala ve Ekvator’dan sonra 66. Sıradadır. Yaklaşık 20 yıllık bir çalışmadan sonra 2015’de yayınlanan ilk listede Türkiye Arjantin’den sonra 55. Sıradadır.

​2015’den 2019’a kadar geçen 4 yılda Türkiye İslam ölçülerine uygunluk bakımından geriye düşmüştür. 2020 yılı indeksi ise önümüzdeki Mart ayında yayınlanır.” Bakalım Türkiye bu yıl kaçıncı sırada yer bulacaktır.

​Görüldüğü gibi bugünün Türkiye’si, İslami hayatı yaşama bakımından, gün geçtikçe gerilemektedir. Zira son dönem hükümetleri, gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse Medeni Kanunda yaptığı değişikliklerle beraber imzaladığı uluslar arası sözleşmeler gereği, İslam esaslarına aykırı düzenlemeler yapma konusunda rekor üstüne rekor kırmaktadır.

​Ayrıca devlet çatısı içinde kıymeti haiz bir oluşumun da olmadığını, ekonomik dengesizliğin ve adaletin tarafsızlığı prensiplerinin göz ardı edildiğini görüyoruz. Bu hal, her türlü haksızlığın önünü açmakta ve her türlü haram rağbet görmektedir.

• İsraf alabildiğine,

• Adaletsizlik zirvede,

• Ahlak çöküntüde,

• Sömürü dorukta,

• Helal lokma aslanın ağzında,

• Haram rağbette,

• Haksızlıklar alabildiğine.   

​Böyle bir ülkenin, araştırmalarda, başlarda güreşmesini beklemek abesle iştigaldir. Şekli görüntülerin varlığına inanan milletimizin, henüz uyanmamış olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan, miri arazilerin peşkeş çekildiği, hazinenin sömürüldüğü, beytül mala dikkat edilmediği bir ülkede, İslam anlayışı vardır denebilir mi? Avrupa’da peygamberimizin aleyhine yayınlanan karikatürlere gösterilen tepki yerinde ise de, ülkemizde Kur’an’ın üzerine basan Ressam ve dönme Osman Hamdi’ye müzelerde sergiler açılmakta olduğunu görmemiz, İslam anlayışımızın çarpıklığının bir başka örneğidir. Böyle bir anlayışa sahip ülkenin, araştırmalarda önlerde yer alması elbette ki mümkün değildir.

​Unutmamak gerekir ki, Allah: “… inkâr edenler ise dünyada biraz yaşarlar, hayvanların yediği gibi yerler…” (Muhammed/12) buyurmakta, yani günümüz Müslümanlarını hatırlatmaktadır.

​İslam’ın nezih kaidelerinin, emirlerinin, nehiylerinin kulak ardı edildiği bir ülkenin, araştırmalarda yüksek puan alması elbette ki beklenilemez. Onun için gerçek İslam anlayışını yeniden dikkate alarak, yaşamamız halinde sevindirici noktaya ulaşabiliriz. Oysa inandığını söyleyenler, sadece kendilerini kandırmaktadır. Çünkü araştırmalar bunu gösteriyor. “Allah’a ve Peygambere inanasınız, O’nu(n) dinini destekleyesiniz” (Fetih/9) emrine göre hareket eden ülkeler, elbette beklenen sonuca ulaşabilirler, başlarda yer alabilirler.

​Ülkemizde sokakların hali, ticaretimizdeki ahlaki durum, adalet tevziindeki dağınıklık, her konuda ar ve hayâ duygularının dejenerasyonu, bizi doğrulamaktadır. Şunu da belirtelim ki yapılan bu araştırma, tüm dünyadaki akademik çevrelerde büyük bir beğeni kazanmıştır. Müslüman ülkelere de, aynı zamanda bir tokattır. 

​Rahman ve Rahim,

​Kadir ve Muktedir,

​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​     

​Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Cağaloğlu 

YORUM EKLE