Devlet yönetilirken romantik olunur mu?

Devlet yönetirken bugünü değil geleceği, bir kişiyi değil tüm ülkeyi düşünmek zorundasınız. Devletle ilgili karar alırken bireysel düşünemezsiniz. Romantik olamazsınız. Romantizm güzeldir de devlet yönetiminde karşılığı yoktur.

Karşıdaki adam size meydan okurken siz ona mum ışığında şiir okuyamazsınız. Düşmanınız size füze atarken siz kalkıp da ona gül uzatamazsınız.

Dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Libya’ya asker gönderilmesi ile ilgili tezkere gündeme geldi. Olağanüstü toplantıya çağrılan milletvekilleri Libya’ya asker gönderilmesi konusunda müzakereler yaptı.

İşin kötü kısmı müzakereler fuzuli yere yapıldı. Meclis toplantıya çağrıldığında ve müzakereler başladığında her parti oyunun rengini açıklamıştı. Konuşmalar aslında müzakereyi münazara haline gelmişti. (Öyle ki bu yazar bile oylama sonucunu beklemeden köşesini yazmaya girişti.)

Oylama yapılacağı söylendiği anda oylamanın sonucu belli. Zaten bizde muhalefet demek iktidarın yaptığı her şeyi yanlış bulmak, iktidar demek muhalefeti eziklemek demek…

Bu tezkerede de bilindik şeyler oldu yani.

Ama değinmek istediğim şey farklı.

Hiç kimse bu soğuk havada, kimin tarafının kazanacağı belli olmayan bir noktada çocuğunu yurtdışına göndermek istemez. Libya’nın karışık olduğu, yurtdışına gönderilen askerlerin her an bir kahpelikle karşılaşabileceğini hepimiz biliriz. Hiç kimse anaların ağlamasını istemez. Ama dedik ya en başında: “Devlet bireyleri değil toplumu düşünmek zorundadır” diye. Devlet adına karar almak da çok bağlayıcı ve vicdan gerektiren bir şeydir.

“Libya’ya asker gönderelim mi?” sorusu “Libya’ya oğlunu gönderir misin” şeklinde sorulduğunda yanıt değişmemelidir.

Bu inanışla Türkiye’nin ali menfaatlerini düşünerek alınan her karar başımızın tacıdır. Karar alınana kadar yapılan tartışmalar da bir kenara bırakılmalıdır. Artık bundan sonrasının hayırlı ve ülkemiz adına başarılı olması için çalışmaktan başka yapacak bir şey yoktur.

Ordu sefere çıktığında sadece dua gereklidir. Çatlak ses can sıkmaktan başka işe yaramaz.

Devlet yönetimi romantizmi reddeder. Realite neyse ona göre hareket etmek zorundayız. Allah ordumuzu muzaffer etsin ve kimsenin ayağına taş değmeden sağ salim gidip gelmeyi nasip etsin inşallah.

İki denizi mi birleştiriyor

İstanbul’u mu bölüyor

Bakış açıları bakış acılarına dönüşmüş durumda. Skolastik çağ yaşıyoruz resmen. Kimse diğerini dinlemediği için uzlaşma şansı da yok muhtemelen.

Siyasi gözlüğü çıkarıp bakmak da mümkün aslında. Ama skolastik düşünce altındayız. Her birimiz kendi siyasi çerçevemizden bakıyoruz. Herkesin gökyüzü kendi penceresi kadar tabi.

Son olarak Kanal İstanbul’da ayrıştık. Kimi “İstanbul’u ikiye bölüyor” diye karşı çıkıyor, kimi “İki denizi birleştiriyor” diye destek veriyor.

Tek olaya iki farklı bakış açısı. İkisi de siyasetin gölgesinde duruyor. İkisi de birbirini dinlemiyor. Aslında iki taraf da birbirini dinleme ön şartı ile masaya otursa, sonunda bu işin ülke çıkarına olup olmadığına karar verilse, kimse kimseyi yok saymasa, kimse kimseye art niyet gütmese, bir kere de siyaset ülke çıkarına yapılsa…

Fazla hayal kurduk sanırım.

Hayal gücümüzün sınırına geldik…

Neyse siz bildiğiniz gibi düşünün. Ama arada bir bakmak lazım diğerleri ne diyor diye…

Demar kapanmış

Demir yolu işçilerinin simgesi durumunda olan market kapılarına kilit vurmuş. İşçi sayısındaki azalma, markete gösterilen ilgilin düşmesi gerekçe gösterilmiş.

Aynı yere birkaç gün sonra yeni market açılıyor. Kapıya pankart da konmuş. Aynı işçi sayısına rağmen, aynı ilgi düşmesine rağmen yeni açılacak olan market inanıyor kâr edeceğine. İşçinin marketi ilgi görmüyor nedense.

Babaannemin dediği gibi, “Fakirin tavuğu bile tek tek yumurtluyor…”

HECATİ: Öyle kolay değil delirmek. Ben yıllarımı verdim mesela...

YORUM EKLE

banner22

banner21