Çernobil sonrası en yüksek radyasyon nerede ölçüldü?

O zaman Sovyetler Birliği olan ülkede bir nükleer santral faciası yaşandı. Meydana gelen çevre felaketi Türkiye için de çok önemli sonuçlar, unutulması mümkün olmayan enstantaneler, etkisi yıllar sürecek ve telafisi mümkün olmayacak değişimlere neden oldu.

Ülkemizde radyasyonlu çay içen bakan görüldü. Bakana bakan halk da içti o çayı. Neticede çayın kanserojen madde içerdiği ortaya çıktı. Bakana bir şey oldu mu bilmiyorum ama ona bakana çok şey oldu.

Ülkemizde mantar biter gibi kanser hastalığı bitti. İnsanlar patlamadan hemen sonra kanser olmadıkları için hesap sormamız gerekenlerde hesap sorma zamanımız geldiğinde iş işten geçmişti.

Geçen gün üniversitede hoca bir arkadaşımla sohbet ederken benim Sakaryalı olduğumu öğrendi. Acır bir yüz ifadesi ile bana baktı ve “Çernobil sonrası en fazla radyasyon birikmesinin olduğu ilde yaşamak nasıl bir duygu” diye sordu. Açıkçası o sorana kadar ben de bilmiyordum. Daha sonra bana kendi hazırladığı çalışmayı gösterdi.

Patlama sonrasında en fazla etkin madde Adapazarı ile Karasu arasında kalan Ballı Kaya altında olmuş. Nedeni bilinmiyor. Ama o bölgedeki birikmenin etkisi olarak bu yörede kanser vakalarının artması çok normal.

Şimdilerde pek çoğumuzun kanserli tanıdığı var. Neredeyse her ailede bir kanser vakası var.

Kanserin tedavisi için moral lazım. Falanca doktor iyidir. Filanca bitki kansere iyi geliyormuş falan…

Yabancı bir ülkede meydana gelen patlamanın önüne geçemezsiniz elbette. Ama patlamanın getireceklerini halka açıklarsınız. Halkın daha bilinçli olmasını sağlarsınız. Patlamanın meydana geldiği ülkeye de bu işin kalıcı faturasının yansıtırsınız.  

Kısacası kansere aslında sizi kanser etmeyecek yöneticiler iyi gelir.

Bizi bizden iyi tanımışlar

Kime sorsanız hobileri arasında “kitap okumak” var. Kime sorsanız “belgesel” izliyor. Kime sorsak hayvanları çok seviyor. Ama ülkemizde belgesel kanallarının izlenirliği belli. Satılan kitap sayısı belli. Hayvanlara uygulanan şiddet ortada.

Yabancı bir araştırmacı, “Türkler bir ortama girdiklerinde çok saygılıdır. Misafirleri sofraya oturmadan oturmazlar. Misafir kalkmadan kalkmazlar. Kapıdan girerken mutlaka birbirlerine yol verirler ve önce girmemek için gayret ederler. Ancak trafikte tüm bu söylenenlerin tersini yaparlar” diye yazmış.

Adam bizi bizden iyi tanımış…

Ekleyeceğiniz bir şey yoksa

Çizgileri çok net çizilmediği için “Özel hayat” kavramı havada duruyor. Ama insanların telefonların bakmamak gerektiğini de artık biliyor olmak lazım. Telefonunuzu açıyorsunuz yanınızdakinin gözü ekranınızda.

Hele toplu taşıma araçlarındaki meraklıları hayretle izliyorum. Bununla ilgili iki sosyal medya paylaşımı okudum. Birinde “Yanımdaki teyze okumasın diye ekranımın ışığını kıstım. O da çantasından yakın gözlüğünü çıkardı” yazıyordu.

Diğerinde ise bir kız mesajını yazarken tanımadığı bir delikanlı ayakta dikiliyor ve ekranı okuyormuş. Kız mesajı bitirip “gönder” tuşuna basmadan önce çocuğa dönmüş ve “Ekleyeceğiniz bir şey yoksa gönderiyorum” demiş.

Spor hem ucuz hem sağlıklı

Hayatım boyunca sağlıklı olan şeyler pek ilgimi çekmedi. Hiç iki tekerli bisikletim olmadı mesela. Hatta aslına bakarsanız iki tekerlekli bisikletle uzun bir yol yapmışlığım da yoktur. Küçükken kardeşimin bisikleti vardı. Onunla aşağıdaki bahçemize kadar gittim. Dönüşte yeni aldığı bisikletle birlikte yeri öptük. (Kardeşimin çok istediği ve büyük bir hevesle aldıktan sonra ilk turunu benimle attığını söylemeliyim. Yere düştüğümde kardeşim bisikleti hiç önemsemeden bana sarılıp, “Abi senin bir şeyin var mı” demesi de halen kulaklarımdadır.) Sonra da bisikletle aramda mesafe oldu. Öyle de kaldı.

Dün Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanıma açılan bisikletlerin 50 bin defa kiralandığına dair bir haber gördüm.

Hem ucuz hem de sağlıklı bu ulaşım aracının bir başka faydası da şehrin trafik akışını rahatlatması. Düşünün eğer bu şekilde olmasaydı 50 bin kişilik daha trafik yoğunluğu olacaktı.

Bu şekilde hem spor yaptı millet, hem düşük miktarda da olsa büyükşehir para kazandı hem de trafik rahatladı.

Bu şekilde küçük dokunuşlar şehri daha yaşanır hale getiriyor. Emeği geçenlere de uygulamaya geçirenlere de uygulayıcı olanlara da teşekkür borçluyuz. 

HECATİ: Herkesin gökyüzü kendi penceresi kadar...

YORUM EKLE

banner7

banner6