Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi

16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği referandumuyla başlayan ve 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimiyle kesinleşe, Sayın Erdoğan’ın yeni sistemin ilk Başkanı olduğu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi;

90’lı yıllara gönderme yapılarak altı çizilen “koalisyonlar dönemleri bitirilecek” Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişle artık koalisyonlara bir daha dönülmeyecek, koalisyonlar dönemi bitecek, yerine güçlü parti ve o partinin lideriyle yönetilen ve siyasi istikrara sahip yeni Türkiye olgusu ortaya çıkacaktı,  

 Bu tez gerçekleşmediği gibi tam aksine; koalisyon olgusu tekrardan siyasi alanı şekillendirdiğini, Cumhur İttifakı-Millet İttifakı ve diğer olası ittifak ilişkilerinin siyasi ve duygusal kutuplaşmayı körüklediğini; demokrasi ve hukuk alanında yaşanan ciddi sorunları derinleştirdiğini, Türkiye’nin giderek “mutsuzlaştığını”, insanları geleceğe güvensiz ve endişeli baktıklarını ve Türkiye’nin bölgesel ve küresel algısının da itibarının da bozulduğunu görüyoruz.   

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile “Türkiye ekonomisi dinamizm kazanacak, büyüyecek, zenginleşecek, istikrarlı ve dayanıklı olacak ve böylece 2023 hedeflerine ulaşılacak. Türkiye uçacaktı.

Türkiye ekonomisi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ne büyük ekonomilerin içine girebildi ne de kişi başına düşen milli geliri artırabildi. Tam aksine, 2023 hedefleri küçültülmesine rağmen, ekonomide hiç bir başarı sağlanamadı. Dahası, bugün 2023 hedeflerinin unutulduğunu, yerine 2051 hedeflerinden bahsedilmeye başlandığını görüyoruz. Türkiye büyük bir işsizlik, özellikle de genç işsizlik sorunuyla karşı karşıya; hayat pahalılığı işi olanları bile yoksulluk sınırına yaklaştırıyor, hatta yoksulluk sınırı içine sokuyor.  İnsanlar özellikle de gençler, geleceğe güvenle bakamıyorlar, devlet ve hükümette israf çok büyük boyutlara ulaşmış durumda ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ekonomik sorunları çözme olasılığı giderek zayıflıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomiden çok güvenlikten konuşuyor.  Güvenlik ve devlet bekası dili resmi söylemi şekillendirirken, işsizlerden ve yoksullardan da “mümin” olarak sabırlı olmaları isteniyor.  Bu, bir taraftan işsizlik ve yoksulluk sorunun bugün için çözülemeyeceği anlamına gelirken, diğer taraftan, AK Parti’nin 2002’den beri güçlü olduğu ekonomi alanını tümüyle muhalefete bırakmasına yol açıyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile “devlet ve toplum daha iyi yönetilecek, vatandaş devletine güvenecek, devlet kurumsal olarak güçlenecek, eski hantallığından uzaklaşacak, kararlar hızlı alınacak ve uygulanacak, devlet kurumları arasında güven, iletişim ve işbirliği artacak, devlet bürokrasisi etkili ve verimli olacak, millete hizmet gidecekti.

Hatta tam tersi bir durumun ortaya çıktığını görüyoruz. Araştırmalar, devlet yönetiminde kurumlar arasında ve içinde ciddi güven ve iletişim sorunları olduğunu gösteriyor.  Gücün merkezileşmesi ile astın üstüne, üstün daha üstüne güvenmediği, milletvekillerinin bakanlara ulaşamadığı, herkesin merkezden haber beklediği, işlerin oluruna bırakıldığı bir yönetim ilişkileri ağı ortaya çıkıyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile “dünya siyasetinde Türkiye’nin itibarı ve gücü artacak; dış politika kararlarında stratejik otonomisi olan ve oyun kurucu etkiye sahip bir Türkiye olgusu ortaya çıkacaktı.

Bu alandaki başarı için Sayın Erdoğan başta olmak üzere, Cumhur İttifakı tüm enerjisini harcıyor, büyük çaba gösteriyor. Sert güce ve askeri operasyona dayalı bir dış politika anlayışı benimseniyor.

Bununla birlikte Suriye’den, Libya’ya, Doğu Akdeniz’den Yunanistan’a, AB-NATO ve Batı ilişkilerinden son olarak Azerbaycan-Ermenistan krizinde Türkiye, haklı olduğu noktalarda bile,  sorunların çözümünde başarılı olamıyor.  Kazanıyor görüntüsü verirken, ardından ya geri adım atan ya da ileri adım atamayan bir Türkiye dış politikasıyla karşımıza çıkıyor. Dış politikayı bilen diplomatların tasfiye edildiği, Bakaracıların makaracıların, cinayetten yargılananların, FETÖ kalıntılarının diplomat yapıldığı “diplomatların olmadığı diplomasi” ile Dış politikada ileriye dönük ve oyun kurucu adımlar atılamıyor. Batı ile kavgalı bir Türkiye dış politikasının “güvenlikçi dili”, Türkiye’nin “saha”da, “masa”da ve “algı”da hak etmediği bir yerde olmasına yol açıyor.

Verdiği sözü tutamayan, ki bu sözlerin sayısı artırılabilir de, kendisini reform edemeyen, kutuplaşmayı körüklerken kapsayıcılıktan uzaklaşan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin toplumsal desteği düşüyor, başarı ve sürdürebilme şanşı azalıyor.  Tam da bu nedenle, eski sisteme dönmeden, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönme söylemi ve talebi farklı siyasi aktörler ve toplumun farklı kesimleri arasında yaygınlaşıyor ve güçleniyor. 

9 Aralık PSG-Medipol Başakşehir UEFA Ligi maçında Yardımcı Antrenörü Pierre Webo'nun kırmızı kart görmesi sonuncu Medipol Başakşehir'in yönetici, teknik kadrosu ve futbolcularının yerinde tepkileri ve maça çıkmama kararları onurlu bir duruş olarak tarihe geçti. Ben de kendilerini tebrik ediyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mert
Mert - 3 hafta Önce

Parlamenter sistemi de gördü bu millet. Yeni sistem için zamana ihtiyaç vardır. Batı Sömürü düzeninin en elverişli aparatı olan parlamenter sistem çok mu iyi idi. Resmen Türkiye topal ördek durumundan hiç kurtulamıyordu. Aynı zamanda demokrasi insan hakları özgürlük kavramlarına sömürücü emperyalist sistemin argümanlarıdır. Bunu savunanlara o sistemin çarklarından gelir. Söylemi slogan değil hakikattir. Zira insanlık hiçbir döneminde sanki insan hakları ve demokrasi gibi kavramları sanki yaşamamış bilmiyor gibi bir algıdan başka bir şey değildir. Adı ne olursa olsun, gerçek manada insan hakları, hukuk eğemenlik kavramları, güçlüysen geçerli bir durumdur ayrıca. Elbet eleştireceğiz lakin biraz iyimser ve birazda geniş değerlendirmelerde bulunmak gerekir kanaatimce.

A. Hilmi
A. Hilmi - 1 ay Önce

Yazınıza katılmamak mümkün değil. Koalisyonlardan bıktık denilirken yönetici büyük partinin küçük destekçisi partilerin kuklası olduğunu görüyoruz. Birde iktidarı elinde bulunduranların nefret ve ötekileştirici aşağılayıcı dili bırakmaları lazım. Millet olarak birleştirici dil istiyoruz.

C. Cetin
C. Cetin - 3 hafta Önce

Kenancigim ülkeyi çok iyi ozetlemissin