Deprem yazısı

Başlığı gören okurun “bir sen kalmıştın deprem yazmayan” dediğini duyar gibiyim. Bir çok okur sayfayı çoktan çevirdi zaten.

Şimdi geriye kalanlarla ilgilenelim.

Kimse depremi unutmadığımızı iddia edemez. Hatta o kadar unuttuk ki, sıklıkla deprem bizi sallıyor ama biz depremi sallamıyoruz. Geride kalan ay Hendek’te deprem oldu Hendekliler dahil kimse ciddiye almadı.

Bizim orada bir inşaatçı 7 katlı binasını depreme dayanıklı olmadığı gerekçesi ile yıktırdı. Herkes ona “iş bilmez” dedi. Çünkü adamın yıktığı bina yedi katlı yerine yapacağı bina üç katlı. Şimdi bu adam “keriz” değil de nedir?

Pek çok kişi “benim binam olsa hayatta yıktırmam” diyor.

Depremden ibret alıp kurulan yapı denetim firmalarının da denetlenmeye ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. İnsan hayatının ne kadar ucuz olduğunu (ucuz lafın gelişi aslında bedava diyecektim) bir kez daha ortaya çıktı.

Sakarya’da deprem sonrası yapılan pek çok yapı kendiliğinden yıkılacak durumda.

Şehrin pek çok yerinde çarpık yapılaşmayı görüyorsunuz.

Gerçekten anlamadığım şeyler var. Birinin bunları anlıyor olması gerekir. Mesela bir müteahhit bizim tanıdığımız biri ise ona imara aykırı izin vermemiz normal mi?

Yani tanıdık müteahhidin yaptığı bina depremde yıkılmayacak mı? Böyle bir sözleşme mi var?

Mesela bir alanda üç katın üstüne müsaade edilmezken yurt ya da kamu binasının yüksek katlı yapılması nasıl açıklanacak?

Mesela fay hattı biliyor mu orasının kamu yatırımı olduğunu?

Ona göre farklı bir açıdan mı geçecek?

Cumartesi günü Yeni Haber Gazetesi farklı bir ön sayfa le çıktı. Herkes “unutmadık” çığlıkları atarken açık açık “unuttuk” manşeti yayınlandı.

Unuttuk çünkü.

Üstelik 30 yılda bir büyük deprem yaşadığımıza ilişkin kesin veriler elimizde olmasına rağmen unuttuk.

Geride kalan depremin üstünden 20 sene geçmesi değil mesele yeni depreme 10 yıldan az bir zaman kalmasına rağmen unuttuk.

Bu yazıyı yazdığım esnada bir arkadaşım “ne yazıyorsun” diye sordu. “Deprem ile alakalı bir yazı” dedim. O da bana “Deprem yazısını 17 Ağustos’ta yazacaktın. Şimdi geç kaldın” dedi.

Aslında işin özeti de bu konuşmada gizli.

Bizde deprem 17 Ağustos’ta konuşulan 18 ağustosta unutulan bir şey.

Yani insanların bir futbol maçını konuştuklarından daha kısa süre deprem konuşuyoruz. Sonra bir çay koy da Survivor’a bakalım…

Tesadüfe bak

17 Ağustos günü Sakarya’da etkili olmaya başlayan sağanak yağış vatandaşların zor anlar yaşamasına neden oldu.

Yağış süresi uzayan yağmur özellikle trafikte ilerlemeye çalışan vatandaşlara ve savunmasız durumdaki insanlar ile yaşlılara korkulu anlar yaşattı.

Kocaali’de Akçakoca’da yaşanan sel felaketi vatandaşları endişelenmesine neden oldu.

Zaten yağmur yağınca sürücülerin bir mayhoş olmasına da aklım ermiyor. Yağmurun yağdığı ilk andan itibaren trafikte bir enteresanlık oluyor.

Gece yarısı olmuş. Kavşağın girişinde su birikintisine girmişsin ve aracın bozulmuş. Üstelik de karanlık bir kavşağın sol şeridindesin. Yağmur yağıyor olabilir. Ama sen bir kazaya sebebiyet vermemek için araçtan inip aracın arkasına reflektör (duba da olur, duba da yoksa sen de durabilirsin. O kadar tedbirsiz trafiğe çıktın bari duba kadar ol da kazayı önle) konulması gerektiğini bilmiyor musun?

Neyse ki aracı biz fark ettik de bir süre arkasında bekledik. Dörtlüleri yakıp başka araçların bizim gibi macera yaşamasının önüne geçtik.

Evinde çaresizce yağmurun dinmesini bekleyenlere başka sürprizler de vardı elbette. Dışarıda deli gibi yağmur yağıyor, çatıdan ve zaman zaman evin içinden sular akıyor ama sular asıl akması gereken yerden yani musluklardan akmıyor.

Sürprizlerimiz bununla da sınırlı değil.

Akşam saatlerinde şiddetini artıran yağış cep telefonlarınızın çekmesini etkiliyor ve artık kimse ile doğru düzgün iletişim kuramıyorsunuz.

Sürprizi tatsızlaştıran son adım ise aniden kesilen elektrik oluyor. Artık kaderiniz ile başbaşasınız.

Özetle bir 17 Ağustos’u daha sağ salim atlattık.

Bakalım bir sonraki 17 Ağustos’u sağ salim görmek nasip olacak mı?

Hadi dedikodu yapalım

Dolmuşta seyahat ediyoruz. Bir teyzenin telefonu çaldı. Teyze telefonunu açtı ve nazikçe “Şimdi müsait değilim Nurcan. Daha sonra görüşelim” dedi.

Ben içimden “kadın ne kadar düşünceli. Araçtakileri rahatsız etmemek için telefonla görüşmedi” diye düşünürken teyzenin telefonu bir kez daha çaldı. Teyze bu kez uzun uzadıya konuşmaya başladı.

Üstelik de detay vererek. Argonun sınırlarında dolaşarak. Benim “topluma saygılı” olduğunu düşündüğüm teyze meğer bize saygılı olmadığı gibi Nurcan’a da yalancıymış.

Ben de onun dedikodusunu yapmış olayım…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zafer Demirtürkoglu
Zafer Demirtürkoglu - 2 ay Önce

Enver Albayrak
Enver Albayrak - 2 ay Önce

Süpersin Başkan. Muhteşem bir tesbit. Hem de akıcı. Zevkle okudum.

Davut Albayrak
Davut Albayrak - 2 ay Önce

muhtesem kardesim

Ali DERTLİ
Ali DERTLİ - 2 ay Önce

banner7

banner6