Can kurtaran yok mu?

Yaz aylarında Sakarya Büyükşehir Belediyesi sahillerde cankurtaran hizmeti veriyor. Büyükşehir Yasası öncesinde bu hizmet Sakarya Valiliği tarafından veriliyordu. Yasa’dan sonra el değiştirdi.

Ölü himmet görsün de duayı kim okursa okusun.

Bu hizmet verilmeye başlandıktan sonra Sakarya sahilleri daha fazla ilgi gördü. Her gün “Şu kadar kişi hayatını kaybetti” haberlerinin yerini “Bu hafta şu kadar kişi kurtarıldı” haberleri almaya başladı. Bu şekilde sahiller hem daha güvenli hale geldi. Hem de bölgeye turistler daha fazla ilgi göstermeye başladı.

Cankurtaran hizmeti sayesinde pek çok genç iş buldu. İstihdam sağlandı. Evlere ekmek girdi.

En önemlisi de…

İnsanlar hayatta kaldı. Can kurtarıldı can…

Bundan daha kutsal bir şey olabilir mi?

Dün ise Karasu Belediyesi hoparlörlerinden “Kovid 19 salgını nedeniyle cankurtaran hizmeti verilmemektedir” uyarısı duyuldu.

Günlerden Pazar. Hava güzel. İnsanlar uzun süre sonra ilk kez hafta sonu sokağa çıkabiliyor. Ama denize girerlerse cankurtaran yok…

Sakarya Türkiye’nin en uzun ikinci kumsalına sahip. 59 kilometre. Bununla ilgili bir haber yayınlandı önceki ay gazetelerde. Hepsi bu da değil. Sakarya’da balıkçılık yapılıyor. Liman var. Midye avcılığı yapılıyor. Yani deniz yaz kış kullanılıyor. Cankurtaran hizmeti ise sadece birkaç ay.

Yani “Siz keyif yapacaksınız diye biz güneşin altında insanları çalıştıramayız” diyemezsiniz. İnsanlar sadece serinlemek için değil, ekmek parası kazanmak için de denizi kullanıyor.

Bence insan hayatından daha önemli bir şey yok. Belediye’nin insan hayatını kurtarmaktan daha öncelikli bir hizmeti olabileceğini de sanmıyorum.

Bu noktadan hareketle insan hayatına verdiği önemi bildiğim, “Önce insan” diyen Ekrem Yüce’nin bu konuya bir an önce el atmasını ve cankurtaranları yaz kış kalıcı olacak şekilde istihdam etmesini bekliyorum.

Erken seçim olur mu?

Milletvekilleri iki yıl boyunca görev yaptıklarında kamuoyunda kıyak emeklilik olarak bilinen hakkı elde ediyor. (Kendi emeklilik yaşları geldiğinde çalıştıkları işten değil milletvekilliğinden emekli kabul ediliyorlar. Yoksa vekillik biter bitmez emekli olmuyorlar.)

Haliyle milletvekillerinin tamamı kıyak emekliliği hak ettiğinde ülkede hemen erken seçim dedikoduları başlıyor.

Aslında ülkenin istikrarlı bir seçim sistemine kavuşması için kıyak emekliliğin 5 yıl süre milletvekili olanlara verilmesi gerekir. (Aslında toptan kaldırılması daha sağlıklı da olabilir. Ama o zaman da “Nasılsa kaybedecek bir şeyimiz yok” diyen vekil erken seçim için oy kullanabilir.)

Babaannem “Misafirin karnı doydu mu gözü yolda olurmuş” derdi. Şimdi burada da ülke çıkarları ile şahsi çıkarların bir kıyaslaması var. Milletvekili beş yıldan önce kıyak emekli olamayacağını bilirse erken seçime sıcak bakamaz. Erken seçim olması gerektiğini düşünürse de kendi şahsi çıkarlarından sıyrılmak zorunda kalır.

Üstelik bunu bir adım ileri götürüp seçildiği partiden ayrıldığı durumda milletvekilliğinin düşürüleceği şeklinde bir düzenleme yaparsınız. Partiden ihraç edilenleri de milletvekilliğinin düşürülmesinden muaf tutarsınız. Konu kapanır.

Bu şartlar altında da yine erken seçim kararı alınırsa vatandaş da erken seçim olması gerektiğine yürekten inanmış olur.

24 Haziran 2018’de yapılan erken seçimin üstünden 2 yıl geçmek üzere. Bugün erken seçim kararı alsanız en erken 45 günde seçime gidebiliyorsunuz. O zaman da vekiller emekliliği hak ettiği için güvenle erken seçime olumlu oy kullanabiliyor.

Ülkesinde istikrar isteyen ve kendisinden çok ülkesini düşünen vekillerin alacağı her karar saygındır.

Bundan sonraki süreçte erken seçim elzem olabilir mi? Olabilir. Kimseyi zan altında bırakmak istemem. Ama aklımıza da “kıyak emekliği hak edene kadar neden erken seçim söylentileri bu denli dillendirilmedi” şeklinde bir soru da hep varlığını koruyor…

HECATİ: Siz fikirlerinizi bağlayamadığınız andan itibaren görüşleriniz sizi bağlar...

YORUM EKLE