Cehennemi yeryüzüne çağıran düzen

Ramazan, inanlara, yeryüzü sofrasında tüm insanların eşitlendiğini hatırlatan bir zaman dilimi.
İnsan, sadece ilahi iradeye teslim olduğunu göstermek için bedenini her türlü temel ihtiyacından mahrum bırakırken, aynı zamanda bu ihtiyaçlarını kendi iradesi dışında karşılayamayan insanları da hatırlar, onlarla hemhal olur.
Açlığın, yokluğun, yoksun bırakılmışlığın nasıl bir vaziyet olduğunu bilfiil yaşayarak tecrübe eder.
Benim için asıl mesele ise inananın, oruç günleri bittikten sonra, geride kalan 11 ayda ne yapacağıdır.
İsterseniz önce bir dünya haline bakalım.
Geçen hafta basına yansıyan haberlere göre, dünya genelinde her üç saniyede bir, bir çocuk gıda yetersizliğinden hayatını kaybediyor.
Başka bir ifadeyle, yazımın başlığını okuduğunuz anda hayatta olan 10 çocuk, siz bu satıra gelene kadar geçen süre zarfında birer birer can verdi.
Neden? Sadece yeterli şekilde beslenemediği için!
Her gün yaklaşık 10 bin çocuğun açlıktan öldüğü bir dünyada yaşıyoruz.
Yeryüzünü nasıl bir cehenneme çevirdiğimizin farkında mıyız?
Gerçekten soruyorum, ne kadar farkındayız ve bu farkında olma halimiz ne işe yarıyor?
İnsan ruhuna dayanılmaz bir acı veren ve içeriğini sindirmesi çok ağır gelen bu haberin detaylarına bakalım biraz daha.
Afrika Çocuk Politikaları Forumu’nun raporuna göre, kıtada doğan her üç çocuktan birinde büyüme geriliği görülüyor.
Kıta genelindeki çocuk ölümlerinin yarısı ise açlığa bağlı nedenlerden gerçekleşiyor.
10 Afrikalı çocuktan dokuzu Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen minimum beslenme şartlarına kavuşmadan hayatta kalmaya çalışıyor, yine beş çocuktan ikisi düzenli öğünlerde beslenmiyor.
Aslında biraz araştırdığınızda sorunun sadece Afrika kıtasıyla sınırlı kalmadığını da rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Örneğin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün son raporunda, dünyada yetersiz beslenerek açlık sınırında yaşamak zorunda kalan insan sayısının, her 9 kişiden birine tekabül ettiği bildirilmişti.
Özellikle dünyada 5 yaşın altındaki çocukların yüzde 22'sinde, açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle gelişme bozuklukları yaşandığı kaydedilmişti.
UNICEF de dünya genelinde çocukların 20 yıl öncesine kıyasla daha kötü şartlarda yaşadığını bildirmişti.
37 ülkede, 180 milyondan fazla çocuğun aşırı yoksulluk içinde yaşamak zorunda kaldığı bir yeryüzü!
300 trilyon dolarlık bir varlıktan söz edilen bir dünya düzeninde, her 9 kişiden birinin açlık sorunu yaşaması, her gün binlerce çocuğun açlıktan ölüyor olması nasıl inanılmaz bir kötülüktür, sahiden anlayabiliyor muyuz?
Bu trajik gerçekle yüzleşip, dertleniyor muyuz?
Son olarak Afrika Çocuk Politikaları Forumu’nun direktörünün şu tespitine bakalım:
“Siyasi duyarsızlık, iktidarların hesap verilebilirliğinin olmaması ve yanlış ekonomik politikaların feci birlikteliğinin sonucunda yaşanıyor tüm bunlar.
Israrcı ve çıplak bir gerçek bu karşımızdaki fakat hala sessiz bir trajedi olarak kalmaya devam ediyor.
Bu temel sorun geniş ölçüde tanınmıyor ve tolere ediliyor.
Muhtemel sebebi ise açlığın fakir insanların sorunu olarak görülmesi.”
Açlığın, yoksulların bir sorunu olarak görülmesi ise aslında aynı tespit içindeki zikredilen iki unsurun ürettiği dünya düzeninin kötü neticesi: Hırsa dayalı siyaset ve sömürüye dayalı iktisat!
Büyüyen, büyütülen şirketlerin dünya geneline ördüğü finans ağları, tüm insanlığı ve tabiatı kuşatmış vaziyette.
Devletler ise kapitalist büyüme hırsıyla yeryüzünü giderek yaşaması daha dayanılmaz bir hale çeviren küresel sermaye aktörlerinin güvenlik aygıtlarına dönüşmüş durumda.
Kâr hırsı için, kapitalizmin krizlerini aşabilmek için, yanlış iktisadi politikaların bedellerini zenginler ödemesin diye yoksulların daha çok sömürüldüğü, insanların daha çok ezildiği düzenler, siyasal iktidarlar eliyle sürekli ve sürekli bir şekilde yeniden tanzim ediliyor ve her türlü tehdide karşı silah gücüyle korunuyor.
Böylece sömürmek, savaş çıkarmak meşru ilan edilirken; buna karşı her türlü itiraz hızlı bir şekilde terörize edilerek bastırılıyor.
İnsanlığa, milliyetçilik, din, mezhepçilik, vatanseverlik maskelerinin arkasına saklanarak hitap eden yeryüzü egemenleri, daha çok nefret, daha çok çatışma, daha çok savaş ve daha çok terör(!) üreterek, kendi çıkar düzenlerinin de devamını sağlama almaya çalışıyor.
Çok ama çok az bir mutlu azınlığın sefahati devam etsin diye tüm insanlık, siyasi ve iktisadi varlık üzerinde tahakküm kurmuş bu azgınlığın peşinde felaketten felakete sürükleniyor.
Gerçekten düşünelim, bu vaziyetin nasıl bir kötülük olduğunu gerçekten algılayabilir muyuz?
Yeryüzünde cenneti mümkün kılmamızı beklemiyorum ama burayı, her 10 saniyede bir çocukların açlıktan öldüğü, ırkçı, dini ya da mezhebi nefretin körüklenerek çıkartılan çatışma ve savaşlarda milyonlarca insanın ya canından ya yurdundan olduğu bir cehennem çukuru olmaktan kurtarmamız mümkün olabilir!
Bunun için ister inansın, ister inanmasın, ister Ramazan’da oruç tutmuş olsun, isterse tutmasın; önümüzdeki 11 ay süresince ne yapması gerektiğine karar vermesi ve harekete geçmesi gerekiyor.

 

YORUM EKLE

banner7

banner6