Buruk 3 Aralık

                Bu Perşembe, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü…

Pandemi yüzünden, şahsen son on yılın en sakin, en sessiz Engelliler Gününü yaşayacağım. Ben ve Türkiye’de yaşayan 10 milyon engelli vatandaş, 13 Mart, koronavirüs başladığı günden beri evde ve herkes gibi, hatta herkesten daha çok, biz engelliler sıkıldık sıkılıyoruz. Görünen o ki; bütün kış ve önümüzdeki bahar boyunca evde kalmaya devam edeceğiz.

                Sırf bu köşede, on bir yıl boyunca, kaç defa yazdım bilmiyorum. Lakin ben ve benim gibi milyonlarca engelli vatandaş, defalarca ifade ediyor olsa da, toplum, engelliler konusunda, ne yazık ki hala çok cahil, hala çok bilgisiz ve bilinçsiz.

Toplumun bir kısmı, ama hiç de az olmayan bir kısmı, engellilerin varlığını kabul etmek istemiyor. Haklarımızı kabul etmek istemiyor her ne kadar, ‘’biz de varız’’ ‘’bizim de düşüncelerimiz var’’ ‘’bizim de duygularımız var’’ ‘’bizim de sayısız fikrimiz ve söyleyecek, dünya kadar sözümüz var’’ diye haykırıyor olsak ta, bir kesim insan, bizi duymak istemiyor.

Hiç mi hiç umudum yok. Ama ben ve tüm engelliler, hayatin içinde olup, kendimizi anlatmaya, dünyanın son gününe kadar yılmadan, pes etmeden devam edeceğiz.

                Yoruluyor olsak da, konuşmaya devam edeceğiz. Her zaman, bire bir aynı cümleleri kurup, tekrara düştüğümüz için, sıkılıyor olsak ta, hem hayatın her alanında olacak, hem de, hayatın her bir alanına dair, kendi fikirlerimizi ifade edeceğiz. Haa engelli olmaktan, biz de memnun değiliz elbette. Biz de, sizin gibi yürümek, konuşmak, sizin gibi duymak, güneşin güzelliğini görmek ve biz de, sizin gibi mantıklı bir şekilde düşünmek istiyoruz. Ama kimimiz yürüyemiyor, konuşamıyor, kimimiz gülün rengini göremiyor, güzel bir melodi duyamıyor ve kimimiz de, hayatını mantıklı bir şekilde yönetemiyor.

                Eee? Şimdi kime ve ne sebep ile kızalım? Ne yazık ki, hiç bir çare olmadığı gibi, kızacak kimse de yok. Evet, bu hayattan ötürü, şahsen çoğu zaman dibe düşüyorum. Hayatı ve yaşamayı çok seviyor olsam da, zora dayanamayıp, çoğu zaman ölüm istiyorum. Bu doğru. Ama bununla beraber, itiraz edecek, kızacak kimse yok ki. Sorarım size, kime kızayım ben? Yürüyemeyen ayağıma mı kızayım, tutamayan elime mi? Yedi, yirmi dört düşünen aklıma mı kızayım, düşündüğü hiç bir eylemi yapamayan bedene mi? Bu bedene rağmen, aşık olan yüreğime mi kızayım, kendini, aşk, hayat ve siyaset yazarak avutmaya çalışan benliğime mi? Söyleyin kime kızayım ben? Yazılan kadere mi, yoksa o kaderi yazan, (haşa) Allah’a mı kızayım?

                Peki biz engellileri, yok sayan bazı insanlar, sizin kızgınlığınız kime? Bize mı, bizi bu şekilde yaratan Allah’a mı? Siz, bizi mi yok sayıyorsunuz, yoksa Allah’ı mı? Ben evdeyim bu 3 Aralık’ta, sizi baş başa bırakıyorum bu iki soruyla…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Neşe
Neşe - 2 ay Önce

Baştan sonu okudum ve asla ümidini umudunu kaybetme nefes aldıkça umut vardır. Ne kadar haklarını yoksayan görmeyen insanlar olsada , tam tersi bu konuda bilinçli bilgili ve duyarlı insanlarda çok başka kendim olmak üzerine . Eline yüreğine sağlık yazmayı sakın bırakma hep okuyacağım. Bir insanın kalbine dokunabilmek bence en güzel şey. Sen benim kalbime dokundun. Duygulandırdı. Mücadeleye devam. Saygılar sevgilerimle....

Burak
Burak - 2 ay Önce

Güzel yazı olmuş teşekkür ederim

Arif
Arif - 2 ay Önce

Kaleminize sağlık Ömer Bey

Mehmet
Mehmet - 2 ay Önce

bi miktar yanılıyorsunuz,bu durumun farkındayız elemizden geldiğince gereğini yapıyoruz

Musa Türel
Musa Türel - 2 ay Önce

Güzel yazı elinize sağlık

Murat
Murat - 2 ay Önce

Eline sağlık

Murat
Murat - 2 ay Önce

Ellerine sağlık çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş

Ümit
Ümit - 2 ay Önce

Güzel yazmışsınız