Devlet mi, Bireyin Hak ve Özgürlükleri mi?

Tarih boyunca insanlar, birlikte hareket etme ihtiyacı duymuşlardır. Bu organizasyonel davranışa sebep olan; hayatta kalmak, kaynakları ortak kullanmak, tehditlere karşı dirençli olabilmek ve kurdukları medeniyeti gelecek nesillere aktarmak isteğidir.
Biraz daha açalım: Eski tarihlerde küçük gruplar, oba, beylik, derebeylik gibi yapılar ile bir arada kalmaya ve ortak bir kader yaşamaya çalışmışlardır. Ancak iyi bilinen 5.000 yıllık geçmişe bakıldığında bu yapıların sürdürülebilir olmadığını söylemek zor değildir.
Ancak güçlü devletler kurabilen ve insanlık için faydalı işler yapan milletlerin, çocuklarını şimdiki zamana kadar taşıyabildiğine şahit olmaktayız. Bu gerçekliğe kimse itiraz etmez! Doğrusu, “ben devlet istemiyorum, kafama göre yalnız yaşayacağım” diyen birine hiç rastlamadım.
Günümüzde içinde yaşadığımız merkeziyetçi devlet yapılanmasına itiraz eden sol gruplar, kendi içinde özerk, bölünmüş, çok parçalı yapıları savunmaktadırlar. Bu şekilde, insanların “kendi kendini” daha iyi yönetebileceğini iddia ederler. Tartışılabilir, tartışılıyor da!
Fakat ikamet ettiği apartmanda aidat ücretini ödemeyen komşusu hakkında hemen yasal işlem başlatılmasına kolaylıkla razı olabilirken, büyük fotoğrafta devlete karşı sorumluluklarını yerine getirmeyenler hakkında “ezilen halklar” edebiyatına sarılıp, hümanist nutuklar atabilmek de bu kadar kolay olmamalıdır.
Kendi cebinden giderken aslan, devlet kasasından giderken barış güvercini olmak tutarlı ve medeni bir davranış olmaktan uzaktır.
Demokratik toplumlarda “kurumlar” esastır. Elbette demokratik bir yapı içinde bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan, sorumlulukları herkes için eşit tutan bir yapının varlığından bahsediyoruz. Ayrıca yöneticilerinin hesap verebilir ve denetlenebilir olmasını da “olmazsa olmaz” kabul ediyoruz.
Lakin “oy verdim, bitti gitti” diyemeyiz.
Vatandaş olmanın birinci şartı: VERGİ VERMEKTİR. Öncelikle vergimizi (kaçırmadan) vereceğiz. Sonra devletin sağlamış olduğu imkânların faturasını ödeyeceğiz. Elektrik mesela… “diğerleri ödesinler” diyerek kendimize özel bir alan açmaya çalışmayacağız. Sınır boyu kaçakçılık faaliyetlerini desteklemeyeceğiz. İster çay olsun ister petrol, kaçakçılıktan elde edilen paranın “yasal” olmadığını kabul edeceğiz.
Vergi oranları ağır mı geliyor, meşru ticaret para mı kazandırmıyor, eğitim ve sağlık hizmetleri standartların çok mu altında: O zaman oyumuzu kullanırken buna göre hareket edeceğiz. Bunun hesabını “derebeylik kurarak”, silahlı terör örgütlerinden medet umarak değil, sistem içinde Ankara’da mücadele ederek soracağız.
Yok! İlla anadilde eğitim mi istiyorsun? Her devletin tek bir resmi dili olmalıdır. Hindistan’dan örnek verelim istersen. Orada 300 farklı dil var. Zamanında bir tanesini seçememişler. Şimdi mecburen İngilizce konuşuyorlar. 
***
Yeni Bir Dernek…
Birçok kereler faaliyetleri hakkında bu köşede de bilgiler verdiğimiz 21 Haziran Milliyetçi Fikir Topluluğu, çalışmalarını bir “dernek formatı” ile sürdürme kararı almış ve gerekli resmi işlemleri tamamlayarak dernek kuruluşunu tamamlamıştır.
Bizlerin de görevler aldığı kurumun adı; “21 Haziran Milliyetçi Fikir Derneği” olarak tescil edilmiştir. Bu vesile ile Sakaryalı hemşerilerimizi bilgilendirmek istiyoruz. 

YORUM EKLE

banner22

banner21